• $7,4655
  • €9,0488
  • 423.004
  • 1470.48
31 Aralık 2014 Çarşamba

Yeni bir yıla, yeni bir geleceğe

Türkiye iki büyük stres testinden geçti. Biri siyaset felsefesi itibarıyla mesiyanik-batıni ve totaliter Gülen örgütünün yol açtığı ve devlet krizi yaşanmasına vesile olan 17-25 Aralık komplosu, diğeri ise 6-8 Ekim Olayları.

Biri Türkiye’de topluma ait olan egemenliğin kullanım imkanlarını ortadan kaldırmaya odaklanmış bir hareketti. Haliyle bu egemenliğin ifadesi olan devleti de hedef aldı. Devlet krizine yol açtı. Bu bir ilk idi, zira mütedeyyin cenahta ortaya çıkan hiç bir cemaat veya tarikat devleti istikrarsızlığa ve çözülmeye doğru götürecek bir saldırı içine girmemişti. Bu özellik Gülen örgütünün geleneksel bir dini cemaat olmadığını, esasen başından itibaren bir siyasi proje olduğunu da gösteriyor.
6-8 Ekim olayları ise toplumsal barışa karşı sorumsuzca bir saldırıydı. Dış bağlantılarını ihmal etmeden, bu hareketin özellikle çözüm süreci bakımından önemli bir stres testi olduğunda şüphe yok.
Her iki olayın Türkiye’ye verdiği zararlar ortada. Her iki olay da Türkiye’de yerleşik algı ve kalıplarda önemli hasarlara yol açtı. Dini, kültürel, sosyal ve siyasal kodlarda önemli değişimler meydana geldi. Pek çok referans geçerliliğini kaybetti.
Türkiye’nin devlet sırrı kalmadı. Ülkenin meşru siyasal iradesi uluslararası platformlara radikal terör örgütleriyle ilişkili içindeymiş gibi taşınmaya çalışıldı. Ülkenin uluslararası itibarına zarar verildi. Bölgesel ve küresel etkinliği zayıflatılmaya çalışıldı.
Bunun detayları üzerinde duymaya gerek yok. Ama Türkiye’ye ait olduğu iddiasındakiler, Türkiye sevdalısı etiketini taşıyanlar, Türkiye’ye en büyük zararı vermekte hiç tereddüt etmediler.
Her iki stres testinden geçerken, bu tehditlere karşı yürütülen mücadelede de bazı hasarlar ortaya çıktı. Devlet ile dini gruplar arasındaki ilişki zarar gördü. Ama bu diğer yandan da demokratik bir sekülerlik anlayışının önemini ortaya koydu.
Devlet karşı karşıya kaldığı tehdit algısının şiddeti oranında olağanüstü durum refleksi gösterdi. İstisna durumu tüm 2014’ü biçimlendirdi. Örneğin stres testini geçmek için Meclis olağanüstü bir çalışma temposu içine girdi. Yasama faaliyeti toplumsal taleplerden çok, kısmen de olsa, bu yapılara karşı yürütülen mücadelenin araçlarından biri gibi çalıştı. Bu yasamanın işlevselliğine, etkinliğine ve belirli ölçüde de saygınlığına zarar verdi. Anayasa Mahkemesi bu tehdit algısını paylaşmadığı için, doğrudan yasama çalışmalarını tehdit olarak algıladı ve siyasetin gayrimeşru odaklarla mücadele etmek için kullanmak istediği araçlara önemli sınırlamalar getirdi. Ancak bunu yaparken kimi zaman anayasal usulleri çiğnedi.
Yine de bu yaşananlar hukuk, yargı ve anayasal düzende esaslı reformlara ihtiyaç duyulduğunu göstermiş oldu.
2014’ü geride bırakırken bu iki stres testinden, hasarlarla da olsa, başarıyla geçildiğini söylemek mümkündür. 2013’ten 2014’e geçerken içinde bulunulan siyasal karamsarlık, yerini iyimserliğe bırakmış durumda.
Şimdi geleceğe dair söz söyleme ve icraat zamanı.
Türkiye geçmişe dair sözlerini söyledi. Askeri vesayet psikolojik, kadro ve siyasal etkinlik itibarıyla önemli ölçüde tasfiye edildi. Siyaset kurumu, tüm kurumların önüne geçti.
2015 geleceğe dair sözümüz ne olacak? Geleceğe dair insan, toplum ve siyasal tasavvurumuz ne olacak? Nasıl bir yol takip edeceğiz, nasıl bir siyasal işleyişe imkan sağlayacağız ki yeni bir başlangıç yapabilelim?
Yeni Türkiye’nin inşası nasıl olacak?
Şimdi buna odaklanma zamanı.
2014 eski Türkiye’ye veda, 2015 ise yeni Türkiye’ye hoş geldin yılı olmalı.
Akıttığımız ve akıtacağımız terlerin demokratik, çoğulcu, katılımcı ve güçlü bir Türkiye’nin harcına karışması dileğiyle...

<p>Süper Lig'in 27.haftasında Beşiktaş, düşme hattından kurtulmak isteyen Yukatel Denizlispor'u Voda

Beşiktaş-Denizlispor Maç Önü

Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nde son durum havadan görüntülendi

Dünyanın en büyük tam panoramik müzesi 1 milyon ziyaretçi ağırladı

Mavi vatan nöbetinde geçen yıl 12 bin 655 hayat kurtarıldı