• $7,359
  • €8,9601
  • 436.94
  • 1536.11
01 Mayıs 2011 Pazar

Bir şehri yaşamak...

Hep birtakım sebeplerden dolayı yolum bu şehre düşüyor. Sanırım bu kadar sık ziyaret ettiğim bir başka şehir daha yok.
Ancak hala acemiyim.
Çünkü her seyahatin konsepti farklı oluyor.
Mesela bu sefer hayatımda ilk defa şehri gerçek anlamda yaşıyorum.
Ev davetlerine katılıyor, yaşam tarzlarına ve insan tiplerine tanıklık ediyorum.
Daha önce gittiğim yerlere hiç gitmiyorum.
Müze gezmektense galeri dolaşmayı, alışveriş yapmaktansa yeni arkadaşlıklar edinmeyi tercih ediyorum.
New York anormal bir şehir.
Sürekli kendini yeniliyor, kim bilir belki de tüketilmekten korkuyor.
Korku, endişe, hız, acımasızlık, yalnızlık hakim bu şehre... Herkes sokaklarda ruh eşini aramakla meşgul.
Barlar, restoranlar, çamaşırhaneler, marketler etrafa  'acaba o sen misin' diye bakan gözlerle dolu.
Sokaklarda ya birden fazla çocuklu kadınlar ya da birden fazla köpekli adamlar dolaşıyor.
E tabii bir de bahar faktörü var.
Tüm ağaçlar çiçek açmış, güneş parlıyor, herkes sokaklarda... Turist de çok ama şehrin esas sakinleri aylardır bekledikleri baharı sokaklarda karşılamış ve evlerine girmemeye yemin etmiş gibi.
Ekonomik kriz ve etkileri biraz daha yumuşamış... Hala sıkıntı var ama insanlar gerginliklerinden uzaklaşmaya, bu duruma alışmaya başlamış.
Williamsburgh ve Brooklyn Heights şehrin gözbebekleri.
Hatta birçok semt ve o semtlerde dolanmak artık demode.
NEW YORK GECELERİ...
Bu şehirde her şeyin en iyisine oldukça uygun fiyatlara sahip olabilirsiniz. Büyük bir markanın pahalı ürünlerine mesela... Ama iyi bir yemek, içki, hatta güzel bir ortam peşindeyseniz asla ucuza elde edemezsiniz.
Zaten bu şehirde insanlar en çok yeme içmeye para harcıyor diyebiliriz.
Aslında birçok yönden New York olmaya özenen İstanbul'un gece hayatında çalışan herkesin gelip bir süre gözlem yapması gereken çok konu var.
Burada gece hayatına büyük yatırım olduğu gibi sektörün gelişmesi ve işlemesi için de çok çalışan insanlar var.
Mesele sadece yenilik yakalamak değil o yakalanan yeniliğin eskimemesini sağlamak.
Tüketim üzerine kurulu bir düzende bunu başarmak çok zor, ama başarıyorlar işte.
Dikkatimi çeken en belirgin şey gece hayatına salınmış 'cazibeli oğlanlar'...
Birçoğu aslında restoran ya da gece kulüplerinin maaşlı elemanları, ama müşteri gibi takılıyorlar.
Amaç herkesle tanışmak ve herkesi eğlendirmek.
Kimiyle aşk yaşayarak, kimine aşkı bularak, kimiyle içerek, kimiyle dans ederek. Özetle kim neyi istiyorsa onu vererek.
Evet genç ve güzel, minicik etekli kızlar da çalıştırılıyor gece hayatında. Flört et ama ileri gitme ilkesinde oldukları iddia ediliyor ama nedense 'cazip erkek' sayısı son zamanlarda pek artmış.
Kapılar, masa göstericiler, yan masadan size bulaşanlar hep genç ve yakışıklı erkekler. Bir şekilde sizi kendisine bağlayıp sürekli gelmenizi sağlıyor. İşi bu.
