• $7,4703
  • €9,055
  • 423.307
  • 1472.37
22 Kasım 2010 Pazartesi

Sadece bir şarkıcı o kadar

Ancak Ahmet Kaya söz konusuysa beraberinde bir doz aşımı yaşanıyor. Ve giderek bu umudum köreliyor, olduğu gibi Ahmet Kaya'yı anlatmak imkansızlaşıyor.
Bundan 10-12 sene önce Ahmet Kaya dinleyenler neredeyse fişleniyordu, televizyonlarda, radyolarda boykot ediliyordu.
Şimdi ise Ahmet Kaya'ya bir kahraman muamelesi yapılıyor. Olmadığı kadar çok önem atfediliyor, sanal bir yere yerleştirilmeye çalışılıyor.
İşte bu abartılı doz aşımı hepimizi körleştiriliyor.
Ahmet Kaya öyle büyük bir sanatçı değildi. Kuşkusuz bize, Ortadoğu kültürüne sıcak ve yakın gelen bir tarafı vardı. Hele birkaç kadeh içince, biraz duygusallaştıkça içimize işleyen şarkıları da var. Ne zaman çalsa sonuna kadar dinlerim. Ama onun dışında büyük bir müzisyen, bir ozan denemez.
Yaşasaydı, ölümünün kendisine kattığı efsanelik payesini hala taşıyor olur muydu tartışılır. Şöhret kültü bütün dünyada böyle mitolojilerle beslenir, sürekliliği için bu gibi mitolojilere ihtiyacı vardır. Dolayısıyla Ahmet Kaya'nın bugün yerleştirildiği konumda da sürgünde yaşamak zorunda bırakılması, linç görmekten son anda kurtarılması, boykota uğraması, kendi ülkesinde yabancılaştırılması ve hazin sonunun da büyük katkısı var.
Ahmet Kaya aynı zamanda bir düşünce adamı, bir devrimci, bir kanaat önderi ya da devrimci de değildi. Kulaktan dolma bilgilerle solculuk, yaşadığı sınırlı deneyimle beslenen bir başkaldırı dışında derinliği yoktu.
Dünkü Hürriyet'teki yazısında Soner Yalçın çok yakından tanıdığı Ahmet Kaya için 'Tam bir Türkiyeliydi' diyor, 'Türkiyeli birçok solcu gibi, hissederek düşünen biriydi. Teorik yanı zayıftı.'
Bu eksiklik Ahmet Kaya'nın savrulmasına da yol açtı geçmişte. Söylemi prim yapmayınca kasetleri satmamaya başladı; bu da onu başka arayışlara yönlendirdi. O yıllarda İslamcılarla da temas etti. Rüzgara göre savruluyordu sonuçta. Yaşasaydı bugün büyük ihtimalle AKP'li olurdu. 'Yetmez ama evet' derdi.
90'lı yıllarda hepimizin bilinçaltı Güneydoğu'dan gelen ölüm haberleriyle şekillendi. Yaşanan savaş bu ülke insanın yüzde 80'ini etkiledi, insanlar öldü, bir kuşak televizyonda gördükleri şehit cenazeleriyle büyüdü, askere gidip öldürülme korkusuyla yaşadı.
Ve Ahmet Kaya böyle bir ortamda 'Şarkılarım Dağlara' dedi, ağıt yaktı. Barışçıl, diyaloğa açık bir söylem tutturmuyor, düpedüz taraf oluyordu. Arka mahalleden geçmiş, artık dağa çıkmıştı şarkıları.
Ama galiba bir zamanlama ve mühendislik hatası yaptılar. Bu söylemin ona zararı dokunabileceğini kestiremediler, ülkenin o dönemki ruh halini ve hassasiyetini okuyamadılar.
Türkiye'nin o günkü sağlıksız ve ölümlerden dolayı sertleştirilmiş, hoşgörüden yoksun ruh halinde Ahmet Kaya'ya tepki verilmesi de kaçınılmazdı. Elinizi vicdanınıza koyup düşünün, dağlara ağıt yakılmasına karşı sessiz mi kalınacaktı?
Ne yazık ki Ahmet Kaya'yı sadece hayatını kaybettiği gerçeğine dayanarak nesnel ve serinkanlı değerlendiremiyoruz. Tam 10 yıldır Ahmet Kaya adının üzerinde bir düşünce terörü oluşturuluyor.
O gürültü olmasa gerçekler konuşulacak oysa... Ama o gürültü olmasa ve gerçekler konuşulduğunda da ortaya çıkan Ahmet Kaya portresi belli ki pek kimsenin işine gelmeyecek.
Beni bu son 10 yılda en çok rahatsız eden bir başka olay ise en az Ahmet Kaya'ya bir 'kahraman' muamelesi yapılması kadar Gülten Kaya'dan da bir entelektüel, bir aydın, bir düşünce insanı çıkartma çabası.
Gülten Kaya günün sonunda 10 yıldır eşinin ölümü üzerinden medyada yer almayı bir alışkanlık haline getirmekten başka bir şey yapmış biri değil. O dönemde eşiyle yaptığı da bir düşünce mücadelesi falan değil, düpedüz bir medya stratejisiydi.
O günlerde tutmadı, ters tepti. Şimdi karşılığını almaya çalışıyor. Bundan daha derin bir anlam göremiyorum doğrusu.
Isıtıp ısıtıp aynı konuyu önümüze sunuyor, medyayı manipüle etmeyi biliyor ve hepimiz de bu oyuna düşüyoruz. Eşini yaşarken yapamadı, şimdi 'kahraman' ve 'efsane' gibi anılsın istiyor.
Oysa Ahmet Kaya sadece bir şarkıcı, o kadar. Ve şu son 10 yılda hiçbir şeyden Ahmet Kaya mitolojisinden sıkıldığım kadar sıkılmadım.

