• $8,5738
  • €10,142
  • 496.675
  • 1360.75
21 Ocak 2015 Çarşamba

TÜBİTAK ve TİB soruşturmaları

17-25 Aralık soruşturmalarıyla birlikte ortaya çıkan tabloya bakalım. Soruşturmaların yapılış biçimi, usuldeki sorunlar, usul kurallarının belirli bir sonucu gerçekleştirmek adına bilinçli bir şekilde göz ardı edilmesi, arkadan dolanılması, hukuk dışı dinlemeler ve neticesinde kotarılan “yargısal görünümlü” bir siyasal operasyon.
Bu operasyonu takip eden gelişmelere bakalım.
Sosyal medya üzerinden hukuksuz bir şekilde elde edilmiş ne kadar ses ve görüntü varsa, gerçek veya üretilmiş, insanların kişilik haklarına ve mahremiyetlerine, siyasi ve ticari itibarlarına zarar vermek amacıyla servis edildi. Siyasal bir hedefi gerçekleştirmek amacıyla insanların özeline saldırıldı. Dünya tarihini bilmem ama Türkiye tarihinde siyasal bir hedefe ulaşmak için bu kadar ahlak ve hukuk dışı yöntemlerin kullanıldığına dair bir dönem hiç yaşanmadı.
Söylemlerinde dini ve dince kutsal kabul edilen değerleri kullanan bir yapının aktörü olduğu bir süreçten söz ediyoruz.
Bu yöntemlerin kullanılmasına imkân sağlayan hususlardan bir yargının, polisin ve sair güç merkezlerinin bu yapının kontrolüne girmiş olmasıydı. Ama bireylerin özel yaşamına dair mahrem bilgi ve görüntülerin toplanabilmesini ve düzeysiz bir şekilde kullanılmasını mümkün kılan husus, paralel yapının aynı zamanda dinleme imkân ve araçlarını da ele geçirmiş olmalarıydı.
Devletin güvenliği için üretilen kriptolu telefonlar tam da bu yapının tasarrufuna açık hale getirilmiş, bireylerin güvenliği için oluşturulmuş yargısal denetime tabi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı gibi kurumlar bireylere ve siyaset kurumuna tuzak kurmanın fırsatına çevrilmişti.
Buradan alınan bilgiler ile ülkenin güvenliğini nasıl tehlikeye attıklarını MİT TIR’ları ile Dışişleri Bakanlığı’ndaki görüşmelerinin ifşa edilmesi örneklerinde gördük. Yine hukuk dışı yöntemlerle topladıkları bilgilerle dünya kamuoyunda, oradaki işbirliği içinde oldukları güç merkezleriyle birlikte yürüttükleri algı operasyonlarında nasıl kullandıklarını da gördük.
Yargı, kolluk, iletişim merkezleri, ekonomi bürokrasisi gibi egemenliğin kullanımında hayati öneme haiz kurumları içeriden ele geçirerek ilerliyor olması, paralel yapının baştan itibaren karanlık bir planın icrası içinde olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Ergenekon ve Balyoz davalarından başlayarak, Hrant Dink davasına, oradan Tahşiyecilere ve nihayetinde 17-25 Aralık soruşturmalarına kadar, işin içinde oldukları her bir olayı nasıl bu imkânlar sayesinde manipüle ettikleri de anlaşılır hale geliyor.
Bunlar ortaya çıktığı için de artık bu davalar yeniden görülüyor. Mağdur edilmiş olanlar haklarına kavuşuyor.
Anayasa Mahkemesi’nin Balyoz kararının gerekçesi, bu yapının hangi hukuksuzluklar içinde olduğunun en güzel kanıtı.
17-25 Aralık operasyonlarından sonra “öyle bir yapı var ise neden haklarında dava veya soruşturma açılmıyor” itirazları dile getirilmişti.
Hem belirtelim ki, devlet ile çeteler arasında temel fark şu: Devlet, denetlenebilir mahiyette karmaşık, zorlu ve bu yüzden uzun süre alan yollardan geçerek sonuca ulaşır, işlemleri tamamlar. Zira devletin işlem ve eylemleri hukuka uygun olmak ve hukuki çerçevede cereyan etmek zorunda.
Buna karşın çeteler ve özel ajandası olan sair yapıların böyle bir zorunluluğu yok. Olsa zaten çete veya suç örgütü olmaz. Onları tanımlayan şey hukuksuzluk, kuralları ve meşru yöntemleri bir kenara iterek sonuca ulaşmaktır. Böyle olduğu için çok hızlı bir şekilde zarar verebilirler. Ama devlet hukuk içinde hareket ettiği için onun bir işlemi sonuçlandırması, zararları telafi etmesi ve zarar verenlerden hesap sorması zaman alır. Ama yapar. Geç olur, ama işlem tamamlanır.
TÜBİTAK ve TİB ile bağlantılı telekulak soruşturması böyle bir şey. Bu soruşturmanın başlatılmamış olması şaşırtıcı olurdu...

<p>Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Belediye Başkanı Tanju Özcan hakkında, yabancı uyrukluların su fatu

Tanju Özcan hakkında soruşturma

Düzce'de asırlık ağaç caddeye devrildi

Antalya'nın Manavgat ilçesinde 4 ayrı noktada orman yangını meydana geldi

Elazığlı girişimci atıl durumdaki otobüs ve minibüsleri karavana dönüştürüyor