• $13,7307
  • €15,559
  • 787.531
  • 1910.41
27 Ekim 2019 Pazar

'Sağlık olsun' ama milli olsun!

Sayın Cumhurbaşkanımız geçen yıl Sağlık Bilimleri Üniversitesi akademik yıl açılışında yapmış oldukları konuşmada 16 yıldır üzerinde en çok hassasiyetle durdukları ve en çok yatırım yaptıkları alanların başında Sağlık Sisteminin geldiğini hatırlatarak ilgili herkes için büyük bir vizyon ortaya koymuşlardı.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak bizler de Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koydukları vizyona uygun olarak hızla kolları sıvadık ve geçtiğimiz çarşamba günü Üniversitemiz, Vakıf Yatırım, Tuzla Belediyesi, Pendik Belediyesi ve Boğaziçi Üniversitesi ortaklığı ile sağlık yazılımları, aşı çalışmaları, ilaç üretimi, sağlık danışmanlığı ve biyomedikal mühendislik hizmetleri kapsamında ürün ve materyal geliştirme çalışmalarının yapılacağı ülkemizin ilk ve tek sağlık teknokenti Teknopol İstanbul’un İdari ve Kuluçka Binası’nın temelini Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mustafa Varank’ın katılımıyla attık.

Teknokentimizle eş zamanlı olarak kurduğumuz Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) ve Teknopol İstanbul aracılığıyla cari açığı olumsuz etkileyen ilaç ve sağlık harcamaları alanında ithalatı azaltıp yerli üretimi teşvik etmeye yönelik teknolojik çalışmalar yapacağız.

Bu vesile ile bir kez daha temelini attığımız Teknopol İstanbul İdari ve Kuluçka Binası’nın Üniversitemize, bilim ve teknoloji dünyamıza, girişimci firmalarımıza ve Ar-Ge ekosistemine hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Sürekli büyüyen Türkiye’de sağlık alanındaki harcamalar her geçen yıl artmaktadır.

Bu harcamalar içinde önemli bir kalemi oluşturan ilaç için 2019 yılı sonu itibariyle 29 milyar, tıbbi sarf malzemeleri için ise 25 milyar lira harcayacağımız öngörülmektedir. Ne yazık ki ülkemizin ilaç ve tıbbi sarf malzeme ihtiyacının çok büyük bir kısmını ithalat yoluyla karşılamaktayız.

Bu durum, ülkemizin ve necip milletimizin vefakâr omuzlarında çok ağır bir yük olarak durmaktadır.

Sağlıkta yerlileşmeyi sınır güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası, bağımsızlığımızın olmazsa olmaz bir aracı olarak görmekteyim.

Henüz Mehmetçiğimizin namlusunun soğumadığı Barış Pınarı Harekâtı’nı engellemek isteyen küresel güçlerin mühimmat ambargoları ve ekonomik tehditlerle ülkemizi çaresiz bırakmak için yarıştıkları artık hepimizin malumu.

Savunma Sanayiinde yerlileşme ve millileşmeyi başarmış bir Türkiye olmasaydı bugün neler yaşayacağımızı tahmin bile etmek istemiyorum.

Sağlık ki, tahlil ve teşhis aşamasından tutun da ameliyat ve ilaç tedavisi safhalarına kadar her mecra ve zeminde millileşmeye en az savunma sanayimiz kadar muhtaçtır.

Allah göstermesin, küresel vampirlerin silah ve mühimmat ambargolarına benzer bir kısıtlama ile sağlık sektöründe de hedefleri haline gelsek neler yaşayabileceğimizi tahayyül edemiyorum.

Temelini attığımız Teknopol İstanbul’un üniversite ve sanayi iş birliği ile yerli ve milli ilaç, tıbbi cihaz sektörlerinde kısa sürede öncü ve önemli bir rol oynayacağına inancım tamdır.

İbn-i Sinaları, Farabileri, El Zehravileri yetiştiren medeniyetimizin mirasçıları olarak, savunma sanayiinde olduğu gibi yerli ilaç ve yerli tıbbi cihaz alanlarında da babayiğitler çıkaracağız.

Başarmayı kendine kimlik edinmiş Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde attığımız bu temeli muzafferiyet ile nihayetlendirme heves ve gayreti içerisindeyiz.

Daha önce yaptık, yapıyoruz ve yine yapacağız inşallah.

Merak Ediyorum;

Barış Pınarı operasyonu başladığında ve bittiğinde de karşı çıkanlar neden aynı kişilerdir?

Sağlık ve afiyet içinde kalınız.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

Güvenlik güçleri teröristlere göz açtırmıyor!

Keykubadiye Sarayı'ndaki kazılarda ortaya çıktı! 1220'li yıllarda yapıldı

2021'in en etkili kadınları seçildi! İşte listede yer alan isimler