• $9,2644
  • €10,7534
  • 526.464
  • 1409.56
22 Ocak 2014 Çarşamba

Dert başka

HSYK kanun teklifi üzerinden tartışmalar devam ediyor.
Yargı ve siyaset arasındaki ilişkiler tartışıldıkça tartışılıyor. Deneyimli gazeteciler ve hukukçular mevcut HSYK üzerinden ders veriyor. Demokrasi adına hayret uyandıran, ancak Türkiye gerçeğinde yüz yıldır tekrarlana gelen dersler elbet!
Bir kere şunu teslim edelim. Demokratik ülkelerde iktidarlar ile yargı arasında daima bir gerilim ilişkisi vardır. Yargı, özellikle anayasa yargısı, doğası gereği iktidarların eleştirilerinden kurtulmaz. Ancak bu ülkelerde siyaset keskin eleştiriler yapsa da, bunun yapısal karşılığı pek olmaz. Yargı da yaptığı işin siyasal sonuçlarının eleştiriye açık olduğunu bilir. Siyasal karar ve tercihlere müdahale etmediği, yani hukuki denetimle sınırlı kaldığı sürece, bu eleştirileri sorun yapmaz. Hatta bu eleştirilerin, yargının kendi sınırları içinde kalmasına katkı sağladığına da inanır.
Şimdi bu demokratik ülkelerden birinin anayasasında yargıya ilişkin bazı hükümleri sıralayalım:
"Md. 92: Yargı yetkisi yargıçlara aittir."
"Md. 94: Federal Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısı Federal Meclis, diğer yarısı da Federal Konsey tarafından seçilir."
"Md. 95: Federasyon adli, idari, vergi, is¸ ve sosyal yargı kısımları için federal... mahkeme(ler) kurar. Bu mahkemelere yargıçların atanmasına, yetkili Federal Bakan, ... eyalet bakanlarından ve aynı sayıda Federal Meclis tarafından seçilen üyelerden oluşan bir yargıçlar seçim komisyonuyla birlikte karar verir."
"Md. 98: Eyaletler, eyaletlerdeki yargıçların atamalarını, eyalet adalet bakanının bir yargıçlar seçim komisyonuyla ortaklaşa kararlaştıracağını belirtebilir."
Bu maddeler Alman Anayasası'nda yer alıyor.
Anayasada savcılığa ilişkin herhangi bir hüküm bulunmuyor. Savcılar yargı bağımsızlığı kapsamında değiller. Siyasi partiler hakkında kapatma davası açma hakkı yok. Tamamen adalet bakanlığına bağlılar.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamını parlamento(nun iki kanadı) seçiyor. Yani aslında siyasi partiler seçiyor. Mahkeme üyelerinin önemli bir kısmı parti üyesi.
Yüksek Mahkemeler sadece ismen zikrediliyor. Kurum olarak düzenlenmiyor. Seçimlerine ise Federal Adalet Bakanı başkanlığında, eyalet adalet bakanları (16) ve milletvekillerinden (16) oluşan bir komisyon karar veriyor. Ama karar verici özne "Adalet Bakanı" olarak zikrediliyor.
Olağan hakimlerin atamasına ise eyalet adalet bakanları veya onun başkanlığında bir seçim komisyonu karar veriyor. Onun dışında bütün yetki yine adalet bakanlığında... Yani soruşturma ve disiplin konularında karar yetkisi kural olarak adalet bakanlığında. Tabii bu kararlara karşı yargı yoluna başvurulabiliyor.
Peki HSYK nerede? Öyle bir kurum yok!
Almanya'da yargının bağımsız olduğu hususunda ise kimsenin itirazı yok. Bizim yok, Almanların da yok. En doğrusu, dünyada hiçbir ülkenin yok.
Almanya'da demokratik siyasetin yargıda atamalar ve yasal çerçeveyi belirleme konusunda mutlak yetkili kılındığı 1945 sonrasında yargı bağımsızlığı konusundaki tablo böyle.
1945 öncesinde ise yani 1919 ve sonrasında ise demokratik siyasetin neredeyse bu konuda hiçbir yetkisi yoktu. Yani yargı siyasetten tam bağımsızdı. Ama demokrasiyi çökertti.
Demek ki, yargı ile demokratik siyaset, yani halka hesap verme sorumluluğu bulunan kurumlar ve aktörler arasındaki bağın koparılması, çok da hayırlı bir girişim değil. Aksine, yargıyı tehlikeli siyasetlerin kucağına itebiliyor.
Ayrıca savcılık ile HSYK bağlamındaki her tartışma, mutlaka yargı bağımsızlığıyla ilgili olmayabiliyor.
Bu yüzden, vesayet-velayet ittifakının "yargı bağımsızlığı" duyarlılığı, bizdeki tartışmanın aslında başka bir şeyle ilgili olduğunu gösteriyor.

<p>İstanbul Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, terör örgütü DHKP-C operasyonuna i

Kılıçdaroğlu'nun iddiası yeniden gündemde

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi