• $7,6822
  • €9,1217
  • 417.185
  • 1534.5
26 Aralık 2010 Pazar

Ankaralı Tuğçe...

Geçen haftaki Ankara yazım pek ilgi gördü. Meğer 'benim Ankara'm' epey merak ediliyormuş da ben oralı olmuyormuşum. Tamam, söz daha sık bahsedeceğim buralardan.
Ben sanıyordum ki 'eski Ankaralı' olduğu için İsmail Küçükkaya 'haydi, Ankara yaz' diye zorluyor beni. Oysa herkes aportta bekliyormuş, neler yaşamakta olduğumu okumak istiyormuş.
Gelen tepkiler faklı farklı. Durumumu anlayanlar, yazdıklarımı tebessümle karşılayanlar kadar bana 'haddimi bildirmek isteyen'ler de oldu. Cumhuriyet Gazetesi'nin Ankara ayağından 'gel sana Ankara'yı gezdireyim' davetine en kısa sürede katılmayı planlıyorum mesela...
İlginçtir, Radikal Gazetesi Hayat Eki Yayın Yönetmeni Çınar Oskay'ı da pek etkilemiş 'benim Ankara'm'.
Bu hafta ekibini Ankara sokaklarına salmış. Ankara'da gazeteciler neler yapıyor, nasıl yaşıyor bir de geçmişte Ankara'da olup İstanbul'a göç edenler ne alemdeler, Ankara hakkında ne düşünüyorlar onu araştırtmış.
Benim de kapımı çaldılar. Dilim döndüğünce 'Ankara'nın ciddi bir devrime ihtiyacı var'ı anlatmaya çalıştım. Sanırım bugün yarın okuyacaksınız.
Söylemesi ayıp; etrafımda bu Ankara gündemi yaşanırken ben İstanbul'daydım.

NİŞANTAŞI GECELERİ...
Ankara'da olunca insan İstanbul'daki kadar 'medya içi' olamıyor takdir edersiniz ki... Ha bu iyi midir, kötü mü orası tartışmaya açık...
Sadece şunu söyleyebilirim; Her şey bıraktığım yerde. Ayşe Arman hala giyinik-soyunuk bazı dergilere poz vermekte. Efe Önbilgin bar kavgalarına karışmakta, Hıncal Uluç ve Ayşe Özyılmazel 'seviyeli' polemiklerine devam etmekte...
Neyse, medya dünyasını bir kenara bırakalım. Ben Nişantaşı'nın yılbaşı atmosferi için Mustafa Sarıgül'ü yürekten tebrik etmek istiyorum... Cıvıl cıvıl ama bir o kadar sade süslemeler, kırmızı halı uygulaması ve insana 'oh be' dedirten tüm düzenlemeleri için. Yurtdışında görüp özenmekten bir hal olduğumuz hoşlukları bize yaşattığı için. Yılbaşı gecesi Nişantaşı'ndaki kalabalığa girmek istemem ama öncesinde gördüklerimden büyük zevk aldım. Sarıgül sayesinde keyiflendim. Sağ olsun, var olsun...

Çete toplanamadan dağıldı!
Bildiğiniz üzere varlığı iddia edilen, çok konuşulan bir çete vardı. Kimi adına Nişantaşı çetesi dedi, kimi medya...
Gülüp eğlenirken, bu konu üzerinden 'mavra' döndürürken iş epey ciddi bir hal aldı. 'Abi'ler korkutuldu, karşı 'çete'ler kuruldu...
Derken ben Ankara'ya taşındım...
İstanbul'a bu gelişimde 'hadi buluşalım' dedik.
Nükhet Duru, Balmumcu The Plaza Otel'de sahneye çıkıyormuş, ona gidelim dendi.
Gittik.
Özlemişiz birbirimizi.
Fakat masada bir tuhaflık.
Herkes birbirine şüpheyle bakıyor.
Bir gerginlik ki sormayın.
Neyse ki Nükhet Duru o neşesiyle masanın havasını yumuşatıyor, yoksa halimiz duman.
Gece bitti, evlerimize dağıldık.
Sabah bir telefon trafiği... 'Neydi o gece ki halimiz' diye soruyoruz birbirimize... Ve ortaya çıkan sonuç ilginç; Bizim 'malum' çeteyi dağıtmak isteyenler aramıza bir 'ajan' sokmuş. Görevi ara bozmak. Bana onu, onu bana düşürmek... Güldük geçti... Ama gecemizin de içine edildi!

