• $8,155
  • €9,7089
  • 457.312
  • 1393.24
22 Şubat 2014 Cumartesi

Yeniden MİT Yasası

7 Şubat kumpasının ardından Suriye'ye giden TIR'larla ilgili oldukça şüpheli bir operasyon daha devreye girdi.
Yetmedi, kurumların sağladığı imkanlar kullanılarak, hukuk dışı siyasal hedeflere ulaşmak için devletin otoritesi, iç ve dış egemenliği çökertilmek isteniyor.
"Özgürlük" etiketiyle sınırsız-sorumsuz-dengesiz-kuralsız-haysiyetsiz saldırı imkanları seferber ediliyor, "özgürlük" etiketi yapıştırmak suretiyle bu saldırılar estetize ediliyor. Karakter suikastları bununla perdeleniyor.
Demokrasi, hukuk devleti, erkler ayrılığı kavramlarının içeriği, sırasıyla oligarşi, hukukun araçsallaştırılması ve seçkinci hegemonyanın dokunulmazlığıyla dolduruluyor.
Olağanüstü bir gürültü kopartılarak toplumun kendi hafızasıyla iletişim kurmasına fırsat tanımadan sonuç alınmak isteniyor.
Pervasızlık kural tanımıyor ve karanlık lordlar "gerekiyorsa devlet de çökertilebilir" noktasına savruluyorlar.
***
Devlet daima kuşku duyulması gereken bir yapı. Hele hele Türkiye'deki anayasal düzenin bunu fazlasıyla hak ettiği açık.
Bir adım daha ileri giderek bugün yaşadığımız ve gittikçe artan oranda karşılaşacağımız krizlerin bu düzenin bizatihi kendisi olduğu pekâlâ söylenebilir.
Ancak bu düzenin değişimindeki tek meşru referans demokrasidir.
Düzenin devamına yönelik hamleler etiketlerle meşrulaştırılamaz. Batıni ve velayetçi/vesayetçi siyasal ilahiyatlara sahip örgütlü yapıların kontrolüne verme çabası da hoş görülemez.
Her şeyden önemlisi, yapısal sorunlarına rağmen, toplumun önünü görebilmesi, hayatını düzenleyebilmesi, ticaretini yapabilmesi ve tüm bunları da canından ve malından korkmadan yapabilmesine imkan sağlayan bir devlet yapısını çökertmeye, onun otoritesini yıkmaya dönük hamleleri meşru gösterme çabası alkışlanamaz.
Zira siyasal otoritenin çöktüğü yerde, halkın can ve mal güvenliği kalmaz. Toplum dağılır. Bunun sonuçlarını tahayyül etmek dahi ürpertici.
Demokrasiler de açık ve yoğun saldırıların başladığı yerde zaafa düşen devlet otoritesini tesis etmek için gerekli tedbirleri almaktan çekinmezler. Zira devletin varlık nedeni bu.
Halkın can ve mal güvenliği tuzu kuruların, gürültücülerin, romantiklerin ve kariyeristlerin ayakları yere basmayan teorik ve retorik laflarından daha önemsiz değil.
Bu yüzden, içinde yaşadığımız süreçte devlet, bu saldırılara karşı kesin ve kararlı tavır ortaya koyar, halkın kendisine emanet ettiği ve hesabını da sorma hakkına sahip olduğu anayasal yetkilerini kullanır. Buna yönelik tartışmalar, bu yetkilerin sınırlarıyla ilgiliyse anlamlıdır. "Kullanmasın" demek abes.
Anayasa hükümleriyle uyumlu olmayan tasarrufların denetim yeri de Anayasa Mahkemesi'dir.
MİT Kanun tasarısı da bu çerçevede değerlendirilmeli.
MİT Kanunu 1.11.1983 tarihini taşıyor. Dikkatli gözler, bu kanunun 12 Eylül Darbe rejiminin seçilmiş hükümete yaptığı son "iyilik"lerden (!) olduğunu fark eder.
Diğer bir husus da MİT'in yüzyıllık anayasal düzenin mantığına göre biçimlendirilmiş olmasıdır. Bu nedenle de MİT Kanunu esas itibarıyla Milli Güvenlik Kurulu ile ilişkilendirilmiş, neredeyse bu kurula karşı sorumlu kılınmış. Kanunda MİT ile ilgili hiyerarşi "Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri veya Yardımcısı, Genelkurmay İstihbarat Başkanı veya Yardımcısı" diye başlıyor, sonra Bakanlık müsteşarlarıyla devam ediyor.
Bu mantık tutarsız değildir. Zira kendi halkını "arızalı" gören ve onu düzeltmeyi asli misyon kabul eden bir yapı ancak bu mantıkla böyle bir MİT oluştururdu.
Böyle bir yapıyla siyaset kurumunun üstlendiği sorumluluğu yerine getirmesi mümkün değil.
MİT'in toplumun hizmetinde ve onun denetiminde, onun sahip olduğu değerleri, kurumları ve siyaseti, onun iç ve dış egemenliğini ve kamu düzenini saldırılara karşı koruyacak bir anlayışla yeniden düzenlenmesi şart.
Ancak dediğimiz gibi demokratik referanslarla ve demokratik ülkelerdeki örnekler dikkate alınmak suretiyle...

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü