• $7,4265
  • €8,9943
  • 438.538
  • 1467
04 Ocak 2011 Salı

Penguen'e bu sefer gülemedim

Her yıl olduğu gibi 2010 sonunda da Penguen dergisi bir almanak çıkardı. 2009 yıllığı muhteşemdi. Hala dönüp dönüp bakıyorum, gözümden yaşlar gelerek güldüğüm karikatürler, kapaklar var içinde.

2010 yıllığını da aynı heyecanla aldım elime...
Koltuğuma yerleştim, sayfalarını karıştırmaya başladım. Bir-iki tane aşina kapak, birkaç karikatür derken sayfalarını çevirdikçe çevirdim.

Yüzümde en ufak bir tebessüm yok...'Vay be' diyebileceğim bir çıkış görmüyorum...
Bu sefer gülemiyorum.

Penguenciler korkmuş mu acaba? Mizah yeteneklerini mi kaybetmişler? Koca bir sene iyi bir espri bulamamışlar mı?

Hiçbiri değil... Penguen dergisi ve çizerleri hala bu ülkenin en yetenekli mizahçıları...
Sorun onlarda değil, bizde. Türkiye'de. Bu ülke artık mizahı bile yapılamayacak bir yere dönüştü çünkü.

Penguen'in kapaklarından Türkiye'nin 2010 gündemine bakıyorum: DTP'nin kapatılması, Tekel işçileri, Balyoz darbe planı, Başbakan'ın köşe yazarlarına çıkışı, yeni Anayasa, 'Yetmez ama evet', Baykal'ın gidişi, Mavi Marmara olayı, KPSS skandalı, şehitler, WikiLeaks sızdırmaları, öğrencilere atılan dayak...

Bazıları ancak hipergerçeklikle açıklanabilecek olayların hepsini beraberce yaşadık. 'Güleriz ağlanacak halimize'nin çok ötesine geldi artık Türkiye.

Şu kapaktaki olayların hangisinin mizahı yapılabilir, hangisiyle dalga geçilebilir ki? Belki bir-iki tanesinin, onu da kullanmışlar. Ama yılın geneline bakıldığında Penguen'ciler ne yapsın... Ellerini kollarını bağlamış Türkiye. Kimi olayların zaten kendileri baştan aşağı komik, kimi yaşananlarsa mizahı dahi yapılamayacak kadar acıklı...
Bu yıllık komik olmayabilir belki ama en azından 2010'da Türkiye'nin ne hale getirildiğinin belgesi olarak saklanabilir.

Android öğreniyorum
Yılın yaklaşık 250 gününü 'havada' geçiren, tam 'Up in the Air'deki George Clooney'e benzeyen bir arkadaşım var. Bu yaz telefonunu değiştirdi, Google'ın Android işletim sistemli bir modeline geçti.

'Bıktım artık iPhone'dan, insanı sürekli kısıtlıyor, fırlatıp attım şimdi çok memnunum' dedi. Ben de o dediğinden beri 'Acaba Andorid'li bir telefon kullansam mı' diye düşünüp duruyordum.

Bir de Google'la Apple'ın birbirleriyle düşman olmalarına neden olan işletim sistemi ya Android... Nedir bu mesele diye hep aklımdaydı...
Ancak Türkiye'de böyle bir telefon kullanmanın bazı dezavantajları var.
Google'la Türk hükümeti arasındaki 'vergi' savaşı sürdüğünden uygulamaların (app.'ler) indirileceği 'Market' Türkiye'ye hizmet vermiyor. Kullanıcılar belli dolambaçlı yollarla app.'lere ulaşıyorlar.

Dahası, bütün akıllı telefonlar gibi Android işletim sistemiyle çalışan modellerin hepsi pahalı. Hiçbir app.'e ulaşılamayan cihazlara bu kadar para vermek mantıklı gelmiyor.
Derken, Turkcell'in ilk kez kendi markası altında T10 ismiyle ürettiği akıllı telefonu piyasaya çıktı. Fiyatı, piyasadaki bütün akıllı telefonların ciddi anlamda çok altında. Hareket halindeyken İnternet'e bağlanmak, app'.ler kullanmak, Facebook'a, twitter'a bakmak isteyen ama bunun için de bütçesi çok sınırlı olanlar için üretilmiş. Hedef kitlesi gençler. Ve Android işletim sistemiyle çalışıyor.

Denemek için bir tane edindim. Sanırım bu 'Market' krizi yüzünden bazı uygulamalar önceden yüklü geliyor telefonda. Ekranı tamamen dokunmatik ama çok uzun zamandır görüşmediğimiz bir eski 'arkadaş' da bu telefonda var: Stylus... Hani akıllı telefonların ilk yıllarında ekrana dokunmamızı sağlayan bir kalem vardı ya...

