• $7,4125
  • €9,024
  • 442.261
  • 1542.45
25 Şubat 2011 Cuma

Telefon konuşması kayıtlarım

WikiLeaks belgeleri sızmaya başladığında bunun dünyada yeni bir iletişim dili yaratacağına inandım. Artık insanlar devletlerinin kapalı kapılar ardında neler çevirdiğinden haberdar olmak istiyor, kandırılmaya isyan ediyordu. Müthiş bir şeffaflık çağı başlıyordu. İyi kötü yönleriyle devletlerin de cam evlerde yönetileceği bir dönem...
Bu 'zamanın ruhuna' da son derece uygundu zaten: Başkaları hakkındaki kanaatimizi ne zamandır Facebook siciline göre vermiyor muyuz? İlişki durumu, ilgi alanları, beğendiği kitaplar, üye olduğu gruplardan bir karakter tahlili çıkartmıyor muyuz?
WikiLeaks de devletlerin Facebook'u oldu bir anlamda.
Kuşkusuz, bu tür yeni bir şeffaflık insan ilişkilerine hem katkı sağlıyor, hem de zarar veriyor. Alakasız bir arkadaşınızın etiketlediği bir fotoğraf evliliğinize mal olabiliyor; yüz yüze görüşüp çok sevdiğiniz birinden Facebook profilinde verdiği bilgilerden dolayı soğuyabiliyorsunuz.
Benzer şekilde devletlerin de sızdırılan yazışmalar yüzünden araları bozulabiliyor. Müttefikler birbirlerinin arkalarından konuşabiliyor, en yakın destekçisi gibi görünen devletlerin bazı liderlere o kadar çok güvenmediği ortaya çıkıyor.
Şeffaflık çağında sadece devletler değil, insanlar da artık gündelik ilişkilerini belli bir filtreden geçirmek zorunda kalacak, arkadaşlarıyla, sevgilileriyle konuşurken bile otosansüre başvuracak.
Ya da bu düzene uyulacak... Hiç kimse duyduklarına şaşırmayacak, yadırgamayacak. Yeni bir eğitimden geçeceğiz.
Dün bir arkadaşımı aradım, 'Bak konuşmalar sızmaya başladı, senin hakkında da telefonda çok konuştum, çok dedikodu yaptım, bunlar da çıkarsa bil' dedim. Ve güldük. Neyi saklayacağım ki; her gün bir sürü insan hakkında konuşuyorum telefonda. Dedikodu da yaparım. Bu benim en temel özgürlüğüm.
Zaten hepimiz için telefon modern dünyanın terapi aracıdır. Facebook'ta chat yapmak, SMS atmak, dedikodu yapmak, insanlar hakkında atıp tutmak da bu teknolojinin bize sunduğu bir imkan, bir deşarj olma yöntemidir.
Sevgiliye kızıp bunu arkadaşımıza anlatırız... Patrona kızıp bir başkasına dert yanarız. Ve telefon konuşmalarında her zaman için 'uçuş serbest'tir.
Ancak işin kötüsü, çeşitli tonlamalarla, arkadaşlar arasında geliştirilen üslupla bambaşka anlam ifade edecek konuşmalar kağıda döküldüğünde bağlamından da kopartılma tehlikesi yaşıyor. Çok sıradan bir espri bambaşka bir şekilde karşımıza çıkabiliyor.
Ama dediğim gibi belki de bunlar çağımızın gerekleri, geçiş döneminin sancıları. Her şeyin kamusallaştığı kabul görene, yeni bir dil oluşana kadar da bu sancılar sürecek gibi.
Benim insanların yüzüne söyleyemediğimi arkalarından konuşmamak gibi kötü bir huyum vardır; ayrıca telefon konuşmalarımı dinleyenlerin çok eğlendiğine de eminim. Gizleyecek saklayacak bir şeyim yok sonuçta...
Bundan sonra da 'Yoksa sızdırılır mı' korkusuyla telefonda konuşmaktan vazgeçmeyi düşünmüyorum doğrusu. Sızdırılacaksa, artık konuştuğumuz her şey bundan böyle önümüze konulacaksa buna da hazırlıklı olmak gerekiyor galiba...  Mahremiyet öldüyse ve bunu hepimiz kabullendiysek, bu şeffaflık çağı hepimiz için geçerliyse eğer...  Bu konuda da bir adalet beklemek hakkım herhalde. Mesela Hüseyin Gülerce efendisiyle neler konuşuyor, onu da bilelim o zaman.
Not: Dünkü yazımda Robert Mapplethorpe'un soyadı 'Maplethorpe' olarak yer aldı. Düzeltir, özür dilerim. İyi ki bu kadar ayrıntıcı ve nitelikli okurlarım var.

