• $7,5751
  • €9,08
  • 411.467
  • 1538.04
23 Haziran 2012 Cumartesi

Bu davanın konusu neydi?

Yaz ayları neşe ve keyif getirir insana. Sadece güneşin parlaklığı, sıcaklığı bile umut verir.
Sokaklar canlanır, etraf cıvıl cıvıl olur.
Bu sene yaz gelmedi bana...
Deniz çekici gelmiyor, gün batımı davetkarlığını yitirmiş, güneş ise umursamaz...
***
Herhangi bir konuya muhalif olmanın, duyarlı olmanın, farkında olmanın da bir sınırı var. O sınırı geçtin mi tatsız tutsuz kalırsın hayatta. Zekanın fazlası iyi olmadığı gibi aşırı farkındalık da mutsuz kılar insanı. İçinde 'acaba', 'belki de', 'evet evet bu sefer' gibi insani umutlara yer bırakacak kadar bilmek, o kadar farkında olmak iyidir. İyidir de işte elinde değildir.
Görmüşsündür, anlamışsındır, fark etmişsindir durumu bir kere...
***
Pazartesi günü Çağlayan Adliyesi'nde Odatv Davası'nın duruşması vardı.
Nedim Şener, Ahmet Şık, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk ve Sait Çakır'ın ilk defa tutuksuz; Soner Yalçın, Müyesser Yıldız, Yalçın Küçük, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan'ın halen tutuklu yargılandığı 'o' davanın duruşması.
Kimin neyle suçlandığını, kimin neden tutuklu olduğunu ve kimin neden tahliye edildiğini ilk günden beri anlayamadığım 'o' davanın duruşması.
Resme biraz daha geniş açıdan bakmak gerekirse 'kimin kimi neden savunduğunu, kimin kimi neden savunmadığını' bile anlayamadığım o davanın duruşması...
Anlayamadığım derken yanlış anlaşılmasın, ben her şeyi gayet iyi anlamış durumdayım da yaşananlar çok anlamsız!
***
Mahkeme başkanı Yalçın Küçük'ü kürsüye çağırıyor ve hakim soruyor: Bir telefon konuşmanızda Hürriyet gazetesinin başına Enis Berberoğlu getirilecek diyorsunuz ve bundan aylar sonra bu söylediğiniz gerçekleşiyor. Siz bunu nerden biliyorsunuz?
Duruşmayı izleyenlerin çoğu gazeteci. Bu sorunun cevabı hepimizde; yılların deneyimi, gidişatı takip etme, taşların yerinden oynamasına alışıklık, hamlelerin neye göre yapılacağını bilmek, bu tip görev değişikliklerini tahmin etme 'hastalığı' ve sezgiler...
Oysa Küçük'ün cevabı çok daha kısa ve nevi şahsına münhasır: Ben Zekeriya Öz'ün de görevden alınacağını tahmin etmiş ve kendisine söylemiştim.
Bu cevap üzerine duruşma salonu kahkahalara boğuluyor...
Mahkeme başkanı Soner Yalçın'ı kürsüye çağırıyor, hakim soruyor: Bir gazeteci arkadaşınızla başka bir gazeteci hakkında kötü konuşuyorsunuz bunu neden yapıyorsunuz?
Yalçın cevap veriyor: Fikrimi soruyor söylüyorum.
'Peki ama Soner Bey etik mi bu yani?'
Salondan uğultu yükseliyor.
Başka bir soruya geçiliyor: İnternet sitenizde çalışan muhabirlerden birine telefon ediyorsunuz ve hakkında haber yapılmış biri için 'o yazar arkadaşımız olur' diyorsunuz. Sizin yayın organınızda işler böyle mi yürüyor?
Yalçın: Çoğu zaman Odatv'de yazılan yazılar ve haberlerden öncesinde haberdar olmuyorum. Çocuklara bilgi veriyorum, 'arkadaşımız' diyorum. 'O haberi hemen çıkartın ve bir daha da yazmayın' demiyorum. Kaldı ki bu soruların anlamını da anlayamıyorum. Neyin etiğini tartışıyoruz şu anda? Gazeteciliğin mi? Telefonda neden küfürlü konuştuğumun mu? Arkadaşlarımla kimin hakkında ve neden dedikodu yaptığımın mı?
