• $ 5,8997
  • € 6,5052
  • 281.627
  • 99027.8
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Türk=Amerikan ilişkilerinde yeni perde

Birleşmiş Milletler
Dış politika yazarlarının sevdikleri bazı klişeler vardır. 'Kapalı kapılar ardında' ya da 'yeni bir perde' bunlardan biridir. Ancak Obama'yla Erdoğan'ın arasındaki dostluğu, uyumu, beraber ortak değerleri savunma kararlılığını görünce 'yeni perde' tam da ilişkilerde yeni aşamasını tarif etmek için yeterli, yerinde bir klişe.
Türkiye tarih boyunca hep coğrafi olarak stratejik bir ülkeydi ama bugüne kadar dünya siyasetinde buna eş bir ağırlığı yoktu.
Bu seneki Birlemiş Milletler Genel Kurulu'na diğer ülkelerle denk, söz hakkı eşit bir Türkiye katılıyor.
Önceki gün New York'ta gerçekleşen Erdoğan-Obama görüşmesinde de bu denklik önemliydi. Görüşmenin bir buçuk saatten iki saate çıkması önemli bir ayrıntı. Başbakan Erdoğan'la Obama arasındaki 'vücut dili' de denkliğin bir başka göstergesi. Amerikan başkanının önünde alıştığımız gibi ezilip büzülen bir Türk lideri yok.
Amerikan yetkilileri Barack Obama'yla Başbakan Erdoğan arasındaki dostluğa özel önem veriyorlar. Washington'daki kuşkucu isimler 'Obama bir dönemlik başkan olursa bu ilişkiler daha nasıl sürer' diye şerh düşüyorlar gerçi ama şu anda Cumhuriyetçiler'den nitelikli bir aday çıkmaması Türk-Amerikan ilişkilerindeki seyrin epey bir süre daha bu şekilde yürüyeceğini gösteriyor.
Büyük ihtimalle bir dönem daha Obama'yla devam edecek Amerika da. Türkiye'de zaten uzun bir süre Erdoğan'ın alternatifi çıkmayacak. Bu uyum da uzun süre Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrini belirleyecek.
Amerika kadar, Türk tarafı da bu uyumdan son derece memnun.
İki liderin görüşmesine Türk tarafı önce gergin başladı, iki saatin sonunda epey rahatlamış bir şekilde ayrıldılar. Amerika, beklenen uyarıların hiçbirini yapmadığı gibi Türkiye'nin birçok konudaki hassasiyetine de anlayış gösterdi.
'İsrail'le tonu biraz yumuşatın' ricası geldi, ama bunu bir yaptırıma dönüştürmedi, ısrarcı olmadı.
Predator'lerin kullanımıyla ilgili Türkiye çok iyimser. Suriye'ye yaptırımlar konusunda Amerika da Başbakan Erdoğan'ı ikna etti.
Geçmişte belki de bir cesaretle, bir meydan okumayla başlayan bu özgüven bugün karşılığını bulmuş, kabul görmüş durumda.
Nasıl yapıyor bunu? Nasıl oluyor da Başbakan Erdoğan her seferinde Batı'ya ve Batı'nın müttefiklerine haddini bildiriyor, dahası nasıl bunu bir başarıya dönüştürüyor?
İsrail'e 'Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz' diye çıkışıyor, Sarkozy'e 'Libya'nın yeraltı kaynaklarına göz dikme' diyor. Dünyanın 'ağabeyi' rolünü üstlenen Amerika Birleşik Devletleri'nden de destek almaya devam ediyor.
'Ustalık' metaforunun altının dolu olduğu ortada; son dokuz yılda Erdoğan ve hükümet diplomasi satrancını, manevraları iyi öğrendi. Son derece pragmatikler. Türkiye'nin işine gelmedikçe hiç kimsenin dümen suyuna gitmek gibi bir niyetleri yok, sadece çıkarlar eşitse birliktelik söz konusu.
Amerika Birleşik Devletleri'nin de uzun vadede Erdoğan'ın Ortadoğu'da sürdürdüğü politikaya ihtiyacı var. Erdoğan, dünya liderine sadece Arap Baharı'nda bir model örneği sürmüyor. Aynı zamanda doğal kaynakları olan Türki cumhuriyetlerle ilişkilerin de kapılarını açıyor.
Obama'nın yılda dokuz kere Erdoğan'la telefonda konuşması boşuna değil.
Çünkü ABD yönetimi de söz konusu olduğunda son derece pragmatik. Ne kazanacağına bakıyor. Uzun vadede enerjiye aç ülkelerinin bölgede Erdoğan'la kuracağı ittifak, içeride pro-İsrail politikasıyla alınacak oylardan daha önemli.
Herkes kendisine göre bir hesap yapıyor işte. Ama her seferinde kazançlı çıkan Erdoğan oluyor.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

