• $8,5121
  • €10,2827
  • 499.558
  • 1441.33
28 Ekim 2010 Perşembe

Yepyeni bir rezalet

Rezaletten başka bir kelime bulamıyorum aktardıklarına... Olay şu: Atatürk Havalimanı'nın girişine 1993 yılında Ümit Öztürk'ün bir heykeli konuyor. 'İstanbul' isimli heykel dünyanın en kıymetli sanat parçası olmasa da yine de bir sanatçının emek verdiği, kendi vizyonunu yansıttığı bir çalışma.

Sonuçta beğenilmiş ki oraya yerleştirilmiş ve 16 senedir de sergileniyor.
Ancak geçen yıl havalimanı kavşağındaki değişiklik yüzünden heykel yıkılıyor. Heykelleri ve anıtları yok etmekte sicili çok kalabalık bir ülke olduğumuzdan hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Tıpkı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin deposunda duran ve kendi kaderlerine terk edilen onlarca heykel gibi.

Bu yıl, sessiz sedasız 'İstanbul' heykeli yeniden dikiliyor.
Ancak bir farkla. Heykeli, sahibi Ümit Öztürk yapmıyor. Heykeltıraş sanat eseri yok edildiği için Belediye'ye dava açınca apar topar Belediye kendi kendine 'İstanbul'u yeniden dikiyor. Orijinalindeki eskitilmiş bronz yerine boyalı sac kullanılıyor, Asya ve Avrupa'yı simgeleyen bloklar kısalıyor ve heykelin oranı bozuluyor.

Şimdi haklı olarak Ümit Öztürk kendi yaptığıyla alakası olmayan bu heykelin yıkılması için uğraşıyor. 'Heykel yıkıldığında şaşırmıştım, yeniden yapıldığında daha da şaşırdım' diyor.

Nasıl, gerçek bir rezalet değil mi?
Ancak bu rezalet tekil değil, kökeni bir ideolojinin kodlarında gizli.
Ahu Antmen'in de hatırlattığı gibi Nurettin Sözen döneminde 'Açık Alanlarda Çağdaş Sanat' başlıklı proje kapsamında İstanbul'un çeşitli semtlerine heykeller yerleştirilmişti. Anca zamanla bu heykeller yok edildi, kaldırıldı, yıkıldı, depoya saklandı ve İstanbul en önemli medeniyet ölçütlerinin birinden yoksun bırakıldı.

Bugüne kadar sosyal demokrat belediyelerin çalışmadığına dair kamuoyunda yaygın bir kanaat var. Muhafazakarların, ta Refah Partisi'nden dolayı bugün elde ettikleri başarıyı belediyedeki işlerine bağlamak çok da yanlış olmaz.

Evet, çöpler toplanıyor, sular akıyor... Ama günümüzde böylesi temel hizmetleri 'yapıyor' diye bir belediyeye başarı atfetmek aslında çok acıklı bir durum değil mi? Zaten olması gereken bu. Elbette yol yapacaklar, çöp toplayacaklar...

Oysa şehircilikte çağdaşlık ölçütü ve gerçek vizyon heykellerle, benzer farklılıklarla ölçülüyor. İşte bu da AKP belediyesi zihniyetinin çöktüğü nokta. 'İstanbul' heykelinin başına gelenler şehrimizi yöneten zihniyetin beyninin kodlarını anlamak açısından epey ipucu barındırıyor.
Muhafazakarlarda eksik olan da bu vizyon, dünya görüşü, çağdaşlık ne yazık ki... İstanbul dünya sahnesinde bir şehir olarak sadece çöpleri toplayarak yönetilemez.

Bir sanatçının heykelini yıkıp, yerine ona danışmadan bir ucube dikmekte hiçbir sakınca görmüyorlar ne yazık ki...
Kendilerine karşı olanları da bu yüzden anlayamıyorlar zaten.
Bakalım bu rezalete itiraz yükselecek mi?


Hürriyet'e dediklerime ben de şaşırdım!
Dünkü Hürriyet'in dördüncü sayfasında Sefa Kaplan imzasıyla bir 'Beyaz Türk' haberi... Bu kavram son zamanlarda yeniden gündemde ya, gazete de bir derleme yapmış. Habere iliştirilmiş bir kutu 'Kim ne dedi' başlığı taşıyor.

Bu konuda görüş bildirenler arasında beni de saymışlar... Doğru, Beyaz Türklük üzerine en fazla yazı yazan isimlerden biriyim.
Ancak Hürriyet'te 'dediklerimi' okuyunca şaşırdım. Çünkü bunların hiçbirini dememiştim!

Ne daha geçen gün yazdığım Beyaz Türklük yazısıyla bir ilgisi var, ne de benim gazeteye verdiğim bir görüş bu.

Dahası, hiç görüşmediğim, hiç katılmadığım ifadeler. Bana göre Beyaz Türklüğün günümüzde aldığı şekille alakası olmayan bir özet... Hayır, daha birkaç gün önce bu konuyu yazmamış olsam bir şey demeyeceğim. Ama Hürriyet'te yer alan haberin benim düşündüklerimle alakası yok...
Sefa Kaplan'a göre ben şöyle tanımlamışım Beyaz Türk'ü: 'Yaşam tarzı itibarıyla Beyaz Türklüğü benimseyen, kışları İstanbul'da yazları Bodrum'da geçiren, kokteyllerin, davetlerin önemli simalarından olan, iktidar sofralarında her dem yer almayı sevmiş, yüzleri Batı'ya dönük, dünyayı bilen, parası olan, gerek kendileri gerekse de ailelerinin belli bir geçmişi olan köşe yazarları...'

Özellikle 'köşe yazarları' lafını görünce güldüm. Bazen gazetecilerin hayal gücüne şaşırıyorum; nereden akıllarına geliyorsa...
Her şey bir yana, daha iki gün önce Beyaz Türk tabirinin bildiğimiz anlamda kullanılmayacağını, tıpkı Ertuğrul Özkök gibi benim için de Beyaz Türkiye'nin yüzde 42'yi kapsadığını yazmışım...

Ya okumuyor... Ya okuduğunu anlamıyor...
Okur Temsilcisi Faruk Bildirici'nin de dikkatine sunarım. Bu zorunlu açıklamayı yapmak istiyorum çünkü google sicilime böyle saçma bir Beyaz Türk açıklaması işlensin istemiyorum.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı