• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
07 Şubat 2011 Pazartesi

Şimdi de yandaş belgesel

Elimde ciltli, kuşe kağıda renkli basılmış bir katalog duruyor. 'Siyah Beyaz' isimli belgesel için hazırlanmış ve basına dağıtılmış. Belli ki epey para harcanmış. Parası neden önemli: Çünkü 'Siyah Beyaz' bir TRT belgeseli, bütün masraflarını bizler vergilerimizle karşılıyoruz.
Ve bu belgesel Cumhuriyet gazetesinin tarihi üzerine.
Cumhuriyetimiz kadar eski bir gazetenin hikayesinin televizyona aktarılması, geleceğe bir belge olarak kalması elbette önemli. Ancak durup dururken neden şimdi bir Cumhuriyet gazetesi belgeseli yapılır, onu da merak etmiyor değilim. Hele hele işin içinde TRT varsa.
Kataloğun sayfalarını karıştırdıkça kafamdaki sorular yavaş yavaş aydınlanıyor.
Bu belgesel için söyleşi yapılan isimlere bakıyorum: Şu anda Cumhuriyet'te yazan sadece üç kişi var. Bedri Baykam, Ümit Zileli ve Ali Sirmen.
Önceki gün Hikmet Çetinkaya'yı aradım: 'Hikmet Abi, bu belgeselden size söyleşi teklifi geldi mi' diye sordum.
'Hayır' dedi, 'Ne bana, ne Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız'a, ne Orhan Erinç'e, ne de Cüneyt Arcayürek'e böyle bir talep gelmedi.'
İlginç değil mi?
Cumhuriyet hakkında bir belgesel ama Cumhuriyet'in omurgasına yer verilmiyor, sadece 'göstermelik' üç yazarla kısa söyleşiler yapılıyor.
TRT'nin belgeselinde Cumhuriyet'i kimler anlatıyor dersiniz? Cumhuriyet'le hiç ilgisi olmamış, ya da geçmişte Cumhuriyet'ten çeşitli sebeplerden uzaklaştırılıp bu gazeteye kin bilemiş kişiler.
Başta Hasan Cemal. Zaten belgeselin danışmanı da Cemal'in Cumhuriyet yıllarındaki sağ kolu Okay Gönensin.
Belgesel de Cemal'in Cumhuriyet'in gövde gösterisi gibi: Cengiz Çandar, Şahin Alpay, Ümit Kıvanç, Meral Tamer, Osman Ulagay.
Oral Çalışlar ve Aydın Engin gibi liberal saflara savrulanlar...
Eski bir Cumhuriyet çalışanı olan Mehmet Barlas'a, sinema eleştirmenliğini neredeyse Türkiye'ye öğreten Atilla Dorsay'a, hatta Türkiye'nin ilk Cemaat'çi Atatürkçüsü eski Cumhuriyet yazarı Toktamış Ateş'e bile şaşırmadım ama bazı konuştukları insanları hakikaten anlayamadım.
Ali Bayramoğlu, Emre Aköz, Mehmet Şevket Eygi, Taha Akyol ne alaka: Bu isimler mi anlatacak Cumhuriyet'in tarihini? Bu kişilerin adları Hasan Cemal'in 'Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim' kitabında bile bir kere geçmiyor...
Sırf isim listesi aslında amacın Cumhuriyet gazetesini anlatmak değil, Cumhuriyet'i karalamak olduğunu hemen belli ediyor. Kavgalar, Cumhuriyet'teki fikir ayrılıkları da yer alabilir ama bu belgesel belli ki Hasan Cemal'in anıları gibi tek taraflı.
TRT'nin neden böyle bir işe alet olduğunu anlamaksa zor değil: Bu iktidar döneminde TRT'de dönen dolapları, kadrolaşmayı en sık haber yapan gazetelerden biri Cumhuriyet. Bu aralar TRT'nin kendisini eleştiren kişilere karşı belaltı çalıştığı, birebir savaştığı da malum.
Ne hale geldik, görün işte... Bizim vergilerimizle dönen bir kurum, böylesi 'şahsi' meselesine bizim vergilerimizi alet edebiliyor.
Bu iş için de 'her işe yarar' liberaller zaten dünden razı.
Yeter ki Hasan Cemal ve Okay Gönensin bitmek bilmeyen o ergen öfkesiyle İlhan Abi'lerinden intikam alsınlar.
Bu arada ben 'liberallerden faydalanılma' yöntemini de sekiz sene öncesinden hatırlıyorum.
Bugün Cumhuriyet'i karalayan kadro, sekiz sene önce de AKP'yi yere göğe sığdıramayan, 'değişimin' fikri altyapısını hazırlayanlar değil miydi?

