• $13,579
  • €15,3691
  • 771.518
  • 1809.65
31 Mayıs 2014 Cumartesi

AİHM Kararı, AYM ve bir anekdot

Türkiye’de Vesayet organlarının (Vasi’lerin) 28 Şubat sonrası özgüven tazelediği ve bin yıl devam edeceğine inancı ve özgüveniyle Avrupa Birliği rüzgarının esmesine izin verdiği yıllardı.
Aralık 1999’da Türkiye Avrupa Birliği’ne adaylık statüsü elde etmişti. 99 Depremi’nden sonra böyle bir hamlenin üzerine oturduğu reel politik ve uluslararası ilişkiler zemini, bu statünün elde edilmesinde başka bazı motiflerin de bulunduğunu bize hatırlatsa da, süreç önemliydi.
Türkiye-AB Katılım Ortaklık Belgesi imzalandı. Ulusal Program ilan edildi. Uyum yasaları peş peşe çıkmaya başladı. Bu sürecin en önemli ayaklarından biri de 2001 Anayasa değişiklikleriydi.
Düşünün “Kanunla yasaklanmış dilde düşünce açıklaması ve basın ve yayın faaliyetinde bulunmanın yasak” olduğuna dair iki anayasa maddesi değişmiş ve yasak ortadan kalkmıştı. Utanç verici bir durum sona eriyordu.
Tabii çok kimse bu değişikliklerde siyasi parti kapatma şartlarının neden zorlaştırıldığını bilmez. “Profesyonel özgürlükçü” akademisyenlerimizin de çok umurunda olmadı.
Fazilet Partisi’nin kapatılma davası devam ediyordu. Karar verilmeden önce, mahkeme parti kapatmayı zorlaştıran kanun maddesini iptal ederek elini genişletmişti. Bunun üzerine Meclis parti kapatmayı zorlaştıran bir anayasa değişikliğini gündeme alınca da kıyamet koptu. Anayasa Mahkemesi bir bildiri yayımladı. Evet bir bildiri!
“Parti kapatmayı zorlaştırırsanız rejimi nasıl koruyacağız?”, “özgürlük ve yasaklar arasındaki hassas dengeyi biz koruruz!” minvalinde...
Meclis geri adım attı, belki mahkeme “özgürlükçü” bir karar verir diye. Ancak tam tersine, mahkeme Fazilet Partisi’ni 8-3 çoğunlukla kapattı.
Bunun üzerine Mustafa Erdoğan Liberal Düşünce Dergisi’nde bir yazı yazdı. Kararı eleştirdi. “Böyle karar veren hâkimlerin hukuk bilgilerini de tartışmak gerek” dedi.
Sekiz üye hem tazminat davası açtı, hem de suç duyurusunda bulundu. Erdoğan davaları kaybetti ve duyarlı akademisyenler seferber oldular, demokrasi karşıtı bir zihniyetin azgın iştahını teskin etmek için. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu utanca son verdi. Tazminatları iade edin dedi.
Davanın hikayesi ve değerlendirmeler için http://www.liberal.org.tr adresine bakılabilir.
Ancak dava sadece bu değil.
Aynı eleştirileri 2003’te bir röportajda dile getirince, Anayasa Mahkemesi’nin, bir tanesi “Anayasa Hukuku Profesörü” olan asil ve yedek üyeleri, dört kişi dışında, yeniden tazminat davası açtılar ve suç duyurusunda bulundular.
Erdoğan yine tazminata mahkum oldu ve dava şimdi Yargıtay’da...
Herhalde AİHM kararından sonra Yargıtay ikinci defa bu utanca ortak olmaz sanırım.
***
Rahmetli Prof. Yavuz Sabuncu ve o Anayasa Hukuku Profesörü ile birlikte bu olay sonrası bir yemekteyiz ve konu bu davaya geldi. Profesörümüzün “herkes açınca, ben de kurumsal dayanışma bozmayayım, ayıp olur diye açtım” benzeri bir gerekçeyle kendini savunması üzerine, Yavuz Hoca’nın “Ayıp, herkes o davayı açarken, sen açmamalıydın; herkes ortama uyarken, sen itiraz etmeliydin, sen Anayasa Hukuku Profesörüsün!” şeklindeki çıkışını unutmam mümkün değil.
Yine o yıllarda, özgürlüğü daima “ötekinin özgürlüğü” olarak görme konusunda kararlılığından hiç taviz vermeyen Mahkeme yedek üyesi Sayın Ali Güzel de “Bir Anayasa Mahkemesi üyesi olarak böyle bir ayıba ortak olmam” diyerek dava açma yönündeki talepleri geri çevirmişti.
O yıllar Anayasa Mahkemesi’nin bizatihi kendisinin ifade özgürlüğü için en büyük tehdit olduğu yıllardı.
Bugün bünyesindeki bazı arızlara rağmen artık farklı bir Anayasa Mahkemesi var. Bunu mümkün kılanın 2010 değişiklikleri olduğunu unutmamak gerek.

<p>Coronavirüsün en çok mutasyona uğramış versiyonu olan ve 30'dan fazla mutasyonun tespit edildiği

Çok mutasyonlu yeni Covid-19 varyantı: Omicron

Yunus polislerinin zorlu eğitiminden kareler

Misafirlerini kendi tasarladığı 'dönen ev'de ağırlıyor

Çöpe gidecek malzemeleri dönüştürüp dünyaya pazarlıyor