Parmaklar kullanılmaya başlandığından beri stylus tarihe karışmıştı, ama Android'in yazması nispeten zor küçük klavyesinde işe yarıyor. Bir de eldivenli kış günlerinde...
Android, Apple'ın korktuğu kadar varmış. İlk başta alışması daha zor görünen ama kısa sürede de kolaylıkla kavradığım, çok rahat kullanılan bir işletim sistemi.
Tavsiye eder miyim? Hem evet, hem hayır.
T10 fiyat-kalite-beklenti dengesi açısından mükemmel: Akıllı telefon kullanıp bütçesi yetmeyenler mutlaka denesin. Diğer üst grup Android telefonları ise 'Market' serbestleşene kadar beklemekte fayda var.

İtinayla kopyalanır yapıştırılır kitap yazılır
MEHMET Baransu yaptığı haberlerle kendisini çok önemsiyor, Türkiye'yi değiştirdiğine inanıyor. Oysa ekranlarda görüyorum, yazdığı konulara bile hiç hakim değilmiş, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi bir izlenim veriyor. Sanki eline tutuşturulup ezberlemiş gibi...

Mesela Sedat Ergin ve Nedim Şener'le kıyaslıyorum, çok amatör, çok bilgisiz kalıyor. Türkiye'yi sarsma isteğine, büyük haberler yapma arzusuna da hiçbir itirazım yok... Ama her haberinin altında da bir şaibe çıkıyor, her seferinde bir pis koku geliyor. Bir tanesi için de insan kefil olamıyor. Zira zaman zaman Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterini Mirgün Cabas'ın telefonunun düşürdüğünü bile inanarak yazabiliyor...
Uçuyor kısacası.

Bu aralar kitap yazmaya sardı. Hanefi Avcı'nın kitabı çok ilgi topladı ya, rüzgardan faydalanmak adına sözde bir cevap-kitap yazdı aceleyle... Bir insan üç ayda nasıl koca kitap yazar; daktilo etmesi bile daha uzun sürer oysa... Sonradan önsözünü bir yerlerden arakladığı ortaya çıktı mesela...

Ne yapsın, işi bu: Copy-Paste'ci... Bavuldan çıkanı da yazıyor, google'dan bulduğunu da.

Dün, Soner Yalçın hakkında bir kitap yazacağını açıklamış. Onun da kitapları çok satıyor ya, formülü öğrendi, 'Belki beni de okurlar' diyor. Yazsın bakalım...
Ama bence asıl Ahmet Altan korksun... Çünkü Baransu çok satan kitapların izinden gitmeyi sürdürürse yakında Ahmet Altan'ın romanlarının da bir taklidini yazabilir; 'Kılıç Yaresi Gibi' ya da 'Sudaki Tiz' adıyla olabilir! Aynı şekilde Orhan Pamuk, Ayşe Kulin de yakında taklitlerinin çıktığını görürlerse şaşırmasınlar, Baransu onlar hakkında bir dosya hazırlıyordur.

Bu da 'çizgi film' gazeteciliği
Galiba CNN Türk'ü yönetenler hiç kendilerine dışarıdan bakamıyorlar. Kanalın dibe vurmasının nedenini bizzat 'Haber Toplantısı' programında görmek mümkün. Ve şimdi bu program günde iki kere yayınlanacak!

Bakın, bu programda hiçbir parlak fikri, yaratıcılığı, haber parıltısı olmayan birkaç yönetici çıkıp günü değerlendiriyorlar. Ama ekranda sanki gazeteci değiller de 'kanal yöneticisi' rolü oynuyorlarmış gibi görünüyorlar. Tek bir kayda değer fikir çıkmıyor, bir tek ufuk açıcı tartışma yaşanmıyor, dahası 'Haber Toplantısı'nda bir tek haber patlatılmıyor. Hele aralarında bir de papyonlu monşer var, tam karikatürlük. Adam ekranda gözümüzün içine baka baka 'Irak'ta nükleer silah olduğuna ikna oldum ben' diye açıklama yapmıştı zamanında... Bu adam 'danışman' düşünün işte.
Biliyorsunuz, çocukların uyuduğu saatte bile CNN Türk'ü dövüyor Yumurcak TV. İzlenme oranı iyice artacak artık... Zira 'büyükler' de gerçek çizgi film varken 'gazeteci çizgi filmini' neden izlesin?

<p>Başkan Recep Tayyip Erdoğan, 'Holokost, Bosna, Ruanda, Kamboçya gibi trajedilerin tekerrür etmeme

Başkan Erdoğan'dan uluslararası topluma çağrı: Harekete geçin!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Aizanoi Antik Kenti'nde ''Roma'nın sikke koleksiyonu'' bulundu

Sivas'ta tıra arkadan çarpan ambulanstaki hemşire öldü, şoför yaralandı