• $7,4765
  • €9,0391
  • 441.735
  • 1556.77
25 Mayıs 2011 Çarşamba

Olmaz olmaz deme

Bu şampiyonlukta para değil herkesin emeği, alınteri var. Aykut Kocaman sezon başı yalpaladı belki ama 2. yarı doğruları buldu. Başkan bir menajer gibi çalıştı. Kadro sorumluluk aldı, küskünler barışınca geriden gelip şampiyonluk kazanıldı

Bu ifadeler bana ait değil... Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman'a ait... Aykut Hoca maç sonu Lig TV ekranlarında şampiyonluğu anlatırken 'olmaz olmaz deme' diye tanımladı...
YANİ bir mucizenin gerçekleşmesi, ulaşılması zor bir hayalin gerçek olması, uzaklarda, adeta sisler arasında kaybolmuş bir hedefin yeniden bulunması gibi...
Fenerbahçelİ çoğu şampiyonluğunu belki hatırlayacak, belki de hatırlamayacak. Ama kesin olan bir şey var ki, 2010-2011 sezonunda bir 'Mucizeden öte', Aykut Hoca'nın dediği gibi 'Olmaz olmaz deme' cinsinden bir şampiyonluğu, yani bu şampiyonluğu, bırakın hatırlamayı, asla unutmayacak...
..
NASIL AYAĞA KALKTI
PEKİ nasıl oldu bu iş? Ligin ilk yarısında 'En berbat futbolu' oynayan takımlardan biri değil miydi Fenerbahçe... Her maçta bir ileri-iki geri yapmıyor muydu? Hücuma, bırakın koşmayı yürüme hızıyla çıkmıyor muydu? Deplasmanlarda maç kazanabiliyor muydu?
HEPSİ bir yana, küme düşen Bucaspor'dan sezonun ilk döneminde, üstelik Şükrü Saracoğlu Stadı'nda, yani kendi sahasında biri kupa, biri lig, iki maçta toplam tam beş gol yiyen Fenerbahçe'nin 'Futbol perişanlığını' bu tablo çarpıcı biçimde ortaya koymuyor mu?
..
AZİZSİLİN UYGULAMASI
PEKİ, böylesine dağılmış, böylesine futbolun uzağında kalmış, hocasıyla futbolcusu darılmış bir takım, nasıl oldu da, ligin ikinci yarısında böyle bir mucizeye, böyle 'Olmaz olmaz deme' cinsi bir şampiyonluğa imza attı, nasıl oldu da bütün rekorları paramparça etti...
İLK yarıda İstanbul dışında sadece Konya'da kazanan Fenerbahçe, ikinci yarıda dışarıda 9'da 9 yaptı... 17'de 16 yaptı... Kendi sahasındaki maçları tek gol bile yemeden kapattı... İlk yarıda kendi sahasında yenemediği Beşiktaş'ı, Galatasaray'ı gitti, İnönü'de, Aslantepe'de yendi... Nasıl oldu bütün bunlar...
KİM ne derse desin, kim ne kadar kızarsa kızsın, kabul edilmesi gereken bir gerçek var: Aziz Yıldırım, güçlü-kudretli bir başkan... Belki sarsılıyor ama yıkılmıyor... Toplumsal linç oluyor, ona bile aldırmıyor... Kendisine vurmayı alışkanlık haline getirenleri takmıyor...
Elbette bu 'İnanılmaz geri dönüşte' Aykut Hoca'nın inkar edilemez katkıları var. Ancak ben 'Aslan Payı'nı gene de Başkan'a veriyorum... Devre arasından başlayarak, bir başka tanımlama ile kupadaki Yeni Malatya maçı sonrası 'Dozu artırılmış bir Azizsilin' uygulamasına geçti...
..
KADROYA GÜVEN VERDİ
NE yaptı Başkan... Takıma biraz olsun uzaktan bakarken, tam içine girdi... Bir menajer gibi, bir hoca gibi... Israrla ve inatla 'Ara transfer' yapmayacaklarını söyleyerek, önce mevcut kadronun güvenini sağladı... Sonra dargınları barıştırdı... Biliyoruz ki, özellikle ilk yarıda hoca ile Alex başta olmak üzere Andre Santos, Cristian büyük sorunlar yaşadı... Başkan, dargınları barıştırdı... Hem yöneticileri, hem teknik kadro ve futbolcularla  toplantılar yaptı... Israrla aynı şeyleri söyledi... 'Kaybedersek, hepiniz çok şey kaybedersiniz, kazanırsak, hepiniz, hepimizden fazla kazanırsnız...' Nitekim öyle oldu... Başkan kesenin ağzını sonuna kadar açtı... Futbolculara bugüne kadar, şampiyonluk primleri hariç tam 11 milyon dolar prim ödedi... Zamanında, geciktirmeden... Verdiği sözü yemeden...
..
TAM TESLİM OLACAKKEN
BÜTÜN bunlar, kötü oynayan bir takımın dirilmesine, liderden 9 puan geride kalmış bir takımın yarışa yeniden katılmasına yeter miydi... Elbette yetmezdi...
AMA burada da Fenerbahçe'nin imdadına Trabzonspor yetişti... Üstelik ikinci yarı fikstürü de ciddi biçimde Fenerbahçe'nin aleyhine çalışıyordu... İlk hafta Fenerbahçe Antalya deplasmanında kaybetse-ki o güne kadar deplasmanda  tek maç kazanmıştı -Trabzonspor kendi sahasında Ankaragücü'nü mağlup edebilse, belki de puan farkı daha da açılacak, Fenerbahçe erken teslim bayrağı çekecekti...
Ama ilk yarıya bakıp, ne bekleniyorsa ikinci yarıda tam tersi oldu... Fenerbahçe, biri şöhretler takımı Beşiktaş olmak üzere ilk üç deplasmanını kazandı...Trabzonspor kendi sahasındaki ilk üç maçında berabere kaldı, bir de Kadıköy'de Fenerbahçe, kendine karşı hiç direnemeyen Trabzonspor'u mağlup edince bir anda yarışın ortağı oldu...
