• $ 8,3465
  • € 9,6728
  • 504.287
  • 1112.37
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Umudu yalnız bırakmamalı

Henüz taze üniversite öğrencisiyim,

Gurbetteyim, bir başımayım.

Kısa sürede başımdan tahammül edemeyeceğim kadar çok sayıda kötü olay geçti

Uzatmam yasak, yerim dar. Siz bana itimad edin. İnanın kötü şeyler yaşadım.

Fakat başıma gelenlerin hiç birisi tek başına karşıma çıkacak kadar mert olmasa gerek, bir anda geldiler başıma.

“şu sendelemiş biçareyi diğerleri yıkamadı ama ben yıkarım” dediğini duyar gibiydim her aksiliğin

Nasıldı o kürdili hicazkar şarkı?

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir…

Aynı öyle vallahi

Neyse, o günlerden birinde, günün taze aksiliğini henüz savuşturmuş “şükür elhamdülillah” demiş, fakat meyus bir adam olarak eve dönüş yoluna revan olmuştum.

Ev dedimse, başkasına ev ama öyle bir psikolojideyim ki bana sığınak.

Kapağı atayım da hayatın üç beş serseri şarapneli oramı buramı mecruh etmesin tasasındayım.

Apartmanın garip bir girişi var.

Tam orada ev sahibimle karşılaştık.

Kurt.

Adı Kurt.

Seksen yaşının üzerinde. Aksi, abus kamtarir, inatçı, müsamahasız bir adam olarak tanıyorum Kurt’u

“Heh bir sen eksiktin mendebur” dedim içimden. Değmeden, dokunmadan geçeceğim. Nasıl olsa kirayı vermişim. Kurt peşime düşmez.

Tam o ümid ile adımlarımı hızlandırmıştım ki “Nasılsınız?” dedi.

Mutadı değil. Sormaz. Hal hatır sormaz Kurt. Aslında hiçbir insani yakınlık göstermez. Tarzı değil.

Şaşırdım. Soruyu soran bir Avusturyalı. Dolayısıyla her halükarda “iyiyim denmez”. Adamlar kötü olunca nasılsın sorusuna “kötüyüm” diyecek kadar dürüstler.

“Çok kötüyüm” dedim.

“Anladım zaten, o sebeple sordum” dedi.

Nasıl münkariz, ne me’yus görünüyorsam artık, Kurt’un bile vicdanı kendisine bana hal hatır sormasını emretmiş.

Anlattım.

Başıma ne geldiyse anlattım.

Dahası, kafayı yastığa koyarken “dur bakalım sabah başımıza neler gelecek?” endişesinin beni bırakmadığını anlattım.

İmtihanın bir rutine dönüştüğünü anlattım özetle.

Döndü, ters ters baktı.

“Şaka mı yapıyorsun?” der gibi bir bakış.

“Al işte kurt” dedim. “Ne kadar halden anlar ki?”

“Otur” dedi. Öyle mütehakkim bir eda ile söyledi ki ister istemez oturdum. Yani tabure olmasaydı ıslak zemine bağdaş kuracaktım. Öyle bir otur deyiş.

“Savaşı kaybettiğimizi artık anlamıştık. Sovyet ordusu her geçen gün Viyana’ya yaklaşıyordu. Derken sokak çatışmaları başladı. Doğu cephesi bozulunca babam bir şekilde Viyana’ya kadar kaçmayı başarmış. Yaralı. Eve geldi. Sakladık kendisini. Tedavi göremiyor. Beslenmesi lazım. Yiyecek bir şey yok. Dahası yiyecek bir şeyler isteyecek kimse de yok. Koca Viyana’da yiyecek patates kalmamış. Su hatları patlamış, çeşmeden damla su akmıyor. Derken askerlerimiz bir gün binamıza sığındı. İçinde olduğum oda da dahil çatışmalar yaşanıyordu. Bak şu kurşun izlerini hala sıvatmadım. Kızıma da vasiyetim. O da sıvatmayacak. Savaş odama gelmişti. Askerlerimizin bir kısmını gözümün önünde öldürdüler, bir kısmını esir aldılar. Bina çekik gözlü Sovyet askerleriyle doldu. Anneme tecavüz ettiler. Akşam tekrar geldiler ve tecavüz ettiler. Ertesi gün yine geldiler. Yemek yok, içmek yok, Viyana soğuk. Yakacak şey yok. Hasta babanın tasası, günde üç vakit yanımda tecavüze uğrayan bir anne. Yarını görecek miyim meçhul, fakat yarının tasasını çekmeye dahi fırsatım yok. O kadar fazla bela başımda. Yarın ne olacak diye endişelenemiyorum.”

