• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
11 Mayıs 2011 Çarşamba

Bu hale nasıl düştük?

Futbol terörü bağıra bağıra geldi. Resmen rüzgar ektik, fırtına biçiyoruz

Kini, nefreti, öfkeyi yeşertmek için tarlaya gübre atanlar, umarım hiç olmazsa bundan sonrası için ders almış olurlar. Duymuyorlar mı, ortalık 'pislik' kokuyor!

Futbol terörü bağıra bağıra geldi... Kulaklarımızı tıkadığımız, gözlerimizi kapadığımız için, ne duyduk, ne gördük... Çünkü duymak ve görmek işimize gelmedi...
Bunun adı, futbol fanatizmi, amigoluk, derin taraftarlık falan olamaz... Bunun adına futbol terörü denir...
YILLARCA besledik, büyüttük, geldi kapımızı çaldı... Haydi şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını...
YILLARDIR biliyoruz... Maçlarda olay çıkartanlar en yakın karakollara götürüldü... Bir-iki saat sonra kulübün yöneticisi, manajeri ve ya da bir başka adamı, gitti, olay çıkartanları karakolun arka kapısından çıkarttı...

HATIR GÖNÜL OLMAZ
YANİ, başkan hatırı, yönetici ağırlığı, en önemlisi kulübün adının gücü, maalesef devlet otoritesinin üstüne çıktı... Hatır-gönülle olay çıkartanlar bırakıldı...
YILLAR geçti, devir değişti, futbolda rant dönemi başladı... Önceki yıllarda katıksız taraftarlık yapanlar, kulüplerine aidiyet duygusu ile bağlı olanlar, bu defa, bu ranttan faydalanmanın, işin ekonomisinden pay almanın yollarını aramaya başladılar...
Hemen hemen her kulüp, her başkan tribün liderlerine 'bedava bilet' dağıtmaya başladı... Bileti alanlar bir kısmını yakınlarına dağıtarak, çokcasını satarak araba, dükkan, han, hamam sahibi oldular...

YANLIŞ İLİŞKİLER!..
ÖYLE ki zaman içinde tribün liderliği, futbol sektöründe bir statü olmaya başladı... Başkanlarla organik ilişkiler daha da gelişti... Başkanlar, tribünlerde kendilerinin korunması, sevmedikleri kişiler ya da kurumların karalanması için bu ilişkiyi sürdürmekte hiçbir sakınca görmediler...
AÇIK olalım, bu ilişkiler bugün de devam ediyor. Bazı başkanlar yanlışı anlayıp geriye çekilmeye başlamış olsa bile, büyük bir bölümü aynen devam ediyor... Öyle ki hafta içinde tribün liderleri ile kulübün politikalarını konuşan, tribün liderlerini topluca Avrupa seyahatlerine, hatta kutsal topraklara gönderen başkanlar olduğu bile iddia ediliyor...

KATIKSIZ TARAFTAR LAZIM
DURUM böyle olunca, ister saha içi, ister saha dışı olsun, kulüpler olay çıkartanlara, futbola darbe vuranlara bir şey yapamıyorlar... İpleri kaptırdıkları için güçleri yetmiyor... Öyle bir döneme geldik ki, kulüplerine sadece yürekten sevgi ile bağlı olan katıksız taraftarların 'enayi' yerine konduğu bile oluyor... Unutmayın, yakın zamana kadar elinde numaralı bileti olmasına rağmen, yerine oturamayan, daha doğrusu oturtulmayan seyirciler bile vardı... Çünkü tribünler belli gruplar tarafından işgal altındaydı...
Elbette bunlar azaldı... Ama bitti mi derseniz, bitmedi...

OTORİTE FARKLI OLMAZ
DAHA kötüsü... Devlet otoritesi her yerde devlet otoritesidir... İstanbul'da başka, Trabzon'da başka, Gaziantep'te, Bursa'da, Samsun'da ya da bir başka yerde başka şekilde uygulanamaz... Ancak çeşitli kentlerde görev yapan mülki amirler, güvenlik güçleri, çoğu kez kendilerini devletin otoritesi olmaktan çok, görev yaptıkları kentin takımının taraftarı gibi gördüler... O nedenle saha içi, ya da saha dışı çıkan hiçbir olaya devlet anlayışıyla yaklaşmadılar... Genellikle taraftar gözüyle baktılar... Görev yaptıkları şehirlere hoş görünmenin yanında, yerel baskılardan da çekindiler...

ÖFKE ARTIRAN BLOGLAR
BİRAZ da kendimize bakalım... Televizyon programları, gazete manşetleri, köşeleri, özellikle yerel medya... Bir bölümümüz 'yangına körükle' gitti... Gerilimden, kavgadan, kaostan beslendi... Hele taraftarların kontrolü altında olan bloglar... Öfkeyi, şiddeti iyice kabarttı...Yanlı yayınlar, taraftarları gerçekleri görmek yerine, istediğini görmeye, istediğini duymaya alıştırdı... Taraftar bu alışkanlıkla, futbolun gerçeğine sırt çevirmeye başladı. 'Kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım' anlayışı maalesef ülke futboluna egemen oldu...

ÖLÜM KALIM DEĞİL Kİ!
EN önemlisi, en, en, en önemlisi... Kimse yanlış yaptığını kabul etmedi... Kimse yaptığı yanlışın bedelini ödemeye yanaşmadı... Aksine bugüne kadar 'yanlış', yapanın yanına hep kar kaldı...
Halen 'sen haklısın- ben haklıyım' kavgası yaptığımıza, halen bir şampiyonluk mücadelesini bu kadar derin yaşayıp bir 'ölüm-kalım' mücadelesine soktuğumuza, en acısı, kentin plakası ile bitecek bir maç skorunu bile 'namus meselesi' yaptığımıza göre 'nasıl bu hale düştük' diye sormaya gerek yok...

DERS ALMIŞ OLURLAR MI!
NASIL bu hale düştüğümüz çok açık belli... Rüzgar ektik, fırtına biçiyoruz... Hepsi o... Ama daha da kötü bir durum var...
Ekmeye devam ediyoruz... Kini, öfkeyi, nefreti ekmeye devam ediyoruz...
Bu kini, nefreti, öfkeyi yeşertmek için tarlaya gübre atanlar, umarım hiç olmazsa bundan sonrası için ders almış olurlar... Duymuyorlar mı, ortalık 'pislik' kokuyor...

<p>Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Akrep, Terazi, Yay, Oğlak, Kova ve Balık burçları yeni

Haftalık burç yorumları (25 Ocak – 31 Ocak 2021)

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İstanbul boğazında görüntülendi! Sakarmekeler martılarla beraber simitle besleniyorlar

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor