• $8,0662
  • €9,6705
  • 460.981
  • 1408.14
06 Mart 2011 Pazar

Artık uyanmak istiyorum!

Nefes alamıyorum, içim şiş sanki... Önümü göremiyorum. Bundan sonrası nasıl olacak, devamında neler yaşanacak kestiremiyorum. Her şey uzun süren bir rüyayla başladı. Gerçek olamayacak kadar mantıksız, etkisinden kurtulamayacak kadar şiddetli bir rüya. Belki de kabus demek daha doğru. Rüyamda kadın olmanın eziyet görmek, hakaret işitmek hatta çok da şansını zorladıysa çekip vurulacak 'bir şey' olduğu günler yaşanıyormuş. Sayısız şiddet, sayısız kadın cinayetlerini önlemek için hiçbir şey yapılmıyormuş. Öyle uzaklarda da değil, kadına şiddet burnumun dibinde yaşanıyormuş. Zengini, fakiri, eğitimlisi, cahili her kesimde kadın zulüm görüyormuş... Bu arada ülkede de işler iyice tuhaflaşmış. Hepimizin telefonu dinleniyormuş, çöpleri karıştırılıp 'açıklar' aranıyormuş. 'Mutlaka bir şeyler bulun' talimatını alanlar, kahkahalarla gülünecek nedenlerle arkadaşlarımı tek tek hapishanelere tıkıyorlarmış. Restoranlar, marketler basılıyor 'içkili ortam' cezaları kesiliyormuş. Parkta bira içen adamların ağzına alkol metre dayanıyormuş. Cemaat liderleri televizyon kanallarından halka sesleniyormuş. Halen aktif olan terör örgütünün hapishanede olan liderinin ev hapsiyle ödüllendirilmesi konuşuluyor, ancak 'halk henüz hazır değil' diye erteleniyormuş. Öğrenciler dövülüyormuş. Cehalet ile bilgi paylaşımı kol kola geziyorlarmış. Gazeteciler işlerinden oluyor, yazı günleri azaltılıyor, susmaya, yumuşamaya mecbur ediliyorlarmış. Kitap yazmak, halkı aydınlatmak en vahim suç kabul ediliyormuş. Omurgasızlık yeni türeyen gazeteciliğin birinci ve vazgeçilemez şartıymış. Israrla çizgisini bozmayanlar, ses çıkartanlar tasfiye ediliyormuş, edilemeyen de Silivri'ye gönderiliyormuş. Bir ara 'belki de hepimiz Silivri'de olsak, rahat ederiz' diyivermişim rüyamda... Dış ses 'Salak, kadınları oraya atmıyorlar'' diye azarlamış... Zaten Silivri'de de psikolojik savaş son hız devam ediyormuş... 'Düşünce suçluları' tecrit altına alınıyorlarmış.'Yazı yazmaya devam mı ediyorsun, bak bakalım inadının sonuçları neler olacak' deniyormuş... Tüh o huzurlu hayali de elden kaçırdık. Şimdi ne yapmalı? Oysa 'Kadın hakları'nı filan tartışacaktık... Rüyamda; 'Eğilip bükülmeyen, şahsiyetli, kaypaklıktan, yalakalıktan anlamayan biriysen bu devirde yerin yok'tu... Kadın mı ne kadını yahu... İnsan bile değildin ki... Bu korkunç rüyadan artık uyanmak istiyorum!

Vasata tahammülüm yok...
Yazdıklarımdan anlamışsınızdır içinde bulunduğum ruh durumunu. Dış dünya ile mümkün olduğunca kopuk yaşamaya, sadece ve sadece esas dostlarla görüşmeye özen gösteriyorum. Onlar da ısrarla beni hayata döndürmeye, sokağa çıkartmaya çalışıyorlar. 'Yahu rahat bırakın beni' desem de dinletemiyorum... Geçen hafta yine ani bir baskın ve zorlama sonucu Özcan Deniz'in 'Ya Sonra' adlı filmine götürüldüm. 'Gelmem ben o filme' desem de başarılı olamadım. İnanır mısınız filmi izlerken içim iyice daraldı. Hay Allah'ım, 'neden vasata tamah etmek zorundayız' diye söylenip durdum. Ne cesur bir adam şu Özcan Deniz. Bir şeyi yapayım, tam yapayım diye bir düşünce yapısından tamamen uzak. Hem yazmış, hem yönetmiş hem de oynamış. Oyunculuk ve senaryo vasat. Ama yönetmenlik belki biraz daha iyi. Bunları söyleme, değerlendirme ve not verme kurumu değiliz ama filmin sahibi de Özcan Deniz yani... Neyse diyeceğim odur ki; hayatlarımızda böylesine büyük şeyler yaşanırken Ya Sonra gibi filmler insanı iyice isyankar olmaya, iyiden iyiye sinirlendirmeye sebep oluyor.

<h3>Akupunktur Derneği Onursal Başkanı Dr. Murat Topoğlu iftarda tüketilmesi gereken besinleri AKŞAM

İftarda neler tüketmeliyiz?

Fenerbahçe, Medipol Başakşehir maçı hazırlıklarını sürdürdü

Amerikalı Rapçi Kanye West'in ayakkabısı 2 milyon dolardan satışa çıktı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC'de