Biraz şöhret budalalığı da var. Sizin ülkenizde bir isminiz varsa burada sırtınızın yere gelmesi zor. Tanıştıktan 3 dakika sonra adınızı google'layan gececiler adeta tapınıyorlar adınıza...
Özellikler Cipriani Upstairs ve Avenue bu 'tavlama' sistemini en iyi kullanan gece kulüplerinden...
Geçen gün New Yorker dergisinde bir makale okudum. Gayet başarılı şekilde kaleme alınmış  New York gece hayatının sırları. Kapı görevlilerinden garson kızlara kadar esas görevleri, amaçları anlatılıyor. Bir nevi 'avlama' oyunu oynanıyor diyebiliriz.
TÜRKLER, GÖRGÜSÜZLÜK VE CİPRİANİ
Biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda New York'un ünlü restoranı Cipriani İstanbul'da da açıldı. Fiyatların uçukluğu ve restorana giden görgüsüz sosyetiklerin kostüm seçimlerinden bahsetmiştik daha önce. Tabii buralara gelince ister istemez sohbet yeni açılan İstanbul şubesine de geliyor. Cipriani'nin buralarda gayet iyi tanınan ve prestijli yöneticilerinden biri kendini zor atmış New York'a. Kibar da... Hemen anlatamıyor gerçek izlenimlerini... Biraz kurcaladıktan sonra 'Çok kabalar. Kendilerini fazla önemsiyor, kapris yapıyor ve sürekli problem çıkartıyorlar' diyor. 'Sen benim kim olduğumu biliyor musun?' kültürüne uzak olduğu için şok geçirmiş.
Bu arada Cipriani otel işine de giriyor. Beverly Hills'de yeni bir otel açmaya hazırlanıyorlar. Otelin adı Mr. C Beverly Hills. 15 Mayıs'ta özel bir açılış yapılacak. 1 Haziran'da ise resmi açılış. Oldukça iddialılar. Her iki açılışa da davetliyim. Eğer hayatımda beklenmedik bir durum olmazsa orada olmayı planlıyorum.
SEVGİNİN GERÇEK HALİ...
Yazının başında anlattım ya, bu sefer başka sefer diye...
Soho'da bir ev davetindeyiz. Bir Slovak gazeteci, Amerikalı zenci bir Jazz sanatçısı, NYU'da öğretim görevlisi bir profesör, sanatçı eşi, ben ve ev sahipleri.
Masada zevkli bir muhabbet...
Saatler geçtikçe samimiyetler de artıyor.
Herkes 'özel' durumlarını anlatmaya başlıyor.
Kıkırdıyoruz.
Derken 20 yıldır beraber olan, ancak 5 sene önce boşanıp birbirlerinden bir türlü kopamayan çiftin hikayesini dinlemeye başlıyoruz.
Kadın genç ve yaratıcı bir sanatçıyken başlayan ilişkileri yıllar içinde birçok sınavdan geçiyor.
Talihsiz bir kaza sonrası hayatı kararan kadın, bir süre sonra akıl sağlığını da yitiriyor. İntiharlar, tımarhaneler, aniden gelen ataklar. Eşi bazı günler derslere gidemez hale geliyor.
Şimdi durumu biraz daha iyice de olsa avuçlar dolusu ilaç ve gelgit bir ruhla yaşamaya çalışıyor. Aklı da hep geçmişte...
O gün de tesadüfen doğum günü.
Aniden eski eşi ayağa kalkıyor ve bizim önümüzde evlenme teklif ediyor.
Nefeslerimiz kesiliyor.
Hiçbirimiz 'çılgın romantik'ler filan değiliz.
Ama böylesi bir hikayede bir kadının elini hiç bırakmadan yürümeye devam eden bir adamla karşılaşmak neredeyse imkansız.
