• $7,3497
  • €8,9469
  • 437.8
  • 1536.11
11 Ocak 2011 Salı

Yetmez ama evet

Dün yabancı bir gazeteciye heykel krizini anlatmaya çalışıyorum. Tabii, Batılı mantığı neden Kars'taki heykelin böylesi tartışmaların merkezine oturduğunu anlayamıyor.
'Acaba heykelin içeriğine mi bir itiraz var' diye soruyor.

'Hayır' diyorum, 'İçerik değil. Heykel yapılması ve sergilenmesi fikrine toptan karşı olan bir zihniyet söz konusu. Heykel sanatı üzerine bir tartışma değil bu.'

Mehmet Aksoy'un yıllar önce bu ülkenin ne yazık ki başkentini yöneten ve yönetmeye devam eden belediye başkanı tarafından da hedef gösterildiğini hatırlatıyorum. 'Tükürürüm böyle sanatın içine' sözünün hedefi olduğunu...

Üzerinden yıllar geçti ve şimdi de Aksoy'un heykeline 'Ucube' deniyor. O zihniyetin emir eri bir belediye başkanı da Türkiye'nin en önemli heykeltıraşlarından biri olan Aksoy'un eserini parçalamak için diş bileniyor.

Evet, kan istiyorlar.
Ve intikam peşindeler.
Nefret dolular...

Amerikalı gazeteciye anlatmaya devam ediyorum: 'Bir sanat kültüründen, sanat ortamından gelmiyorlar... Müzeleri gezerek, sanat eserlerini anlamaya çalışarak, resimlere bakarak ve görmeye çalışarak büyümemişler... Nasıl anlasınlar ki heykelin değerini? Onlar için heykel sanırım hala put yerine geçiyor ve İslam inanışı putperestliği ortadan kaldırdığı için heykelleri yıkarak geleneği sürdürüyor olabilirler... Kim bilir, belki Doğu'da birisi Mehmet Aksoy'un heykeline ibadet etmeye başlar diye tedbir alıyorlardır!'

Oysa aynı Türkiye'nin bir başka şehrinde daha yaz başında Mehmet Aksoy'un nasıl alkışlandığına gözümle tanık olmuştum. İnsanlar toplanmış, sanatçılar özel olarak gelmiş ve Aksoy'un Nazım Hikmet anısına yaptığı heykelin açılışına katılmıştı.
Üstelik bu açılışı da bizzat kentin belediye başkanı organize etmişti.
Ama tabii orası Antalya ve CHP'li Belediye Başkanı Mustafa Akaydın da bu göreve üniversiteden, bilimin merkezinden gelmişti.

Bir başka sosyal demokrat belediye başkanı olan Nurettin Sözen döneminde İstanbul'un dört bir yanına dikilen heykellerin birçoğu şimdi belediye deposunda çürüyor, bir kısmı kayboldu.

O dönem Atatürk Havalimanı girişine yerleştirilen bir başka heykel yakın zamanda 'yol çalışması' nedeniyle yıkılıp yerine sanatçıya danışılmadan, başka bir malzemeden, üstelik de bir müteahhite ısmarlayarak oranları tutmayan, rengiyle de alakası olmayan bir 'ucube' diktiler... Çünkü heykelle inşaat arasında bir fark olduğunu düşünmüyorlar.
Türkiye'nin büyük bir kısmının da düşünmediğine eminim. Zira heykeli put olarak konumlandırırsanız, dinlerine sıkı sıkı bağlanan ortalama halkın önüne de bir düşman koymuş olursunuz.

Türk siyasetçisinin güç kazanması için böyle vurması gereken hayal edilmiş düşmanlara ihtiyaç duyduğunu biliyoruz. Bir put olan heykele vurmak da tıpkı İsrail düşmanlığı gibi karşılık buluyor halkın belli bir kesiminde.

Ayrıca hayatı boyunca sanata ihtiyaç duymamış, sanattan beslenmemiş birine yaptığının doğru olmadığını nasıl anlatabilirsiniz ki? Anlatamazsınız...
Başbakan vuruyor, takipçileri tezahürat yapıyor.

Ama bu Türkiye'nin tamamı değil elbette. Bir de Türkiye'de bu olan bitenden rahatsız, sanatın içine tükürmeyen, meydanlarda heykeller görmek isteyen bir kesim de var.
Aynı Mehmet Aksoy aynı ülkenin bir yerinde alkışlanıyor, bir yanında hakaretlere maruz kalıyorsa ortada çok ciddi bir kültürel bölünme olduğu ortaya çıkmıyor mu?
Yüzde 42'yle yüzde 58'in çatışması da diyebilirsiniz.
Yeni Türkiye'nin haritası heykellerle, 'Muhteşem Yüzyıl' gibi televizyon dizileriyle, Tophane'deki galeri baskınıyla çiziliyor.

Kahraman Türk polisi
Pazar günü Soner Yalçın'ın Hürriyet'teki yazısını bir solukta okudum. Konca Kuriş'in başına gelenleri, Hizbullah'ın nasıl terör saçtığını anlatıyordu. Dehşet içinde kaldım; yaşananları görünce bu ülkeden bir kez daha korktum. Ve halay çekerek tahliye olan Hizbullahçılara, bu sisteme, onları salıveren düzene öfkem daha da büyüdü.
Yazının sonunda ise adeta kilitlendim. Neredeyse ağlayacaktım...
Suçlulardan kahraman yaratan bir düzenimiz var. Ve bu düzene karşı bizi koruyan bir de polis gücümüz.
Kahraman Türk polisi Konca Kuriş'i aramaya koyuldu elbette; kaçırıldıktan epey bir süre sonra cesedini buldu.
Ancak kaçırıldıktan bir süre sonra bir Hizbullah evine baskın yapmıştı. Kapıyı kara çarşaflı bir kadın, yanında bir çocukla açtı. Polis de 'Bu kadından terörist olmaz' diye düşünüp evi aramadı.
O evde Konca Kuriş'i saklamışlardı.
Eğer polis 'Kara çarşaflıdan terörist olmaz' demeseydi Konca Kuriş'i bulacaktı. Ama aramaya bile gerek duymamışlar...

Halkı okumak neymiş görsünler
Eğer bazı kesimlere sorarsanız bir halk düşmanı o... Kendi halkını aşağılayan ve yok edilmesi gereken biri... Cumhurbaşkanı'na saygı göstermeyen, 'halkın iradesini' tanımayan dahası 'halkı okuyamayan' biri...

Gördük işte bu söylediklerinin gerçek olup olmadığını...
Çünkü Bekir Coşkun için cumartesi günü Caddebostan Kültür Merkezi'nde öyle bir kuyruk vardı ki... Mustafa Balbay'a destek imzasının rockstar'ıydı Coşkun... Gençler, yaşlılar, saatlerce sadece sohbet edebilmek, imza alabilmek için sırada bekledi... Hepimiz imza salonunu terk ederken Bekir Coşkun'un önündeki kuyruk hala devam ediyordu.
Söyleyin bakalım bu mu 'halkı okuyamayan' yazar... Yoksa 'halkın okuduğu yazar' mı?

<p>'Dünyada bir pandemi gerçeği var. Türkiye'de pandemiyle mücadele ediyor. Ekonomik ve sosyal hayat

'Marketlerdeki etiket anarşisi önlenmelidir'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ağrı Dağı göçmen kuşlara ev sahipliği yapıyor

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?