'Tire'de buluşalım
Amerika'nın tarihi otellerinden biri. İçinde metro durağına özel bir geçiş var, ama yerini hiç kimse bilmiyor. Zamanında Amerikan Başkanı arabasıyla tehlike anında yeraltına inebilsin diye devasa bir asansör bile yapılmış. Hakkında o kadar çok efsane var ki... Zamanında öyle çok kişi bu otelde ikamet etmiş ki...
Bundan birkaç sene önce Park ve Lexington Caddeleri'nin arasındaki otelde kalırken yeni bir 'markalaşma' sürecinden geçiyorlardı.
Otelin Waldorf-Astoria olan adını 'Waldorf=Astoria' diye değiştiriyorlardı. 'Meet Me at the Hyphen' diye 'Tirede buluşalım' manasına gelen bir şarkı bile vardı halbuki otel hakkında.
Şimdi bu 'eşit' işaret de nereden geliyor?
Grafikte daha kuvvetli bir etki yapmak için 'double hyphen' kullanmaya karar verdiler.
Obama-Erdoğan'ın Waldorf=Astoria görüşmesinden sonra Türk-Amerikan ilişkileri derken de araya artık 'eşit' işareti konabilir diye düşünüyorum: 'Türk=Amerikan ilişkileri' daha doğru, grafik olarak daha kuvvetli sanki.

Kendime notlar
- 20. yılında bitmek bilmeyen bir tartışma yeniden dirildi: Pearl Jam mi Nirvana mı? Bizim kuşağımızın 'Beatles mı Stones mu' sorusu bu. 1991'de Nirvana'nın 'Smells Like Teen Spirit' klibini ilk kez MTV'de gördüğümü hatırlıyorum, aynı heyecanla Pearl Jam'in 'Even Flow'unu da dinlemiştim. Bugün Nirvana tıpkı Beatles gibi tarih, Pearl Jam ise Stones gibi 'full force' devam ediyor yola. 'Ten' albümlerinin 20. yılı dolayısıyla bir belgesel ve albüm de yayınlandı. Dün, 'Ten'i yeniden dinledim. Hala eskimemiş. Ya da ben yaşlanmışım.
- Comedy Central kanalının bir 'roast' geleneği var: Karşılarına ünlü birini alan karışık bir ekip onu alabildiğince 'haşlıyor'. Her türlü hakareti ediyorlar, sınırlarını zorluyorlar, espri yapıyorlar. Buraya çıkmak yürek ister, buradan çıkmak da ayrı bir mesele. Pazartesi günü Charlie Sheen konuktu. Mahvettiler adamı. Ama belki de Sheen en iyi performansını verdi. Herkes ona 'delirdi' gözüyle bakıyordu, kendisiyle dalga geçişiyle, komplekssizliği ve rahatlığıyla müthiş puan topladı. Neredeyse yeniden doğdu. Bizde 'roast' yapılacak onca ünlü var, mesela Nihat Doğan. Ama bunu kaldırabilir mi? Eleştiriyi bile kaldıramayan Türk ünlüleri bu alay karşısında ne hale gelir acaba?
- Hani sınırlar kalkıyordu, İnternet'te belli sitelere konan 'ülke sınırı' nedir? Dünyada yeni eşitsizlik artık Kuzey-Güney ülkeleri diye değil, aksine telif haklarıyla belli oluyor. Pandora'ya, Netflix'e, Spotify'a sahip ülkelerle bunlara erişimi olmayan ülkeler eşit olur mu hiç?
Ajandaya not: Coldplay'in dünya turnesi açıklandı. Yeni şarkıları 'Paradise'a pek ısınamadım ama her seferinde aynısı oluyor. Yine de iki kere canlı izledim, iki kere daha rahat izlerim. Bir şehir seçmek, bilet almak için geç kalmamalı.

Oray Eğin Diğer Yazıları

<p>Ceylanpınar´lı  kadınlar bölgedeki Mehmetçik ve özel harekat polisleri için yemek yapıyor. Kadınl

Barış Pınarı Harekatına Katılan Mehmetçikler İçin Yemek Yapıyorlar

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Herkesi şaşkına çeviren gelişme! Bir Recep Sert portresi...