Kullanışlı gazetecinin adı
GEÇEN haftayı kapatırken Taraf'ta yazan bir 'kullanışlı gazeteciden' bahsetmiştim. Kendisini aralarına almayanlara karşı tetikçilik yapan, birilerinin emrine giren yeni bir çocuktan.
Adı Melih Altınok...
Ben 'Metin Altınok' yazmışım... Kafamda Melih diye bir adam o kadar yer etmemiş ki böyle bir hata yapmışım...
Çünkü ben bir tek Türkçe'nin büyük şairi Metin Altıok'u bilirim... Melih ya da benzerlerini beynim hatırlamak istese de bünyem kabul etmez. Ama bu hatayı yaptığım için üzüldüm... Bir kere Metin Altıok'a saygımdan. Böyle bir türle karıştırılacak son isim. En başta babasının adını hep çok güzel yaşatan kızı Zeynep'ten ve bu büyük şairi sevenlerden özür dilerim.

Lokanta Maya notları
Menderes Utku ne kadar güzel yaşlanıyor. Bir zamanlar İstanbul'un en beğenilen erkeğinin yüzüne aklar düşüyor. Ama hala kendisine baktırıyor. İki haftada iki kere karşılaşınca yaşlanmanın da insana yakıştığını düşündüm. Bir de Menderes Utku'nun hala kentte bir 'öncü' olduğunu.
Onu en son Karaköy'deki Lokanta Maya'da görünce 'Tamam, doğru yere gelmişiz' dedim.
Radikal'e yemek yazıları da yazan Didem Şenol'un açtığı Maya'da yemek bir türlü kısmet olmamıştı. Şenol'un adı dışında her şeyi çok güzel olan bir yemek kitabı var; 'Kızımız Defne'yi Oğlumuz İskorpit'e.' Bu kitabı da çok beğenmiştim, yemeklerini tatmak istiyordum.
İki sefer gittik ve kapıda kaldık.
Bir seferinde bir beyaz eşya firmasının servisleri için kapatılmıştı mekan, yüzümüze bakılmadan kapı dışarı edildik.
Azimliyiz, ikinci sefer gittik. Yine kapıda kaldık. Çünkü bazı akşamlar saat 20.00'de kapanıyormuş. Tutturamadık, restoranın hangi saatte açık olup hangi saatte kapalı olduğunu ezberleyemedik: Normalde haftada bir gün kapalı olur, akşam yemeği veriliyorsa da her gün verilir diye alışmışız...
Neyse, geçen hafta nihayet nasip oldu da gittik.
Peşinen söyleyeyim, çok beğendim. Sadece yemeğe odaklanıyorsunuz. Bütün masalar dolu, ağırlıkla da yabancılar. Şık bir kalabalık. Yemeklerin bazıları iyi; mücver, muhammara gibi klasik seçenekler ağırlıklı. Hemen her şeyi tadına bakmak için söyledik. Kalamar ızgara çok sertti, onun dışında her şeyden memnun kaldık.
Ana yemek olarak masadaki üç kişi bonfile istedi. Çok az (bleu), az ve orta pişmiş şekilde. Etlerimizi tam istediğimiz gibi pişirdiler ama garson masada hepsini karıştırdı ve yanlış verdi. Bunlar çok sık oluyor Türkiye'de. Bir de patatesler çok iyi olabilecekken bekletildiği için yumuşamış, birbirine yapışmış. Arkadaşım 'büfe patatesi' dedi; hani dürümün içine falan konan cinsten!
Ama etin tadı çok iyiydi; belli ki iyi yerlerden malzeme temin ediliyor. Tatsız, süpermarket etleri astronomik fiyatlarla sunulmuyor.
Benim en temel eleştirim Didem Şenol'un kitabında olan yemeklerin restoranda bulunmamasıydı; kitabı okuyan, gelip bazı reçetelerin orijinallerini görmek isteyebilir.
Peki Maya'ya tekrar gider miyim? Sık sık gitmek isterim. Çünkü yemeğe verilen önem hoşuma gitti.
Bir de aynı türde başka bir yer olan Münferit'ten çok daha az kasmış, iddiasız ve daha başarılı bir yer. Fiyatlar da apartman girişinde konuşlanmış ve New York'taki birçok iddialı yerden daha pahalı hesap ödediğiniz Münferit'in aksine mantıklı.

<p>Peki, reform paketlerinde gelinen son durum ne? Hukuk ve  ekonomide hangi başlıkları konuşacağız?

Reform paketlerinde son durum ne?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Bakanlar Gül ve Karaismailoğlu, Gaziray Projesi'nde incelemelerde bulundu

Amasya'da mamutlara ait olduğu değerlendirilen fosiller bulundu