• $7,36
  • €8,9356
  • 438.384
  • 1538.46
10 Aralık 2011 Cumartesi

Dijital mirasımız ne olacak?

2 yıl önce kaybettiği annesinden müstehcen mailler alan İngiliz kızın yaşadıklarını anlatan uğursuz haberi okuyunca yeniden kafama takıldı şu dijital miras konusu... Aylar önce tam da bununla ilgili bir habere rastlamıştım BBC Türkçe'de (Ölünce internet hesaplarınız ne olacak? - Jane Wakefield). İnternet'teki hiçbir şey yok olmuyor biliyorsunuz. Hem iyi hem kötü tabii. Email hesaplarımız, sosyal paylaşım ağlarındaki üyeliklerimiz ve paylaşımlarımız, sörf yaparken bıraktığımız gizli ya da açık izler ve de tüm sanal malvarlığımız... İnanması zor ama ölünce ölemiyoruz maalesef artık. İşte en yeni kabusumuz!
'Huzur içinde yat' deyince yatmak öylesine zorlaştı ki, Batılı avukatlar bir süredir konu üzerinde çalışıyorlar ve üniversiteler de araştırmalar yapmayı sürdürüyorlar. Bazı internet sitelerinde, yılda 10-15 İngiliz Sterlini karşılığında dijital malvarlıklarınızı kategorize ederek 'koruyucu' ya da 'vasi' hesaplar oluşturabiliyor veya direkt vasiyetnameye ek yapabiliyorsunuz: 'Değerli yeğenime, internette poker ve bingo hesaplarıma erişim hakkını bırakıyorum. Büyük kuzenim de tüm iTunes kredilerimi alsın...'
Ancak kuşkusuz ki, kimilerimiz ileride kimsenin görmesini istemeyeceği veya düpedüz utanç verici dijital malvarlığına sahip. Bu durumda öldüğünüzde tüm bilgilerinizin silinmesini sağlamanız hayrınıza olacaktır. Hafta sonu için hiç iç açıcı bir konu değil farkındayım ama halledilmesi gerektiği de ortada. Bunu konuya giriş kabul edelim ve düşünmeye devam edelim derim.

Cımbız
YAŞANMIŞ BİR HİKAYE:
Yazarken temel duygularım öfke ve samimiyetti ama elbette çok şeyi değiştirdim. İnsan kendisini en çok etkileyen gerçek şeylerden söz ettiğinde bile, olaylara daha farklı bir düzen, daha 'olması gerektiği gibi' bir hava vermek ister. Sonuçta gerçek hayattaki her şey hem filmdeki gibi oldu, hem de hiçbir şey filmdeki gibi değildi. ('Teyzem' filmiyle adını duyuran sinemacı Ümit Ünal'ın, 'Işık Gölge Oyunları' kitabında Teyzem 2'yi neden çekmek istediğini anlattığı bölümden).

Otoban trendsetter'ı
'KaldIrIm mühendisi' gibi durdu farkındayım, fakat müsaade ediverirseniz açıklayacağım. Çiçek, su, simit, şarj cihazı, muz, kağıt helva, çikolatalı gofret, köpük balon tabancası, Groucho Marx gözlükleri gibi 'her eve lazım' şeylerin satıldığı yegane yerlerdir ya hani İstanbul otobanları. Kayıt dışı ekonominin parçası olsalar da, trafiğin durduğu saatlerde resmen hayat kurtarır o satıcılar. Simit su deyip geçmeyin ayrıca,
2 saatlik köprü trafiğine dayanacak güç verir muhtaç haldeki insana. Ki son aldığım şarj cihazını neredeyse zararına veren çocuğu hele hiç unutamam: 'İşin görülsün abla' demişti de... Her şarj edişte anarım hala. Dün öğle üzeri ise bambaşkaydı olan: Acıbadem E-5'ten köprüye doğru dur kalk dur kalk yaparken, sırtında yaylar elinde oklar olan bir adam belirdi karşıdan... Yaklaşan doğum günümün bana ettiği bir şehir şakası mı ki bu diye umutlandım ama hayır! Araçların arasında gayet sahici ve gayet zararsızca yürüyordu adam... Ki seyyar satıcıdan da başkası değildi! Gözlerime inanamadım. Bu köprü üstü trendsetter'larını ciddi merak ediyorum artık. Ok ve yay, sayın aralıkta doğan... Cık cık cık yani!

Home Tweet Home:
Tamam
soğan ağlatıyor da, güldüren sebze
neden yok?
(ArdaUskan)

<p>EGE'DE TÜRKİYE'NİN HAKLILIĞI ÇOK AÇIKTIR'</p><p>'Adına Egeler denilen, aslında bizim Adala

'Ege'de Türkiye'nin haklılığı çok açıktır'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Muğla'da tarım alanları su altında kaldı

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında