• $12,5739
  • €14,1788
  • 726.23
  • 1777.45
18 Şubat 2017 Cumartesi

Kutuplaşma mı, saflaşma mı?

Kutuplaşma; zıtlaşmadır, ayrışmadır, siyahla beyaz kadar farklılaşmadır. Asla bir araya gelememenin yörüngesine teslim olmaktır. Kutuplaşma karşıtlıklar üreterek, bir arada olamamanın, tahammülsüzlüğün zirve yapmasıdır.Her toplum her millet böyle bir riskle karşı karşıya kalabilir. Bir ülkede kutuplaşma hali, o ülkenin başına gelebilecek büyük felaketlerin habercisidir. Kutuplaşma; iç barışın zedelenmesi, ufalanma, dağılma, boğazlaşma tehlikesini besler. Bu tehlike, kutuplaşmanın genellikle toplumun, halkın tüm dokularına sirayet etmesiyle ortaya çıkar. Bu durum millet olmanın şuurunun zedelenmesi, ortak yazgıda ortak inanç ve kültürde ve ortak olan her unsurda ayrışma halidir. Bir evin öbür eve düşmanlaşmasıdır. Bu durumun yaşanması için bu ülkede çok uğraş verildi. Ülke gençler üzerinden kamplaştırıldı, yapay çelişkiler üretildi. Etnik, mezhepsel, dini ve kültürel kimlikler üzerinden ayrışmalar, dışlamalar, inkarcı yaklaşımlar, ötekileştirmeler denendi bazen mesafe de alındı. Ancak hiçbir zaman bu ayrımcı, ötekileştirici yaklaşımlar bu topraklarda maya tutmadı. Anadolu bu durumun hiçbir zaman bünyesine kalıcı olarak yerleşmesine izin vermedi. Aslında geçmişte yaşananlar devlet – millet birlikteliğinde ortaya çıkan arızaların sonucuydu. Dayatmacı yaklaşımlar; etnik, mezhep ve inançlar üzerinde ayrımcılığı beslemişti. İnanç ve kültürel kimlikler üzerinden yasaklar, dışlanma duygusuna ve mağduriyetlere yol açmıştı. Türkiye bu arızalı ve riskli evreyi büyük felaketlere uğramadan yeni bir döneme geçerek aştı. Son 15 yıllık dönemde sistemin tüm mağdurlarının temsil edildiği, yeni bir siyaset devletin yeni bir yüzü olarak şekillenmeye başladı. Artık ceberut devlet değil, kerim devlet anlayışı hâkimdir. Bu durum devletin milletiyle bütünleşme halidir. Artık hiç kimse etnik, mezhepsel veya kültürel kimliği nedeniyle ötekileştirilmez. 15 Temmuz kaos planıyla ülkeyi işgale, parçalamaya girişen ihanet şebekesinin tüm çabasına rağmen Türk milleti bölünmemiştir, canı pahasına istiklaline sahip çıkmıştır. Bu durum aslında millet nezdinde kutuplaşmanın değil bütünleşmenin öne çıkmasıdır. Buna rağmen son dönemde Türkiye’de yapay bir kutuplaşma çığırtkanlığının yapılması, karanlık bir senaryonun devreye sokulması çabasıdır. Bu senaryo; kutuplaşma kurguları üzerinden, 5.kol faaliyetleriyle kardeş kavgasını başlatabilmek ve buradan geri dönülmez bir iç savaş yaşatabilmektir. Bunun için hedef, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Halk tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olan Erdoğan üzerinden yapay kutuplaşma üretmeye çalışanların amacı; bu kirli ve karanlık senaryoyu devreye sokabilme gayretidir. Dış güdümlü bu hamlenin içerideki mikrofonları; millet tabanı olmayan ama özellikle medyada mevzilenerek sonuç almaya çalışan dar bir çıkar grubundan ibarettir. Ancak bu grubun yeni ittifakları ve buna dayalı yeni arayışları vardır. Bu ittifaklar hem içeriden hem de dışarıdandır. İngiliz Financial Times’ın bir süre önce “Kutuplaşma son bulmazsa Türkiye yönetilmez hale gelecek” manşeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden üretilmeye çalışılan yapay kutuplaştırma çabasının dış ittifaktan yansıyan sadece bir örneğidir. Bunun gibi çok sayıda örnekler bulunmaktadır. Görünen o ki, yapılmak istenen yapay bir kutuplaştırma oyunuyla ülkenin istikbali ve istiklalinin zedelenmesidir. Aslında ortadaki durum kutuplaşma değil saflaşma halidir. Yani herkesin gerçek safına çekilmesidir. Herkesten kastım geniş halk kitlelerinden kopuk bu dar çıkar çevreleridir.

Kimdir onlar;

Onlar; boyunlarındaki küresel efendilerinin kemendiyle hareket eden ve bunun gereğini yerine getirenlerdir. Onlar; yıllardır kendi çıkarlarını ülke ve millet çıkarlarının önüne koyarak kurdukları saadet zincirinin kopmasının hırçınlığı yaşayanlardır. Onlar; 1980’li,1990’lı kayıp yılların dışarıdan yönetilen içeride idare edilen düzenin kapanmasının ve Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesinin telaşını yaşayanlardır. Onlar; geçmişteki IMF memurlarının eşliğinde, ağırlıklı koalisyonlardan oluşan zayıf ve ürkek hükümetlere ayar verdikleri, gazete manşetleriyle siyasete yön verdikleri, kapalı kapılar arkasında hükümetler kurdukları, bakanları azlettikleri siyaset dışı düzeni özleyenlerdir. Onlar; yıllardır seçkinler zümresi olarak kendi sırça köşklerinde oturarak, halkına yabancılaşmış, ülkesinin ve milletinin değerlerinden ve topraklarından kopmuş sözde aydın kisvesiyle örülü maskeleri düşenlerdir. Onlar; yerli ve milli olan her değerden ürken, başkalarının taşeronu olmanın gereği olarak montajla yetinen ve ülkenin yüksek teknolojiyle buluşan ürünlere yönelmesiyle tedirginliği artanlardır. Onlar; 2009’da Davos’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “one minute” çıkışıyla tedirginlikleri artan, o gün bugündür Erdoğan’ı “diktatör” karalamasıyla hedefe koyan, mazlumların sesi olmaya başlayan, dünya beşten büyüktür diyen Türkiye’nin önünü kesmek için FETÖ ve diğer terör örgütlerinden medet umanlardır.

Telaşları büyüktür.16 Nisan öncesi tüm kozlarını oynamanın telaşındalar. Kaos çıkarmaktan, yapay kutuplaştırma senaryolarından, algı oyunlarından, sahteliklerden, karalamalardan oy devşirmenin çabasındalar.

Türkiye onların istediği gibi kutuplaşmıyor, kutuplaşmayacak. Ama saflar belli oluyor, daha da belli olacak. milli-gayri milli saflaşması, bütün maskeleri düşürdü, daha da düşürecek.

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle seyirci tarafından tanınıp benimsenen Mekin Sezer, iki

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 3: Mekin Sezer

Kedi ile köpeğin şaşırtan dostluğu

Omicron varyantının semptomları açıklandı

Zor şartlarda mangal kömürü üretip ailelerinin geçimlerini sağlıyorlar