Bari sen yapma bunu Birand!
FIrsat bulamadığım için konuya anca girebiliyorum. 'Mutlaka' haberiniz olmuştur, Mehmet Ali Birand, 32. Gün'ün 25. yılını kutladı. Çok da iyi yaptı. Ben de 25 yıl aynı programı yapmak gibi istikrarlı olabilsem bunu mutlaka 'normalce' kutlamak isterim. Birand, epey büyük bir davetle, konuklarını ağırladı ve onlara 32. Gün'den kareler izletti. Nerden mi biliyorum? Önce mail kutuma sürekli yollanan davet(li) fotoğrafları ve geceye dair bilgilerin yer aldığı 'PR' çalışmasından. Nereden mi biliyorum, benim gördüğüm an sildiğim ve  'hay Allah, sen bari bunu yapma' dediğim fotoğrafların CNN Türk'te, 32. Gün'de yani Birand'ın kendi programında yayınlanırken gördüğüm için. Birand programını sadece o davete ayırmakla ya da 'önemli' konuklarını sergilemekle de kalmamış 'bak biz ne önemli programız, içimizden ne starlar çıkarttık' diye dizmiş stüdyoya Deniz Arman'ı, Cüneyt Özdemir'i, Serdar Akinan'ı...
Aynı hareketi Uğur Dündar yapsa, şüphesiz alay eder ama konu kendi olunca gaflete kapılmış anlaşılan. Aslında bir ölünün ardından yapılan 'anma' programlarını andırdı bana daha çok. Ancak ölüm veya mesleğe-koltuğa veda gibi bir olay bu tarzda yaşanabilir çünkü. Verdiği davette Cumhurbaşkanı ile canlı telefon bağlantısı, katılımcı 'sosyete', hep planlı, hep 'önem' vurgusu için özenle seçilmiş geldi bana... Bir PR firmasıyla bile anlaşmış,  32. Gün'ün 25. senesi ve Birand'ın davetine katılan isimler haber olsun gazetelerde diye... Şimdi insan ister istemez 'yahu ne gerek var. Mehmet Ali Birand olmuşsun sen artık' diyor, diğer yandan şeytan 'programının hala önemli bir yere sahip olduğunu vurgulama ihtiyacına düşmüş, belli. Acaba CNN'de sıkıntı mı var?' diyor... Neyse ne... Bazıları biraz daha farklı davranmalı, hayal kırıklığı yaratmamalı!

Sezen Aksu bu işe girmesin
Nükhet Duru'yu dinlemeye gittik dedim ya... Sahnede bir ara konu Sezen Aksu'ya geldi. Nükhet Duru dedi ki 'Sezen takı tasarlamaya başladı. Yakında satışa sunulacak. Ama yalvardım-yakardım herkesten önce sahnede bu gece takmak için izni koparttım. Buyurun işte Sezen Aksu'nun tasarımları'... Aman tanrım! Gördüklerim doğru olamaz...
Altın üzüm salkımları... Üzüm taneleri yerine de inci taneleri kondurmuş. İnce detay vermeye gerek yok... Boynu saran, kolu saran ve muhtemelen insanı bunaltan o feci salkımları görmenizi istemezdim. Sezen Aksu seven biri olarak onu engellemek, bu zevksiz tasarımları ortaya çıkartmamasını rica etmekten başka elimden bir şey gelmez.
Sezen Hanım ısrarla rica ediyorum, Lütfen o takıları piyasaya sürmeyin!

<p>3-5 yaş arası çocuklarda internet kullanımının günde 1 saat olmasını belirten Uzman Psikolog Dery

Çocukların internet kullanımına nasıl sınır koyarım?

Adana'da yanan ormanlık alanlar tekrar ağaçlandırılmak üzere hazırlanıyor

Yaren Leylek ve Adem Amca, 10'uncu yılda da buluştu

Bitlis'te besiciler kış şartlarındaki zorlu mücadelesi