• $13,2261
  • €15,0288
  • 757.219
  • 1857.4
10 Mayıs 2014 Cumartesi

Meclis ve idari yargı

Ankara 11. İdare Mahkemesi, dört eski bakan hakkında hazırlanan fezlekelerin milletvekillerinin incelemesine açılmadığı gerekçesiyle yapılan bir başvuruyu işleme koyarak Meclis Başkanlığı’ndan 30 gün içinde savunma istedi.
Bu da herhalde Cumhuriyet ve Osmanlı tarihinden bir ilk olsa gerek. Galiba dünya parlamento tarihinde de bir ilk.
İdare mahkemeleri idarenin, yani geniş anlamda devletin idari mahiyette, bireyler üzerinde olumlu veya olumsuz etkisi bulunan işlem ve eylemlerine karşı açılan davalara bakar. İdari yargının görev alanı bununla sınırlı.
Ortada bir “idare”nin olması, bu idarenin “bireyler” üzerinde olumlu veya olumsuz “etkisi” olabilecek, doğrudan uygulanır nitelikte bir idari işlem ve eylemde bulunması gerek.
Ama ortada olan ve idare mahkemesinde dava konusu yapılan şey, bir idari işlem değil. Konu bir idari uyuşmazlık değil. Meclis genel kurul çalışmalarıyla ilgili olarak alınan kararlar idari mahiyette değil. Meclis Başkanlık Divanı idari bir merci değil. Meclis’in hükümeti denetleme yollarından olan Meclis soruşturması da idari bir işlem mahiyetinde değil.
Nedir peki?
Meclis soruşturması Anayasa’nın 100. Maddesi’nde düzenlenmiş. Konusunun ne olduğunu ise Anayasa’nın 148. Maddesi belirlemiş durumda. Buna göre başbakan ve bakanlar görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan ötürü Anayasa Mahkemesi’nde yargılanır. Başka bir yerde yargılama mümkün değil.
Böyle olunca da bu tür suçlar için soruşturma mercii, yani savcılık mercii Anayasa’nın 100. Maddesi’nde düzenlendiği üzere Meclis ve onun bünyesinde kurulacak olan “Soruşturma Komisyonu”dur. Ceza kanunlarının soruşturmaya ilişkin tüm ilkeleri burada da geçerlidir. Bu bağlamda masumiyet karinesi ve soruşturmanın gizliliği ilkesine de riayet şarttır.
Savcılığın kendisine ulaşan suç ihbarını, bununla ilgili bilgi ve belgelerle birlikte Meclis’e iletme dışında bir yetkisi yoktur.
Görüldüğü gibi, Meclis soruşturması süreci esas itibarıyla yargısal bir süreçtir. Buna ilişkin kararlar da maddi anlamda yargısal sürecin parçasıdır. Bu tür kararlara karşı itiraz mercii yoktur. Meclis’ten Yüce Divan’a sevk kararı çıktığı andan itibaren konu Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanına girer ve tüm itirazlar orada karara bağlanır.
İkinci olarak Meclis soruşturması, Anayasa’nın 87. Maddesi’nde öngörülen hükümeti denetleme araçlarından biridir. Bu denetimin nasıl yapılacağı Meclis İçtüzüğü’nde düzenlenmiştir. Bu denetim sırasındaki tartışmalar ve usule ilişkin itirazlar yine Meclis Başkanlık Divanı’nda karara bağlanır. Dolayısıyla yargısal denetim konusu oluşturmazlar. Meclis’in 87. Madde’de belirtilen işlem ve faaliyetlerinden hangisinin hukuki denetime tabi olduğu Anayasa’da açıkça belirtilmiş. Kanunlar, Meclis İçtüzüğü, dokunulmazlıkların kaldırılması ve milletvekilliğinin düşürülmesi kararları, dış dünyada doğrudan etkiye sahip işlemler kabilinden olduğundan dolayı denetlenebilir vaziyette.
Bunun haricindeki Meclis çalışmaları ve kararlarının yargısal yönden denetlenebilmesi mümkün değildir.
Mümkün olmadığı için, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin neden böyle bir karar verdiği sorusunun hukuki bir cevabını bulamıyoruz.
Hukuki bir gerekçesi yoksa ve Meclis’ten savunma talebi sadece rutin bir usulün yerine getirilmesi değilse, ortada ciddi bir sorun var demektir.
Erkler ayrılığı ilkesi her bir erkin anayasanın kendine çizdiği çerçeve içinde kalmasını zorunlu kılar. Yargı yasal çerçeve dışına taştığı andan itibaren otomatik olarak erkler ayrılığı ilkesini zedelemiş olur. Buna da hukuk düzeninde izin verilmez.
Ayrıca yargı, her bir siyasal hedef için araçsallaştırılabilecek merci değildir. Buna hem siyasilerin he de yargıçların dikkat etmesi hukuka saygı için zorunludur.

<p> </p>

Ali Babacan casusluktan tutuklanan Metin Gürcan'ı nasıl savundu?

Harran Sarayı'nın 9 asırlık salonu gün yüzüne çıkarıldı

2. el dükkanından aldı servet sahibi oldu

Kolanın daha önce duymadığınız 8 farklı kullanım alanı