Ucuz provokasyon
Hiç sevilmeyen, hiç kimsenin yüzüne bakmadığı bir köşe yazarı düşünün. Gittiği her yerde tepkiyle karşılaşıyor. Sokakta yürüyor, arkasından ana avrat küfrediyorlar dönüp de hiçbir şey diyemiyor. Meyhaneye gidiyor, başka müşteriler kovuyor, hakaretler ediyor, bir tepki veremiyor.
Ve bu olaylar birbiri ardına çok sık oluyor.
Böyle biri olsanız, bir de kariyerinizde üniversiteli öğrencilere yönelik küfür yazılarınız birikmişse kalkıp da bir üniversiteye gider misiniz?
Bilmez misiniz başınıza neler geleceğini? Biraz aklınız başınızda olsa tedbirinizi almaz mısınız; hiç değilse rezil olmayın diye...
Buna rağmen, bile bile neden gider insan üniversitede konuşma yapmaya... Çağıranların kafası hiç çalışmıyor, onu anladık. Peki insan hiç değilse kendini korumak için tereddüt eder...
Nitekim, ona da gelişinden memnun olmadıklarını gayet net belli etmişler. Yumurta protestosuyla yine...
Ya müthiş bir pişkinlik, göbeği kadar kocaman bir mesnetsiz özgüven... Ya da kendince bir taktik...
Olay çıksın, mağduru oynasın, malzeme olsun, öğrencilere küfretsin, başına bir şey gelsin de kendince 'ucuz kahraman' olsun diye... Bir tür provokasyon işte... Bu numaralar da kendisi gibi çok ucuz ama.

Fehmi Koru bu fotoğrafa bozulacak
Artık insan içine çıkacak yüzü olmayan liberaller var ya... Giderek İstanbul sosyal hayatından dışlanan... Yavuz Baydar'ından
Cengiz Çandar'ına...
Dün, bizim gazetede bir fotoğraf vardı.
Şimdi kendi aralarında alternatif bir fasıl gecesi oluşturmuşlar... Fehmi Koru'nun çaylı fasılları kesmiyor demek ki; hemen onu satmışlar... 'Rakılı geceler' düzenlenmeye başlanmış, bir otel de sponsor... Tabii anason kokusunun yanında bir 'hanut' kokusu alıyorum. Aynı fotoğrafta bir de yasak aşk belgelenmiş; belki dikkatimden kaçmıştır ama ilk kez ikisini bir arada görüyorum: Yandaş akademisyenler
Ergun Özbudun ve sevgilisi Serap Yazıcı...

Çağımızın bir kahramanı
James Franco'dan bahsediyorum. Hani şu '127 Saat'te 94 dakika boyunca tek başına insanı filmin karşısından ayırmayan oyuncudan; 'Spider-Man'de Peter Parker'ın en yakın arkadaşından. Arka arkaya çok kötü birkaç filmde başrol oynayan James Franco...
O günlerden bu yana çok değişti tabii.
Şu anda dört ayrı üniversitede (NYU ve Columbia dahil) yüksek lisans yapan bir öğrenci... Aynı anda iki ay boyunca 'General Hospital' adlı pembe dizide Franco isimli bir seri katil-sanatçıyı canlandıran bir televizyon oyuncusu... 'Palo Alto Stories' isimli öykü kitabının yazarı... Modern sanatta kendini ispatlayan, sergiler açan bir sanatçı... 'James Franco oyunculuğu' üzerine ders veren bir öğretim üyesi... Ve daha pek çok şey...
James Franco bu pazar Oscar töreninin de sunucularından biri. Doğrusu, her şeyi önceden tahmin edilen törenin belki de en ilginç tarafı.
10 küsur saniyelik bir video yayınladı geçen gün twitter'da; Anne Hathaway'le 'Grease'i yeniden canlandırmışlar. Açılışta gösterilecek bir videonun bir bölümü galiba...
Oscar törenini hiç değilse sunucusu için izleyin.

<p>Peki, yeni gelen aşılar nasıl uygulanacak? Toplum  Kovid-19’a karşı ne zaman bağışıklık kaz

Kısıtlamalar kalkıyor mu?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Bülent Turan, 1915 Çanakkale Köprüsü inşaatında incelemelerde bulundu

İHA fabrikası Ankara'da üretime başladı