• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
19 Kasım 2014 Çarşamba

Ahmet Kaya, koca bir imparatorluğun sığdığı bir yürek

16 Kasım, Ahmet Kaya, koca yürekli adamın bundan on dört yıl önce gözlerini kapadığı gün...

Koca yürekli adam...
Hep Anadolu’nun küçülmüş bir Osmanlı olduğunu söyledim.
Galiba koca bir imparatorluğun travmalarını, acılarını, sevinçlerini, duygularını, kızgınlıklarını, isyanlarını ancak böyle bir yürek taşıyabilirdi. İsyan ederken âşıktı. Aşık iken, yüreği benim, senin onun, bizim dertlerimizle yanıyordu. Merhamet yüklü iken, haksızlığa yumruğu sıkılıydı. Bir siyasal projesi vardı ama bu onu körleştirmiyordu. Özgürlük derken hiç kendine yontmadı. Yorgun demokrat iken, başörtülü kızların isyanını isyanı yaptı.
Onun yüreğinde meydan savaşları vardı...
Onun yüreğinde, beyninde vücudunun her zerresinde bin yıllar boyunca Anadolu’da cereyan eden, Anadolu’da ortaya çıkan, Anadolu’ya akan, Anadolu’ya hapsolan karşıtlıklar savaş halindeydi.
O bunlara meydan okudu. Sadece onların yıkıcılık potansiyeline...
Nefret ve kin beslemedi, kızgınlığı kendineydi, çünkü o Anadolu idi.
Savaştı, annesini kendinden uzaklaştıran yıllara isyan eden çocuktu. Bu olamazdı, annesinin saçlarına ancak yıldız düşebilirdi, sakın koparma dedi.
Yıldız, uzaklardaki hasret, yakındaki rehber...
Koca yürekli adam, sen ancak saçları göklerdeki yıldızlar olabilecek bir ananın kucağına sığabilirsin...
* * *
Hayata meydan okudu yağız bir delikanlı edasıyla...
Çünkü güzel günler göreceğiz, öyle inandı...
İnanmakla kalmadı, yaşadı da...
Yaşadığını inkâr eden var mı?
Ağladıkça bozkırlar yeşerecek diyordu, yeşeriyor...
Sayısız yüzlerdeki sayısız maskenin arkasındaki hep aynı kişi oldu. Duvarları yıkınca arkasında görünün güzellik oldu, kazıdıkça alttan çıkan parıltı...
O yüzden Diyarbakırlı Bahtiyar idi. Suçu saz çalmak olunabilen yıllara inat. Mahmure ile ağlaşan oldu.
İdeolojilerini maskelerine dönüştürenlere, yoldan dönenlere inat, yorgun demokrat oldu.
Yıllar geçti, beyninde depremleri fark etti...
İçinde ölen birinin çığlığını hissetti, her gün, hiç durmadan...
Anadolu topraklarında anlamsız kavga ve savaşlarda düşen her bir gencin çığlığı onun beyninde yankılandı. Siren sesleri arttıkça çığlığı korkuya dönüştü...
Korktuğunu gördük. Anadolu’nun bağrından dağlarından gelen çocuktu o.
Taşradan geldi ama merkez ile köprü oldu. Kendi isyan ve korkusunu yaşarken, ona dokundu da... Dokunurken kendini “Gençliğimi kimse bilmez, sakallarımda çocuk kokusu, ağzımdan ay ışığı fışkırır benim, ceketimi yağmurlara astığımdan beri, tehlikeli şiir okur, dünyaya sataşırım” sözlerinde hatırlattı da...
Korkarım dönmez yüreğim dedi...
O yürek, o beyin o yükü ancak bir yere kadar taşıdı.
Ancak bunu çoook büyük bir aşk taşıyabilirdi, bize ait olana dair...
Sevgili Ahmet Kaya, cumartesi yine bir 16 Kasım günüydü.
Aramızdan hiç ayrılmadın ki?
Seni nasıl anayım?
İçimizdeki her fırtınada senin ezgilerin dillerimizde, senin sesin kulaklarımızda eksilmiyor. Senin tebessümün ruhumuzu aydınlatıyor, senin binlerce yıllık derinliği ve aydınlığı olan gözlerin zihnimizi berraklaştırıyor...
Yüreğin yüreğimiz oldu.
Ruhun zaten şad.
Yüreği Anadolu insan!
Koca yürekli adam, sen ancak saçları göklerdeki yıldızlar olabilecek bir ananın kucağına sığabilirsin...
O yıldızları koparmayacağız, söz!...
O ana kucağında biz de varız çünkü...
Bu yüzden hoşça kal diyemedik sana bir türlü, “iki gözüm!”

<p>Duygu Gecü Yüzseven'in sunduğu Sağlık Raporu programında Prof. Dr. Gürkan Arıkan sağlıklı doğumda

Kök hücre tedavisi hangi hastalıklara çare oluyor?

Karabük'te bilim insanları otonom kontrollü kalp masajı cihazı geliştirdi

Dünyanın yeraltı kaynakları zengini ülkesi hangisi? Türkiye kaçıncı sırada?

Selimiye Meydanı kazılarında Roma döneminden kalma aile mezarlığı bulundu