• $9,2463
  • €10,7946
  • 531.111
  • 1432.8
17 Ekim 2018 Çarşamba

Rüzgar döndü

Türkiye, gezi ayaklanması ile başlayan ve bugüne kadar devam eden yıkıcı saldırıların ardından Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın Almanya gezisinde işaret ettiği üzere yeniden reform ve ilerleme yoluna girme aşamasında.

Şer odaklarının tüm hain faaliyetlerine rağmen yıkılmadığımız gibi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçerek istikrarı kalıcı hale getirme adına en önemli adımı atmayı başardık.

Bu süreçte terörün her türlüsüyle amansız mücadelemiz sekteye uğramadı aksine “sınır ötesi başarılar” ile hain emellere geçit vermeyeceğimizi dosta, düşmana bileğimizin gücüyle göstermiş olduk.

Tehdit, saldırı, engelleme çabalarıyla Türkiye’ye diz çöktürmek isteyenlerin çabaları sonuçsuz, hevesleri kursaklarında kaldı.

Diplomasinin kendisine has kalıpları her ne kadar güncel gerçekleri yüksek sesle ifade etmeye imkan vermiyor olsa da son gelişmeler gösteriyor ki, Türkiye düşmanları bugün Türkiye’nin dostluğuna muhtaç durumda.

Hani “rüzgar döndü” derler ya Türkiye’nin sadece bölgesinde değil dünyada “vazgeçilemez” bir güç ve etkiyi temsil ettiği gerçeği artık “en anlamak istemeyenler tarafından bile anlaşılmış oldu” diyebiliriz.

Nasihatlerimizi dinlemeyenlerin musibetlerle yola geldiği bu süreçte kartların yeniden karıldığına, dengelerin yeniden kurulduğuna şahit olacağız.

Uzun, yıpratıcı ve çatışmalı bir sürecin ardından şimdi yeni dönemin gereklerine uygun davranma mecburiyetimiz var.

Başta ekonomi olmak üzere her alanda toparlanma ve ardından başlayacak yükselme sürecinin olumsuz etkilenmemesi için “ilgimizin yönünü” iyi ayarlamak durumundayız.

Yani ilgimizi “kötü” üzerinde değil, “doğru ve faydalı” üzerinde yoğunlaştırabilmenin gayreti içinde olmalıyız.

İlgimizi neye yoğunlaştırırsak onu büyüttüğümüzü fark edelim.

Kötülemek iyileştirmiyor.

Kötüye kötü demek çare olmuyor.

Mazeret başarının yerini tutmuyor.

Sezai Karakoç, İslam Alemi’nin içinde bulunduğu kötü durumun sebeplerinden biri olarak “kolaya kaçış” hastalığını gösteriyor.

Hiçbir meseleyi enine boyuna incelemeye yanaşmamak, emeği ve zahmeti göze alamamak, yolların en kolayını seçmeye yatkın bir mizacın kurbanı olmak diye tarif ettiği bu hastalığın sonucunda yavaşlık, verimsizlik, başarısızlık ve kalitesizlik ortaya çıkıyor.

Üstat Necip Fazıl ise bu durumu “Lüpçülük” diye tarif ediyor.

Yani çilesizlik, bedavacılık ve kolayına getiricilik.

Şimdi işin kolayına kaçıp lüpçülük yapma değil zora talip olma zamanı.

Önümüzde büyük bir fırsat var.

Evet, rüzgar döndü.

Ama yelkenlerimizi şişirelim diye.

Karşısına geçip tükürelim diye değil.

<p>Osman Kavala Davası'nı yakından takip ediyorlar. Hatta yargı üzerinde baskı oluşturmak için duruş

Osman Kavala'nın elçileri

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor