• $7,3549
  • €8,8955
  • 410.151
  • 1528.82
22 Kasım 2012 Perşembe

Beyoğlu nasıl kurtulur?

Önce AKM, sonra Emek Sineması, şimdi de peş peşe kapanan diğer sinemaları, lokantaları, pastaneleri, kahveleri derken kültürel erozyon çanları Beyoğlu için çalıyor. Alkazar, Lale, Elhamra ve niceleri tarih oldu. Sinepop iflas bayrağını çekti, Beyoğlu Sineması can çekişiyor. Sinemacılar küskün; halk artık bizim ağırlıkla gösterdiğimiz sanat filmlerini izlemiyor, hele şu son iki yılda tamamen terk etti seyirci bizi, diyor. Konuyu en çok yazan, en sert tepki gösterenlerden Atilla Dorsay haklı bir soru soruyor tam bu noktada; 'Hadi sanat filmlerini izlemiyor, yemek de mi yemiyor bu insanlar?', ne Rejans kaldı, ne Hacı Baba, ne bildiğimiz Borsa... Ne o yolunu ezber ettiğimiz Hayal... Yakında İnci Pastanesi de maziye karışacak... Ve daha da kim bilir hangi çamlar bardak olacak?
SUÇ KİMDE? HATA NERDE?  
Nakarata bakılırsa, buralar artık iş yapmıyor. Taksim zaten paravanların ardında, bildiğimiz Taksim olmaktan çıkmaya gün sayıyor. Çok yakında geçmişten, yakın tarihimizden tamamen arınmış ultra 'yabancı' bir Taksim-Beyoğlu ile karşı karşıya kalacağız. Ne tuhaftır ki, biz bizzat içindeyken gerçekleşecek bu dönüşüm. Bize rağmen. Hata kimde peki sayın Taksim-Beyoğlu sevdalısı? Yolumuzun sık düştüğü zamanlar bu kadar mı geride kaldı? İçimizi, kafamızı açtığı, nice yenilik ve heyecan bulduğumuz Beyoğlu'ndan niye soğuduk sahi bu kadar? Herkes büyüyüp koca adam oldu ve yıllar önce 'birisi' olmaya çalışırken arşınlanan o sokaklar, o İstiklal... Bu kadar mı önemsiz artık? Her yan AVM, her yan otel, her yan gıpgıcır olup ruhsuzlaşınca göreceğiz hayatın kaç bucak olduğunu ya... Çok geç olacak. Koruyamadık şu koskoca maziyi.
İLLÜZYON BOZULDU
Tüm keşmekeşine rağmen bir illüzyondur oysa İstanbul. Hele Taksim. Ne akıl erer ne sır, nasıl olup da yürüdüğüne hayatın. Sistemsizdir, düzensizdir, kuralsızdır, her şey ve herkes el yordamıyla bulur yolunu. İstanbul'un ruhudur... Sual olunmaz. Fakat işte paravanlar dikildi, makineler girdi ve illüzyon bozuldu artık. Geçmiş olsun. Kırk takla atıyor sürmek için hayat. Herkes mutsuz. Hükümetin dilinde ise o uzak şarkı; 'Her şey çok güzel olacak'... Güzel olsa da 'bizim' olmayacak, mesele bu. Hoş, belki amaç da bu zaten

Bir albüm, bir kitap
Haftanın cumaya yakın tarafında olmasına rağmen lüzumsuz derecede depresif bir gün. Müzikten, kitaptan ala ilaç yok böyle zamanlarda. Önce müzik: Niyazi Koyuncu'nun ilk solo albümü 'Muço Pa' diyorum, sayın henüz haberi olmayan. Karadeniz dillerindeki birbirinden zengin şarkılarla çok çekici bir çalışma. Benim favorim, Koyuncu'nun kendi bestesi olan 'Pulim'. CD eskiyene kadar dinleyebilirim. Kitaba gelince; öykü dünyasının sağlam kalemi Başar Başarır'ın Düzenboz'unu tavsiye ediyorum. Ben, sen, o, biz, siz, onlar... Cümlemiz varız bu öykülerde. Ve nasıl desem, pek matah kişiler sayılmayız açıkçası. Okuyunuz öyle tartışalım, sayın bozulan. Bir solukta okutuyor zaten. Sekiz yılını almış yazarın, o ayrı.

Hope Tweet Hope: 'Bir leoparın kuyruğunu sakın tutma. Tutarsan da sakın bırakma - Afrika atasözü' (@dagkedisi)

<p>'Yıl 1908... Osmanlı topraklarında ikinci Meşrutiyet ilan edilmişti ve Meclis'i Mebusan o günkü a

Bunlar kimin milletvekili?

Düzce'de altyapı çalışması sırasında şans eseri bulundu!

Her yerde uyuyabilen vurdum duymaz insanlar

Endonezya'nın Sinabung Yanardağı'nda hareketlilik