..
İŞ SADECE PARA MI?
AYKUT Hoca bile o haftalarda samimi bir itirafta bulunmuş 'Farkın bu kadar çabuk kapanacağını beklemiyordum' demişti...
YARIŞIN bundan sonrası malum... 23'üncü haftadan 34. haftaya kadar nefes nefese, inada bindire bindire... İşte daha  sonrası elbette Fenerbahçe için Trabzonspor'a oranla daha kolaydı... Daha fazla  ekonomik güç, daha fazla taraftar desteği, daha deneyimli bir  kadro... Nitekim öyle oldu... Şimdiye kadar görülmemiş yarış rekor puanlarla ama sadece bir gollü ikili averajla belirlendi... 
Şenol Hoca'nın dediği gibi 'Para, emeği  yendi' derseniz, işi sadece para olarak görmek, Fenerbahçe'nin alınterini ve emeğini görmezden gelmek olur... Eğer 'Para emeği yenebiliyorsa' aynı şeyler ligin ilk yarısı için de geçerli olurdu... Ama şu oldu... Fenerbahçe ligin ikinci yarısında, daha fazla çalıştı, daha fazla inandı, daha fazla alınteri akıttı, emek harcadı, en önemlisi daha fazla, üstelik dozu artırılmış 'Azizsilin' aldı...
..
HERKES TAVIR KOYDU!
BU müthiş geri dönüşü, bu 'Olmaz olmaz deme' şampiyonluğu, federasyona, hakem kararlarına, dış saha koşullarına bağlamak gerçekten şampiyona saygısızlık olur... Elbette hakem hataları oldu... Ama kime olmadı ki... Eğer hakemler şampiyonu belirliyorsa, aynı hakemler ilk yarıda Fenerbahçe'yi niye 9 puan geride bıraktı... Eğer hakemler Trabzonspor'u engellemeye çalışıyorsa, aynı Trabzonspor'u ilk yarıda niye durduramadı...
Ancak şampiyon şunu görmeli... 'Biz bize yeteriz' diye tişört bastırıp giyiyorlarsa zaten görüyorlar demektir... Bu yarış süresince Fenerbahçelinin dışında kimse Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemedi... Hadi koyu  taraftarlar, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemezler. Bu son derece doğal... Ama en ılımlı futbolseverler bile 'Fenerbahçe mi, Trabzonspor mu' dendiğinde hep Trabzonspor'dan yana tavır koydular... Fenerbahçe yönetimi bundan ders çıkarmalı... Başarı elbette kıskanılır ama, burada kıskançlıktan öte bir şey var...
Fenerbahçe bu konuda samimi biçimde bir özeleştiri yapmalı...
ÖRNEĞİN şampiyonluk kutlamasını bu kadar görkemli yaparken, gözleri kamaştırırken, rakiplerini kıskandırırken, onlara laf atmaya, onları kızdırmaya, tepkilerini çekmeye ne gerek var...
..
HAKKINI VER!
AZİZSİLİN falan dedik ama 'Yiğidin hakkını' da teslim etmek zorundayız. Genç hoca, Fenerbahçe için 'Tecrübesiz' sayılabilecek hoca Aykut Kocaman, başlangıçta yalpalamış olsa bile yanlışlarından çabuk dönmeyi başardı... Alex'le inatlaşmayı uzatmadı, dargınlarla ilişkilerini 'Bunları gönderin' noktasına getirmedi... Özer'den çizgi adamı yaratma hayali, tam bir hayal kırıklığı olmuşken, bunu geç de olsa gördü ve vazgeçti...
Saha kenarında hep 'Sakin ve kontrollü güç' olarak kaldı... Ben de dahil, saha kenarında hoplayan-zıplayan, sürekli hareket halinde olan teknik adamlara prim veren futbol dünyası Aykut Hoca ile birlikte bu tarzın da başarılı olacağını gördü... Futbol ailesi bir şeyi daha gördü... Başarının temellerinin sevgide yattığını... Sezon başında  hocaya dargın, kırgın olan futbolcuların, her geçen hafta hocaya daha fazla yaklaşmaları, sezon sonunda hocanın futbolcuların gözünde hocadan çok 'Sevgili' halini alması, Kocaman adına 'İnsan ilişkisinin' çarpıcı bir örneği olarak gözümüzün içine girdi...
..
LÜTFEN RAKİBE SAYGI
MARATON programlarının kasetleri arşivlerde duruyor... Ligin ilk yarısında Aykut Hoca'yı, Fenerbahçe'nin ortaya koyduğu 'İlkel' futbolu en fazla eleştirenlerden biri benim...
Ama ikinci yarıdaki mücadelesine ve inanılmaz geri dönüşüne, çamur atmak, lekelemeye uğraşmak yerine saygı duyuyorum...
Fenerbahçe bu saygıyı gerçekten hak etti... Trabzonspor da bu saygıyı çok çok hak etti...
Bize lig tarihinin en unutulmaz şampiyonluk yarışını yaşattıkları için...
Gerçekten hak ettiler... Lütfen şampiyona saygı...
Rakibe saygı...

<p>Peki, piyasalar güne nasıl başladı? Kur ve altında nasıl bir  seyir var? Merkez Bankası’nın

Piyasalar güne nasıl başladı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayatınızı kolaylaştıracak pratik bilgiler

Kar yağışı Türkiye'nin dört bir yanında sürücülere zor anlar yaşattı