• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
27 Şubat 2011 Pazar

Abdullah Gül ve ben, aynı karede...

İnsanın kafasında imajlar oluşuyor. Belki de oluşturuluyor... O imajlara göre yargılıyoruz, değer biçiyoruz hatta biçimlendiriyoruz herkesi.

Siz diyin çocukluktan, ta yetiştirilme çağınızdan başlıyor ben diyeyim kendi kendinize ediniyorsunuz bu imajları...  Ama sonuç fark etmiyor. İmajlarla yaşıyoruz işte...
Bir süre önce Twitter'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 'King's Speech' yani Türkçe'ye Zoraki Kral adıyla çevrilen sinema filmini eşiyle beraber izlediği ve çok etkilendiğini okumuştum.

Hatta sonra 'Cumhurbaşkanı korsan film mi izliyor' tartışmaları yaşanmış Abdullah Gül de açıklama yapmak durumunda kalmıştı.

O film benim kafama 'Cumhurbaşkanı'nın beğendiği film' olarak yerleşti.
İster istemez bilinçaltımca ayrı, farklı, ötekinin beğendiği olarak yorumlandı bir kere...
Film geldi sinemalara, Oscar ödüllerinin de iddialı bir adayı.
Gittim izledim.
Ne yalan söyleyeyim filmi izlerken hep aklımda Abdullah ve Hayrünisa Gül çifti vardı.
Acaba burada ne düşündüler, acaba bu sahnede ne hissettiler... Size saçma gelebilir ama ben tüm filmi Cumhurbaşkanı'nı düşünerek izledim.
Ve filmin sonunda 'Cumhurbaşkanı'nın beğendiği o filmi' çok beğenmiş olarak ayrıldım sinema salonundan...
Farklı fikirler, farklı algılar. Ama ortak sonuç. Cumhurbaşkanı'yla aynı şeyden zevk alabiliyoruz, ortak bir noktamız da olabiliyormuş demek ki...

Ayşe Arman aman sinirlenmeden oku...
Bir süredir Ayşe Arman'la ilgili herhangi bir konuya girmekten itinayla kaçınıyordum.
Takip edenler nedenlerimi gayet iyi biliyor...
Arman'la ancak kendi istediği çerçevede, uygun bulduğu konularda 'polemik' yapılabiliyor çünkü.
Hoşuna gitmeyen konuya girdiğin anda başka biri çıkıveriyor içinden.
Hazımsızca çirkin ithamlarda bulunuyor, iş espriden, ti'ye almaktan, eleştirmekten sapıp kişisel savaşa dönüşüyor... Elbette bu sadece benle yaşadığı bir durum değil.
Neyse...
Bildiğiniz üzere Ayşe Arman kızını meşhur çocuklar kategorisine bile isteyerek ve kendi elleriyle soktu. Hatta özel uğraş verdi bunun için. Paparazziler yollarda kovalamadı, o paparazzilerin fotoğrafını çekeceği biri haline getirdi kızını.
Bunu sık sık hakkında yazı yazarak, fotoğraflarını köşesine basarak ve hatta yetinmeyip ilk günden bugüne kızı ne yaşadıysa hepsini bir kitapta okuyucuya sunarak yaptı...
Şöhretin bedelini hepimiz biliyoruz değil mi? Hesapsız, fütursuzca eleştirilmek. İster çocuk ol ister kadın. İster köylü tarafından ister kentli tarafından yorumlan, fark etmez... Şimdi kızını tüm Türk kamuoyuna malzeme eden Arman, yolda kızını görüp bir eleştiri maili atan okuruna gazetedeki köşesinden 'dilini kopartırım' diye cevap yazıyor... Ya özelini (buna kızın da dahil) gizli tut ya da şöhretin bedellerini olgunca karşıla. Sadece iltifat duyunca değil eleştirilince de hazımlı ol...
Bugüne kadar bize tanıttığın Ayşe Arman gibi davran. Çünkü onun lügatinde 'o ayakkabıları kafanda parçalarım, dilini kopartırım'lar yoktu. Yaş dönümlerinin oyununa gelme...

O duvarda olmak benim için onurdur
Bekir Coşkun'u hiç tanımam. Ne karşılaşmışlığım vardır ne de aynı masada oturmuşluğum. Sadece yazılarını ve duruşunu bilirim, o da uzaktan... İki hafta önce kitabını almış, okumuş ve yazmıştım. 'Başın Öne Eğilmesin' beni hem etkiledi hem de sarstı, aslında hepimizin ne kadar duyarsız olduğunu bir kez daha bize hatırlattı' demiştim.
Aynı gün Oda TV'den de özür dilemiştim. Cesareti de feyzi de Bekir Coşkun'un kitabından aldığımı belirtmiştim. Kötü bir tesadüf, maalesef ki Soner Yalçın ve Oda TV ekibi yazımdan bir gün sonra gözaltına alındılar. Pazartesi günü Soner'in şokunu yaşarken telefonum çaldı. Ankara Cumhuriyet gazetesinden aranıyordum, Bekir Coşkun konuşmak istiyordu. Bizler hakaret, kavga, tehdit için aranmaya alışığız ya, çok uzun zaman olmuş güzel iki kelam, kibar bir teşekkür için de aranabileceğimi unutalı... Haliyle şaşırdım.
Telefonun ucunda insan sevgisi, duyarlılığı ve beyefendiliğiyle bir meslek büyüğüm konuşmaktaydı.
'Yazınızı duvarıma yapıştırdım' dedi son söz olarak. Gözlerim doldu, burnumun ucu sızladı... Duygularımı belli etmemeye çalıştım nedense... Ama şimdi hepinizin huzurunda kendisine sesleniyorum: Esas ben size teşekkür ederim. Gönülden bağlı olduğum mesleği şereflendirdiğiniz, çok az da olsa sizin gibi insanların kaldığını hatırlattığınız için... Ayrıca sizin duvarınızda yazımın olması benim için onurdur, kendimi bir sınıf daha atlamış olarak görürüm, Çok teşekkürler Bekir Coşkun, öncelikle varlığın için!

<p>HDP Esenyurt ilçe binasında asılı, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın afiş ve posterleri

HDP binasına baskın

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kurşun kalemlerin ucunda sanat

İstanbul boğazında görüntülendi! Sakarmekeler martılarla beraber simitle besleniyorlar