Kurt bunları bir solukta büyük bir öfkeyle anlattı.

“E iyi Kurt, şimdi dertlerimizi mi yarıştıralım. Tamam seninkiler benimkileri döver” dedim içimden.

Cahilce bir düşünceydi işte.

O kadar değilmiş ki. Devası da içindeymiş. Anlatmaya devam ettti:

“Piaristen Kilisesi’nin rahibi babamın arkadaşıydı. Gittim. Ağladım. Hıçkırıklara boğularak ağladım. Durmamı bekledi sabırla. ‘Aslında bir kağıda yazıp vermek isterdim ama inan kağıdım kalmadı’ dedi. ‘Bir motto armağan etmek istiyorum sana. Bana da Budapeşte’de çocukluğumun geçtiği mahallenin rahibi I. Dünya savaşı yıllarında hediye etmişti. Aynı yaşadıklarına benzer şeyleri yaşıyordum, ancak sizden daha aç daha fakirdik. Biz Macarlar siz Avusturyalılardan hep daha garibanızdır malum. Bana insanın başına bir kez bela gelmeye başladığında yalnız gelmeyeceğini, belaların peşi sıra gelmeye başladığını anlatmıştı. Dünyada yaşanan fırtınalar gibi manevi bir fırtına dönemi olur demişti. Hiçbir bela, hiçbir dert-tasa yalnız gelmez, yanına mutlaka refikini de alır. İşte o dönemde vazifemiz umudumuzu yalnız bırakmamak. Umuduna da yol arkadaşı olacak umutlar bulmalısın. Yoksa omuzun çöker, bu dertlere dayanamazsın. O sebeple umudunu yalnız bırakma. Bir kağıda yazamıyorum ama motton bu olsun: LOSS DEINE HOFFNUNG NED ALLEIN’. Babamın rahip arkadaşının bu tavsiyesi beni hayatta tuttu. Şimdi sekseni bulduk. Anladın mı genç adam? Savaş bitti artık kâğıdımız var. Kâğıda yazayım mı?”

“Gerek yok” dedim.

Teşekkür ettim.

Divaneden bir söz çıkar divana sığmaz.

Günlerdir süren me’yusiyetimi dağıtmak da bizim suratsız Kurt’a nasip olacakmış.

Toprağı bol olsun.

Şu günlerde paylaşmak istedim.

Umudunuzu yalnız bırakmayın.

Sabırla

Taceddin Kutay Diğer Yazıları

Blasfemi

04.02.2020

Napolyon

28.01.2020

İzmir'de yıkılan binanın enkazından yaralı bir vatandaş kurtarıldı

İzmir'de yıkılan binanın enkazından yaralı bir vatandaş kurtarıldı

İzmir'de 6.6 büyüklüğünde deprem! İşte ilk f

İzmir'de 6.6 büyüklüğünde deprem! İşte ilk fotoğraflar

Başkan Erdoğan, yapımı süren Taksim Camisi'nde incelemede bulundu

Başkan Erdoğan, yapımı süren Taksim Camisi'nde incelemede bulundu

Boğa dolunayı olumsuz etkileyebilir! 31 Ekim günlük burç yorumlar

Boğa dolunayı olumsuz etkileyebilir! 31 Ekim günlük burç yorumları