Ben kendi adıma bu dünyadaki varlığı için teşekkür ediyorum. 'Sevgi böyle şey işte' deyip kadeh kaldırıyorum.
Bu arada kadın kulağıma eğiliyor 'Beni hiç bırakmadı. Ben bu hale gelince şiddetle boşanmak istedim, kendi yoluna gitsin istedim. Boşandık ama bir gün dahi elimi bırakmadı' diyor... Dağılıyorum...
VE İŞTE KARŞIMDA CARRIE BRADSHAW...
Tüm dünyanın gözünde New York'u bambaşka bir ikon haline getirdi. Sadece bir dizi ve dizinin o karakteri için ta Japonya'dan kalkıp gelen ve 'Sex and The City turu' yapan insanlar var.
New York burası burada her şeyi giyebilirsiniz,
bir ayakkabıya gönül rahatlığıyla yüzlerce dolar verebilir, sokaklarda aşkı arayabilirsiniz... Ve bunları Carrie Bradshaw'dan aldığınız onayla cesurca yapabilirisiniz.
Sonuçta New York dendiğinde akla gelenler sıralamasında ilk ona girmiş bir dizi ve başrol karakterinden bahsediyoruz.
Büyük başarı...
Neyse konumuz bu değil.
New York'un en güzel zamanı şüphesiz ki bahar ayları.
Bu aylarda da gerçek New Yorker'lar sokaklarda.
E buralara gelip de Sarah Jessica Parker'ı görmeden dönmek olmazdı.
West Village'taki evinin önüne park ettiği arabasından eve eşya taşırken karşılaştık. Bir an durakladım, kızart yüzü ve çek resmini dedim. Sonra uzaklardan bir ses 'rahat bırak kadını' dedi. Bir süre çocukları ve eşiyle olan hallerini seyrettikten sonra uzaklaştım oradan...
Bu arada Sarah Jessica Parker'ın üç çocuğu varmış. Ben birincide kalmışım. Diğerleri ikiz kızlar. Sanırım henüz iki yaşlarındalar. Ve taşıyıcı anne yoluyla dünyaya gelmişler. Sanırım Parker bu yaştan sonra vücudunun bozulmasını göze alamamış...
TÜRK MEDYASI VE YAZARLAR ALEMİ NEW YORK'TA
Bahar olmasının yanı sıra pek sanatsal pek entelektüel günler yaşamakta New York. Pen Festivali ve Tribeca Film Festivali aynı döneme denk geldi. Haliyle sokaklar 'yazar- çizer' kaynıyor.
Elif Şafak çocuklarıyla beraber kaldığı Standard Otel'den konuşmacı olduğu organizasyonlara katılmak için koşar adım uzaklaşıyor.
Buket Uzuner çok sevdiği bu şehre Pen Festivali'nde konuşmacı olmak için gelip uzun süre kalmayı planlıyor.
Serdar Turgut pek ortalarda görünmüyor. Sanırım seyahate Kenan Tekdağ ile çıkmış. Ama nedeni bilinmiyor.
Herkes Ertuğrul Özkök'ü bekliyor... 'Hafta başı o da gelince New York daha da başkalaşacak' deniyor...
Soner YalçIn'a özel not: Bugün Central Park'ta yürürken genç bir çocuk dikkatimi çekti. Elinde bir pankart, pankartın üzerinde 'Şaka: 1 Dolar. Gülmek garantili.' Yazıyordu. Bir sürü insan o bir doları verdi ve karşılığında kahkahalarla güldü. O genç çocuğun yaratıcılığı, cesareti, 'yaramaz' zekası etkiledi beni. Tabii ki sen geldin aklıma...

<p>Sefirin Kızı'na transfer olan Tuba Büyüküstün neden bu kadar konuşuldu?</p><p>Rahatsızlığı sebebi

Haftanın Magazin Başlıkları

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları

''Eren-4 Karlıova-Varto'' ve ''Eren-5 Bagok'' operasyonları başlatıldı! İşte ilk kareler