Hakimin soruları bitiyor, Soner Yalçın yerine oturuyor..
Duruşma devam ediyor.
Kimi savunma yapıyor kimi kısa konuşma.
Mesela Müyesser Yıldız diyor ki: Avukatımı azlettim, yenisini de istemiyorum. Suçumuz nedir ki neyin savunması yapılacak.
O da oturuyor yerine... Saatler ilerliyor...
Sanıklar cezaevi arabasına oradan da tutuklu oldukları Silivri Cezaevi'ne gönderiliyorlar.
Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci'nin tarzı bu; ilk günden beri kararı sanıkların yüzüne söylememeyi tercih ediyor.
Tutukluluklarının devam edeceğini veya tahliye olduklarını cezaevi aracında öğreniyorlar.
Sanık yakınları ve gazeteciler de adliye binasında bekliyor.
Aramızda tüm gün yaşananları, çapraz sorguda sorulanları tartışılıyoruz. 'Çok iyi oluyor, sorsunlar ki bu davanın konusuz bir dava olduğu iyice ortaya çıksın' diyenler çoğunlukta, herkesin o gün tahliye olacağına inananlar da. 'Ne sebeple tutacaklar ki daha fazla', 'Bu iş bitti, tutunacak dal yok' diyorlar.
Çünkü herkes hukuki platformdan bakıyor, mantığıyla yorumluyor, vicdanıyla konuşuyor...
Bir süre sonra sonuç ortaya çıkıyor; Müyesser Yıldız tahliye, gerisinin tutukluğuna devam. Eylül'ün 14'ünde tekrar duruşma var...
***
İsyan ediyor sanık yakınları.
Gözyaşları sel oluyor.
Müyesser Yıldız'ın kocası ve oğlu da dahil olmak üzere kimse sevinemiyor.
Çünkü yazınında başında değim gibi farkındalığın fazlası mutlu olmaya engel oluyor!
Herkes birbirine soruyor. Peki Müyesser Yıldız neden tahliye oldu?
Cevaplar üç aşağı beş yukarı aynı; kadın olduğu için, medya da ses bulduğu için, kedi meselesi, konuşmayı unutuyorum açıklaması falan vicdanlara dokunduğu için yanıtları veriliyor.
İyi de bunların davayla ne ilgisi var?
O halde Müyesser Yıldız neden 1.5 yıl hapis yattı, bu sorunun cevabı kimde peki?
Ahmet Şık ve Nedim Şener tahliye olduğunda da 'Peki Hanefi Avcı neden tahliye olmadı, suçlandıkları konu bir olup adama kitap yazdırtmak değil miydi?' diye sormuştuk.
Gerçi Hanefi Avcı konusu çok karışık.
Yargılandığı her iki davada da top havada kalıyor.
Bir taraf 'Sen Odatv'den tutuklusun benden değil' derken diğer taraf 'Sen devrimci karargahtan tutuklusun benden değil' diyor. Hanefi Avcı'nın bastığı ayaklar, içine düşürüldüğü durumun çetrefilini de arttırıyor.
İş, gün geçtikçe 'kişisel mesele'lerin büyüklüğüne göre affetme sırasının gelmesine dönüyor. Ne kadar kızdırdıysan o kadar uzun yatacaksın gibi bir şey... Bizler ise tahliye istiyoruz. Tüm gazetecilere tahliye. Sadece Odatv sanıklarına değil tüm gazetecilere!
***
Son tahlilde; gecenin karanlığında Çağlayan Adliyesi'nden evime doğru ilerliyorum, aklımda tek bir soru: Bu davanın konusu neydi?
Odatv davasının konusu; kim dedikoduyu seviyor, kim kimle arkadaş, kimin görüşü ne, kim iyi kalpli-kim kötü kalpli, kim medyada ne kadar güçlü filan mıydı? İpin ucu ve işin tadı iyice kaçtı...

<p>İlk etapta atışlarda biraz başarısız olsa da eğitimini  alarak ve kurallara uyarak gerçekleştirdi

Bordo berelinin poligon macerası Zeki Gümüş'le Rastgele'de

Kahramanmaraş'ta 3 mahalle karantinaya alındı

Türkiye'deki yaban hayatı fotokapana yakalandı

Güneş patlamalarının kaynağı ilk kez belirledi