• $7,3656
  • €8,9571
  • 437.063
  • 1536.11
13 Şubat 2011 Pazar

Başın öne eğilmesin Bekir Coşkun!

Son günlerde bir tuhafım. Sessizlik, dinginlik arayışındayım. Ya bir seyahat ya da içine dalabileceğim 'tatlı' bir romana ihtiyaç duymaktayım.
Bu düşüncelerle girdiğim kitapçıdan elimde Bekir Coşkun'un 'Başın Öne Eğilmesin'i ile çıktım.
Tuhaflığıma tuhaflık, üzüntüme üzüntü, endişelerime endişe kattı Bekir Coşkun'un yeni kitabı.
Ama sıkıntıdan kaçmak, görmezden gelmek, geçiştirmek yerine üzerine gitmek, korkmamak için cesaretlendirdi beni.
Bekir Coşkun ne mi yazmış?
Hepimizin gözleri önünde yaşadıklarını.
Hürriyet'ten 'ayrılış' ve Habertürk'ten 'kovuluş' öyküsünü.
Bizlerin 'vah vah' demekle yetindiğimiz ve hemen unuttuğumuz aslında hepimizin birinci dereceden meselesi olan o sıkıntılı günleri yazmış.
Yaşadıklarını arka arkaya sıralayınca daha da vurucu, can acıtıcı olmuş.
Bilip bilmezlikten geldiğimiz görüp hemen unutmaya çalıştığımız konuları gözümüzün, içine sokmuş.
Ve bunu yaparken de sert bir dil kullanmamış.
Yaşananlar o kadar sert ki zaten ancak yumuşak bir dille okunabilir.
Arkadaşlığın, dostluğun, insanlığın gazetecilikten önde olduğunu da anlatmış.
Arkadaşı Emin Çölaşan'la nasıl bir kader birliği içinde olduğunu da serpiştirmiş yazısına.
İnsan özenmeden yapamıyor.
'Kovulmuş', incinmiş ama birçoğumuzdan daha şerefli ve haysiyetli kalmayı başarabilmiş.
Kimseyi satmadan, geçmişinden ödün vermeden yola devam edebilmiş.
Ben daha fazla Bekir Coşkun'un kitabını anlatmayayım, siz bir tane 'Başın Öne Eğilmesin' alın, okuyun hatta okutturun.

Özrü borc bilirim
Dedim ya Bekir Çoşkun'un kitabı beni gerçekten altüst etti.
Kendimi sorgulattı.
Bu kadar zor günler geçirsem arkadaşlıklarıma ve arkadaşlarıma sahip çıkabilir miyim?
Kendi 'kelle'mi, menfaatlerimi düşünmeden 'mimlenmiş' dostumun elinden tutmaya devam edebilir miyim?
Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun zor bir işi başarıp sağlam adamlar olarak devam etmişler yollarına, helal olsun...
Bir diğer yandan Bekir Coşkun'un kitabında sık sık adını kullandığı, referans gösterdiği bir internet sitesi var; odatv.com.
Her gün, özelliklede 'hareketli' günlerde mutlaka takip ettiğim bir site.
Aynı zamanda yakın arkadaşımın yönetiminde, beğendiğim bir ekibin ortaya çıkarttığı iyi bir haber sitesi.
Bir gün bile adını anmadığım, yazılarıma konu etmekten itinayla kaçındığım, destek değil aksine çoğu zaman köstek olduğum bir haber sitesi.
Neden mi?
Korkudan.
'Arkadaşlarını kayırıyor', 'Bunlar çete', 'birbirlerinin goygoycusu' demesinler diye...
Bekir Coşkun ise salt bir okur olarak tebriklere boğuyor siteyi.
Ben ise korkakça, sadece onların yüzüne karşı övebiliyorum, mümkünse kimse duymadan..
Dedim ya bu kitap silkeledi beni.
Ve bu silkelenme sonucu inandığım ve beğendiğim bir işin, arkadaşın elinden tutup yürümeye korktuğum için tüm odatv ekibine özrü borç biliyorum.

Tam bir Türk filmi
Şimdilerde Türk sineması pek hareketli. Hırslı ve başarıya odaklı bir sektör haline geldi sonunda. Üzerlerinden ölü toprağı kalktı, genç nesil sinemacılar da kolları sıvayınca sektör canlandı. Son günlerin en iddialı ve sıkı reklamı yapılan filmi Aşk Tesadüfleri Sever de bu hareketlenmenin meyvelerinden biri.Elbette gittim ve izledim filmi. Oyunculuklar etkileyici, hem de çok.
Kadro geniş.
Ustalar da var genç oyuncular da...  Hepsi çok ama çok başarılı. Görüntüler, çekimler harika. Ankara'yı yaşatıyor film izleyene. Ama gelin görün ki senaryo zayıf. Filmde tesadüfler insanın içine baygınlık getirecek kadar sık yaşanıyor.
Adı Aşk Tesadüfleri Sever ya, işin püf noktasının tesadüf olduğunu 'fazlaca' belirtme ihtiyacı duyulmuş.
Ve 'tam bir Türk filmi olmuş' dedirtiyor insana.

<p>Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, hükümet krizini aşmak için yarından itibaren parlamentoda temsil

İtalya'da hükümet krizi... Conte gitti, şimdi ne olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları

Başkan Erdoğan, Sosyal Atama Töreni'nde konuşma yaptı