• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

İstanbul'un semtlerine el uzatın

Gözün şehveti ufka bakmaktır.

Nazar ber kadem olmak zaaf gibi görünür kimilerine.

Civarına hayrı dokunduğunda cümle cihanı kurtaramadığını düşünmesi bundandır ufka bakanların.

Cihangirliğini haleldar ettiğini düşünür ister istemez, hayırhahlığını yakın civarına yöneltmesinin.

Olabilir, o da kendisini âlemin kurtuluşundan mesul hissediyor olabilir. Daha önemli bir adam olmanın yolunun bundan geçiyor olduğunu düşünüyor olabilir.

Ancak mesuliyet denen ağır yük, siz afak ile meşgulken, omuzlarınıza hamlettiği hakiki emanetleri bir başkasına devrediyor değildir.

Dibini ışıtmayan mum hakiki bir çerağ değildir. Nurunun hayrı hep eledir.

Bir süre önce “Filantropi bize uygun bir yardımlaşma kültürü değildir” dediğim için ağır eleştirilere maruz kalmıştım.

Diğerkâmlığın profesyonelleştirilmesi, hayır işlerinde yerinize bir kurumu vekil kılmanız yani, yer yer avantajlı olabilir.

Gelgelelim, kimin sadrındaki hangi cerahate merhem sürdüğünüzün farkında değilseniz, esasen yaptığınız şey olası sorunlara ihtimaller üzerinden bir el uzatmaktan ibarettir. Bir yakin tesis edemezsiniz.

Çoğu zaman dibinizde olup bitenlerden de haberiniz olmaz. Aslında el uzatmanız gereken nice mahruma, makhura el uzatmıyor oluşunuzun farkına dahi varamazsınız.

Birkaç yıl önce Tophane Tayfun Spor Klübü’nün başkanı, Mustafa Dede namıyla maruf Mustafa Yalçın’ı dinlerken, İstanbul’da yaşanan kentsel dönüşümün civarımızda nasıl bir sosyolojik dönüşümü neticelendirdiğine, ne gibi taze yaralar açtığına dehşetle muttali olmuştum.

Dostça, kardeşçe bir zaruret ile el uzatmamız gereken eski İstanbul semtlerinden birinde sürüp giden mücadeleden bihaber oluşumdan utanmıştım.

Süleyman Seyfi Öğün hocamız konu hakkında, Yeni Şafak’taki köşesinde “Tophane’de Neler Oluyor?” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. O yazıya müracaat etmenizi rica ederim.

Benzer bir hikâyeyi dün Balat’ta, Yavuz Selim Spor Kulübü’nün ve semtte faaliyet gösteren Fener Derneği’nin Başkanı muhterem Kadir Gözaydın Bey’den de dinledim.

Uyuşturucunun ve sair kanunsuzlukların pençesinden kurtarmak istediği gençlere el uzatma mücadelesinde hiçbir destek almayan altmış yedi yaşında bir delikanlı Kadir Bey.

Yetmezmiş gibi, son yıllarda Balat’ta yaşanan sosyolojik dönüşümün, burada yaşayan gençleri LGBTI gruplarının tasallutuna maruz bıraktığından müşteki.

Dünyanın dört bir yanına el uzatan hayır sahiplerimizin, Balat’ta çukurdan kurtarmaya çalıştıkları beş yüze yakın dar gelirli aile çocuğundan haberdar olmamalarından bizar Kadir abi.

Dünyalık talebi yok.

Hizmetlerinin karşılığında bir ücret beklentisi yok.

Gün be gün dönüşen Balat’ta gençlerin sosyal faaliyetlerini yürüteceği bir yere ihtiyacı olduğunu; lükse, alete-edevata ihtiyaçları olmadığını, aksine gençleri davet edebilecekleri bir mekâna muhtaç olduklarını söylüyor yalnızca.

Futbol’a başlattığı yetim çocuğa krampon parası bulamadığında yaşadığı hüznü paylaşıyor dinleyen kulaklarla.

Semtte sürüp giden mücadeleden haberdar olması gerekenlerin bihaber oluşundan, haberdar olanların ise bigane kalışından yana dertli.

Balat’ın fıkarasına, evladının rızkından keserek sürdürdüğü bu savaşta yardım etmek burnumuzun dibini görmek sorumluluğumuzun gereğidir.

Somali’nin, Eritre’nin, Açe’nin çocuklarına himmeti ulaşacak hayır sahibi gençleri burada yetiştirmeye çalışan, yetmişine merdiven dayamış bu kıdemli delikanlılara ve benzer hizmet sahiplerine omuz vermek zorundayız.

Tophane’yi Galataport dönüşümüne kurban eden bizler, Balat’ı kültür-sanat merkezine dönüştüğü şayiasıyla sürüp giden sorumsuzca bir sürece kurban etmemeliyiz.

Tophane ve Balat, fakirin haline muttali olduğu semtlerimiz.

Kim bilir, Selamsız’da, Sarıgöl’de, Hacıahmet’te bilmediğimiz daha nice hikâye, kitaplarda yer alma fırsatı bulamadan anlatılıp sonlanıyor.

Haberdar olunuz.

Pek çoğumuza, dünyanın öteki ucundaki fakr-u zaruret bölgelerinden daha uzak olan İstanbul’un semtlerine el uzatınız a dostlar!