• $7,3482
  • €8,9441
  • 437.179
  • 1536.11
04 Ocak 2011 Salı

Durum umutsuz değil ama ciddi

Bir kadın, bir adam, bir köpek, bir sürü çanta ve hediyeyle doluştuk arabaya. Arwen'le en uzun seyahatimiz. Kuru mama, kap kacak, oyuncaklar toplar, ne lazımsa attık bagaja. Yeni yıla Eskişehir'de gireceğiz. Dikti kulakları, sarkıttı dili, yolu seyrediyor bizimki. Ben de onun kadar meraktayım aslında. Eskişehir'e ilk gidişim. Kimseleri tanımıyorum. Tırsıyorum da hafiften ama çaktırmıyorum. Yanımdaki yüzün gülüşüne güveniyorum. İstanbul'dan çıktıktan sonrası kolay neyse, zamanında yetişiyoruz ev partisine. 

On kadar çift var parti evinde. Çoğu evli, bir kısmı yaza kadar evlenecek, geri kalanı da o gün evlilik teklif etmiş kız arkadaşına. Hah ha ha, aynı İstanbul! Şaka mı bu? Bulan sektirmeden evleniyor Eskişehir'de. Son dört ayda dört nikah görmüş bu grup, o derece. Erkeklerin hepsi ya ilkokul ya ortaokul arkadaşı. Okul bahçesinde beraber koşmuş, dizlerini beraber kanatmış, anne azarını beraber yemiş, sünnet korkusundan birbirine sarılmış, ilklerini beraber yaşamış bir ev dolusu kanka. Herkes herkesin ne mal olduğunu biliyor. Ve birlikte hala çok eğleniyor. Facebook'tan filan da bulmamışlar birbirlerini. Kimi Ankara'da, kimi İstanbul'da, kimi İzmir, kimi Antalya'da okumuş, çalışmış, dönmüş Eskişehir'e. Bir aradalar. Beraber yiyip içiyor, beraber gülüyor, beraber spora gidiyor, beraber evlenip, beraber çocuk planları yapıyorlar. Zincirleme gelişiyor bir şekilde olaylar. Küçük şehrin nimetleri.

BU ŞEHİR HAM DER YUTAR ADAMI
İstanbul'da böyle bir grubun onca yıl tek parça kalmasına imkan var mı diye düşünüyorum. Hiç kafama yatmıyor. İlkokuldan görüştüğüm tek bir kişi var benim hayatımda; ablam! Ortaokuldan devam eden toplam arkadaş sayısı bir... O da Londra'dan döndüğünde havaalanına gitmedim diye küstü bana. Evden havaalanı kaç saat bilmiyor sanki. Herkes her şeyi biliyor ama genlerimize işlemiş bu şehir. Biri az biraz canımızı sıktı mı, kalabalığa karışıp kayboluyoruz. 'Görüşürüz' diyoruz aramıyoruz. Arayanı sessize alıyoruz, 'aa görmedim ne zaman aradın' diye geçiştiriyoruz. 'Çok aradım ulaşamadım' diye sallıyoruz. Kazara karşılaşırsak, 'nerelerdesin kaçak' diye suçu karşı tarafa atıyoruz. Havasından mı suyundan mı bilmiyorum ama İstanbul kadar hızlı adam harcıyoruz. Maalesef. Egolarımız her şeyden büyük. En büyük yeri onlar kaplıyor bu şehirde. Kaybedeceklerimiz herkesten fazla. Kimse kimseye sevgilisini bile tanıştırmıyor. İnsan içine çıkarmıyor, işler adam akıllı rayına girmeden. Aman biri göz koyar, aman öteki ayartır diye yürek ağızda kız kıza, erkek erkeğe takılıyor nüfus. İçkili olunca haremlik-selamlık sayılmıyor nasılsa.


BİZİM DE İŞİMİZ ZOR
Evlerimize sığınıp, yarınki savaşa hazırlanıyoruz ancak. Gücümüz buna yetiyor. Günübirlik savaşlardan galip çıkanımız kendini şanslı sayıyor. 'Ölmedik be yaşıyoruz daha ne olsun' diye seviniyor. Mutlu olmaya, huzur bulmaya vaktimiz de yok, mecalimiz de. Trafikte geçiyor zaten ömür. Kafamıza duvar çökmeden, bir kamyonun altında kalmadan, akla zarar bir musibete uğramadan eve dönmek emelimiz. Tenceremiz kaynamıyor ama Facebook'umuz, twitter'ımız, cep telefonlarımız sıcak sıcak önümüzde. Ödenecek kiralar, faturalar, savaşlarda giyilecek kostümler, boyalar için çalışıp duruyoruz. En sadık yarimiz ise evren. Mesajları göndere göndere hal oluyoruz.
Demem o ki; biz bu koca şehirde yaşamanın başka bir yolunu bilmediğimiz için bütün bunları normal sayıyoruz. Halbuki değil. Kendimize fena halde eziyet ediyoruz. Eskişehir'i, bana diğer ihtimali gösterdiği için çok sevdim. Çok da eğlendim. Umarım uğur getirir... Bkz. Evrene mesaj gitti bile!

<p>Sefirin Kızı'na transfer olan Tuba Büyüküstün neden bu kadar konuşuldu?</p><p>Rahatsızlığı sebebi

Haftanın Magazin Başlıkları

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları