• $8,5064
  • €10,2806
  • 499.523
  • 1441.33
01 Aralık 2013 Pazar

Boğaziçi’nin değişmez balıkçısı

Her ne kadar yeme-içme sektörü büyüyüp gelişse de söz konusu İstanbul olunca ‘Boğaz’da balık’ın yerini hiçbir şey tutamaz. Bu konuda yeni markalar çıtayı yükseltmesine rağmen şehrin ekol olmuş mekânları müdavimlerini asla kaybetmezler. Bu mekânların başında Boğaz’ın Anadolu Yakası’ndaki Villa Bosphorus geliyor.
15 yıl önce Beylerbeyi’nde açılan Villa Bosphorus, Boğaz’da balığın ekol olduğu lokasyonlardan biri. Boğaziçi Köprüsü’nün hemen altında bulunan mekân, şehirdeki en iyi manzaralarından birine sahip. Tabii bu manzara Villa Bosphorus’un başarısındaki istikrar unsurlardan sadece biri. Başarının gerçek sırrı lezzet ve sunumdaki başarılar.

Çekirdekten yetişmenin avantajı…

Bu başarının altında ise markanın kurucusu Kemal Yıldız’ın imzası var. Aslen Ardahanlı olan Yıldız bu sektörün her biriminde çalışarak bugünlere tırnaklarıyla gelmeyi başarmış biri. Kemal Yıldız İtalyan olsaydı muhtemelen biyografisi film olurdu. Denizi olmayan memleketinden, denizin içine doğmuş olanlardan çok daha iyi iş çıkaran bir marka kurmasında, bu işin her biriminde çalışmasının faydalarını mekâna yansıtmış. Anadolu Yakası sahilinde birçok mekânın daha sahibi olan Kemal Yıldız’ın bu başarısını aile şirketlerinde de birçok görevde devam ettiren oğlu Fatih Murat Yıldız devam ettiriyor.

Soya soslu terbiye mutfağın imzası!

Villa Bosphorus’un lezzetine gelecek olursak mezelerinden bahsetmemek olmaz. Izgara başlangıçların çoğunun terbiyesinin soya sosuyla verilmesi mutfağın imzası olmuş. Yaprak kesim olan kalamar ızgara bunun en belirgin yansıdığı lezzetlerden. Yine soya sos ağırlıktaki güveç kâsede sunulan ahtapot ızgarayı da denemenizi öneririm. Balıkla hazırlanan mezeler arasında ise deniz mahsülleri güveç, balık külbastı ve pazılı levrek fenomen diyebilirim. Özellikle pazılı levrek, içerisinde bulunan pazı yaprağı, patlıcan ve kaşarla levreğe müthiş uyum sağlamış.

Hedef markayı büyütmek

Tanınmak için özel hiçbir gayret göstermeyen Villa Bosphorus, Anadolu Yakası’nda olmasının etkisiyle medyanın gözünde hak ettiği değerden hep uzak kaldı. Markanın sahibi Yıldız Ailesi bunu problem etmiyor. Babasından aldığı bayrağı daha yüksek yerleri taşımayı amaçlayan F.Murat Yıldız diğer sektörlerdeki işlerde edindiği bağlantıları bu işe yansıtmaya karar verişini bana anlattı. Elindeki bu önemli markayı Dubai’de açmak için kolları sıvayan Yıldız’ın başka sektörlerdeki başarısını bilen biri olarak bunu başaracağına eminim…

Osmanlı mutfağına ‘pop’üler transfer!

İşadamlarının büyük ilgi gösterdiği yeme-içme sektörüne sanatçıların da ilgisi bitmiyor. Türk Pop Müziği’nin önemli isimlerinden biri olan Mustafa Sandal, Osmanlı mutfağının ağırlıkta olacağı bir restoran açmayı planlıyor. Nusret Gökçe’yi Günaydın’dan ayrıldıktan sonra ikna edip Nusr’et markasını kuran, daha sonra ise markalarını büyük bir ücret karşılığında D.ream bünyesine katan tekstilci Mithat Erdem, Sandal’ın bu işteki ortağı olacak. 2007 yılında Cüneyt Kurt ile Bodrum/Gündoğan’da Mandal Otel’i işleten Mustafa Sandal başarılı bir sezon geçirmişti. Gusto zevklere sahip olan Mustafa Sandal’ın önemli bir konseptle karşımıza çıkacağını düşünüyorum…

Dedikodular Big Chefs’e yaramadı!

2007 yılında Ankara’da açılan Big Chefs kısa zamanda başarılı olup İstanbul’un önemli noktalarında da şubeleşmişti. Markanın büyüme ivmesi sektöre yatırım yapmayı planlayan Ali Sabancı ve D.ream ile birçok restoranı bünyesine katan Ferit Şahenk’in dikkatini çekmişti. Neredeyse 1 yıldır Big Chefs’i kimin satın alacağına dair dedikoduları duyuyoruz. Bu satış süreci markaya çok olumlu yansımışa benzemiyor. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla birlikte markanın Suadiye şubesine kahvaltıya gittim. 50 lira civarında kahvaltının satıldığı mekânda büyük özensizlik hissettim. Gazeteler bir gün önceden kalma, sandalyelerin üzeri gözle görülür şekilde tozlu olmasına rağmen gidene kadar bunu düzeltme adına bir hamle görmedim. Diğer şubelerde de eski sinerji yok. Doors Grubu’da, D.ream bünyesine geçmek üzereyken buna benzer süreç yaşamıştı. Belli ki yeme-içme sektörü personeline ‘memur’ zihniyeti yaramıyor!

Eğlence ve sanat bir arada

Yemeğin aslında önemli bir sanat dalı olduğunu savunurum. Mekânın dekorasyonu, eğlencenin konsepti, yemeklerin hazırlanışı ve tabaktaki görsel sunumu aslında bu işin sanatla ne kadar bağlantılı olduğunu anlatıyor. Bunu daha somut bir uygulamasını Nişantaşı Biber geçtiğimiz hafta hayata geçirdi. Ayfer Toprak – Cengiz Karavan çiftinin sahibi olduğu Toprak Sanat ile anlaşan Biber yetkilileri mekânlarında 18 resimlik bir sergi yaptı. Remzi İren, Sema Çulam, Hikmet Çetinkaya, Canan Berber ve Suna Boyacı gibi ressamların eserlerinin olduğu Biber’de bu sergi 1 ay boyunca devam edecek.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı