• $31,3879
  • €34,0706
  • 2100.98
  • 9097.15
4 Ekim 2021 Pazartesi

İSLAMOFOBİ kavramını ihmal etmemeliyiz

B.

Sakarya Üniversitesi Diaspora Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi, kendi alanında Türkiye'nin en velud merkezlerinden.

Düzenlediği etkinlikler ve yaptığı yayınlar ile yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın içinde bulunduğu aktüel durumu çeşitli perspektiflerden takip etmemizi sağlayan Merkez, son olarak düzenlediği 'Avrupa ve Amerika'da Hak ve Özgürlükler Çalıştayı'nda "İSLAMOFOBİ" kavramı hakkında ileride kitaplaşacak önemli mütlaalar yapılmasına imkan sağladı.

Bizzat iştirak etmekle mutluluk duyduğum bu çalıştayda tuttuğum birkaç notu AKŞAM okurları ile paylaşmak isterim.

İSLAMOFOBİ, henüz kavram kargaşasından kurtulabilmiş bir mefhum değil. Bu sebeple bu kavramın yerine başka başka kavramlar kullanılmasını önerenler var. Ancak önemli uzmanların, bu kavramda ısrar edilmesini öneriyor olduklarını ifade etmeliyim.

İSLAMOFOBİ kavramını sorunlu kılan en önemli sorun, fobik olmanın hukuki bir karşılığı olmaması. Bu bahane ile Müslümanlara karşı işlenen nefret suçları, bir fobi olarak görülerek cezasız kalabiliyor. Buna karşın homofobi kavramı örneğinde olduğu gibi, asıl önemli olan şeyin, kavrama politik olarak sahip çıkılması ve asıl baskıyı bu minval üzere kurmak gerektiğine yönelik haklı bir vurgu ön plana çıkıyor.

Müslümanlara düşmanlık, cehalet sebebiyle ortaya çıkan bir korku değil, aksine bile isteye, üstelik devletler eliyle şekillendirilen bir düşmanlık. Pek çok uzman, üstelik müttefikan aynı şeyi söylüyor. Bu kanaat, yurdumuzda uzun yıllardır dillendirilen "Bizi tanısalar düşmanlık etmeyecekler" iddiasını boşa çıkartıyor. Zira İslamofobi'nin yükseldiği Batı ülkeleri, İslamiyet'i ve Müslümanları yüzyıldan uzun süredir yakından tanıyor.

Anglosakson dünya ve Amerika sanılanın aksine Batı'nın geri kalanına nazaran hiç de parlak bir görüntü arz etmiyor ve İslamofobi bu ülkelerde giderek yükseliyor.

Batı Medyası ve resmi kurumları sistematik bir şekilde İSLAMOFOBİK saldırıları gizlediği için kamuoyuna yansımayan pek çok hadise yaşanıyor. Bunların en önemlisi Alman medyasının uzun süre haberleştirmekten çekindiği ve halen doğru dürüst gündem olmayı başaramayan Merve El Şerbini olayı. Üç aylık hamile olan Şerbini, bir ırkçı tarafından, üstelik mahkeme salonunda otuzdan fazla bıçak darbesiyle öldürülmüş, polis ise saldırgana yönelen Şerbini'nin kocasını vurmuştu. Bu ve benzeri olaylar medya tarafından sistematik şekilde gizlenirken, resmi makamlar ırkçı ve İSLAMOFOBİK saldırıları sıradan suçlar olarak kayıtlara geçiriyor.

Sistematik gizleme ve inkar sebebiyle Batı kamuoyunun önemli entelektüelleri, hem de hiç utanmadan, aslında İSLAMOFOBİ diye bir şeyin olmadığını, Müslümanların kendilerine yönelik eleştirileri gölgelemek için kavram uydurduklarını ve sözde olaylarla içini doldurduklarını iddia edebiliyor.

Bunlar kaleme alınması gereken pek çok başlık arasından benim özellikle dikkatimi çekerek bu kısa yazıda yer verebileceklerim. Mütebakisini, kitap yayınlanınca okumanız dileğiyle...

<p>Çevresinde kaçak kazı yapılarak çukurların bırakıldığı 196 yıllık su bendinin uğradığı tahribat h

196 yıllık mirası böyle talan ettiler

BİM'de bu Salı neler var? BİM 5 Mart 2024 aktüel ürünler kataloğu

Tanzanya'da 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü

Kriz sürüyor... Yasa dışı geçişler böyle görüntülendi