Makbule meselesi
MADEM magazine düştük... Madem herkes bu meseleyi merak ediyor... Madem gazetelerin birinci sayfasına kadar çıktı bu olay...
O zaman gelin şu 'Makbule' meselesini bir de benim ağzımdan dileyin....
- - -
Asmalımescit'te sabaha karşı... Eve dönüyoruz... Issız sokakta eski bir kuaför, arkasında da tanımadığımız bir kadın yürüyor. Kendi aramızda 'Ya bu Hande Yener mi, böyle ıssız sokakta ne işi var, hiç mi korkmuyor, yok canım o değildir' diye konuşuyoruz.
Ben o mu değil mi öğrenelim diye arkasından geçerken gayet sessiz bir şekilde 'Makbule Hanım' dedim... 'Makbuleeee' falan değil...
Nereden bileyim ki gerçek adı Makbule Hande Özyener olan bu şarkıcı göbek atından utanıyormuş... Nereden bilebilirim ki bam teline basmışım... Nereden tahmin edebilirim ki böylesi bir şeyden sinir krizi geçireceğini... Nasıl önceden 'Makbule kompleksi' diye bir sendromu olduğunu...
Mesela Cenk Eren'e defalarca 'Nasılsın Yüksel'ciğim' dedim, her seferinde güldük...
Ben bunu söyler söylemez önce 'Tanışıyor muyuz, sen kim oluyorsun, ne yaptığını zannediyorsun' dedi... Ardından yanındaki ağdacı-çantacı korosu 'O ve Ç' diye bağırmaya başladılar. Aynen bu şekilde; duyduğum en absürd küfürdü ve sadece güldük. Bütün olay belki 10 saniye sürmüştür...
Ama biz uzaklaşırken 'Makbule' hala çığlık atıyordu. Ve eminim ona seslenenin kim olduğunu bilmiyordu.
Ta ki telefondan bir tweet atana kadar: 'Az önce Makbule Hande Özyener'e Makbule diye seslendiğim için olay çıkıyordu.'
Bunun üzerine o da kendisine bir dünya inşa etmiş, twit'ler döşenmiş, uykusuna girmiş herhalde, buradan da reklam yapacağını anlamış, uzattıkça uzatmış.
Sanırım birkaç yerde daha anlatacak, büyütecek bu işi... İhtiyacı olduğunu da anlıyorum. Ne de olsa artık dans kraliçesi değil, sadece 'Makbule' çünkü...
Bu iş hoşuna gittiyse, bu oyunu sürdürmek istiyorsa, kendisine faydası olduğunu düşünüyorsa her türlü katkıya hazırım... Yeniden dirilmesinde faydası olacaksa yardıma hazırım.
Yıllarca o tezgahtar şarkılarıyla az eğlendirmedi bizi; onun borcuna sayarım... Polemik feda olsun!

İsmail Küçükkaya'ya yanıtım
GAZETEMİZ yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya geçen hafta bayram vesilesiyle benim 'Gazeteler çok kötü' çıkıyor eleştirime itiraz etti... 'Bizim gazete çok iyiydi' dedi...
Kendisine bir cevap hakkım doğdu... Kullanıyorum...
'Genel Yayın Yönetmenim İsmail Küçükkaya ne diyorsa haklıdır çünkü o benim Genel Yayın Yönetmenimdir.'

<p>ABD Başkanı Joe Biden'ın talimatı ile Suriye'deki İran destekli gruplara hava saldırısı düzenlend

ABD'den Suriye'ye hava saldırısı: Suriye'deki İran destekli gruplar vuruldu

Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nde son durum havadan görüntülendi

Dünyanın en büyük tam panoramik müzesi 1 milyon ziyaretçi ağırladı

Mavi vatan nöbetinde geçen yıl 12 bin 655 hayat kurtarıldı