• $7,5693
  • €9,0771
  • 412.403
  • 1538.04
02 Kasım 2010 Salı

Oktay Ekşi neden delirdi

O sırada gazetenin taşra baskıları dönmüş, şehrin bir kısmı tamamlanmış. Yine de bu cümle gazeteye giriyor ve hakikaten de istifa gerekçesinde açıkladığı gibi istismara çok açık cümle yayımlanıyor. Birileri düğmeye basıyor, galeyana geliyor bir grup. 'Ananı da al git'e bir şey demeyenler 'Anasını da satalar'a fena içerliyor, Oktay Ekşi sonunda istifa ettiriliyor.
Öyle büyük, öyle özrü olmayan, Oktay Ekşi'nin büyüklüğüne ve kıdemine yakışmayan bir hata ki...

Kendi kendime önce 'Oktay Ekşi gibi bir kurt gazeteci böyle bir cümleyi sonuçlarının ne olacağını bile bile yazmaz, acaba patronun işini mi kolaylaştırmak istedi' diye düşündüm.

Sonradan çok yüksekten uçan bir komplo teorisi gibi geldi.
'Yazının şehveti' diye bir şey gerçekten var demek ki... En gencinden en deneyimlisine hepimiz bu şehvete kapılıyoruz. Bazen istismar edileceğini bilmeden, cümlenin nereye çekileceğini ancak basılı kağıdı elimize aldığımızda anlıyoruz.
Sanırım Oktay Ekşi de böyle bir şehvetle, öfkeyle yazmış o cümleyi.
Bu cümlenin savunulacak hiçbir tarafı yok. İşin kötüsü, Oktay Ekşi'nin kendisini uzun yıllardır takdir eden benim gibi insanların bile elini boşalttı böyle bir cümle yazarak.
Ama açıkçası, nasıl böyle bir cümle yazdığını da anlıyorum. Bana göre tartışılması gereken de Oktay Ekşi'nin bu cümlesi değil, Oktay Ekşi'ye bu cümleyi yazdıran güç ve süreç.

Bu yazının başlığını biraz da provokatif olsun diye 'Oktay Ekşi neden delirdi' diye attım. Yoksa akıl sağlığından hiçbir şüphem yok. Ama Türkiye'deki dönüşümün, sadece Oktay Ekşi'yi değil sizi, beni, bu ülkenin gidişatından endişe duyan herkesi delirtmek üzere olduğunu da tartışmam.

Giderek tahammül sınırımız azalıyor ve öfkemizi kontrol etmekte zorlanıyoruz. Çünkü Türkiye'de bugün olağandışı bir süreç yaşanıyor. Bir akıl tutulmasından geçiyor ülke, aklın ve mantığın tamamen dışında gelişmeler yaşanıyor. Olan bitene sakin, mantıklı, açıklayıcı argümanlar getirmek giderek zorlanıyor. Deneseniz bile, mantıksızlığın kuşattığı çoğunluk karşısında sesiniz bastırılıyor...
'Yargı ele geçiriliyor' diyorsunuz... Karşı taraf 'Ne olacak, bu sefer de başkaları ele geçirsin' diyor...

'Medya yok ediliyor' diyorsunuz... 'Olsun canım Aydın Doğan da geçmişte çok kötülük etti' diyorlar...

'Sokakta içki içene saldırılıyor' diyorsunuz... Karşınıza geçip 'Aman canım siz de evde için içkinizi' diyorlar...

Hiçbir mantığın işlemediği, hiçbir aklın kabul etmediği, saçma sapan bir mantık hakim olmaya başladı. Türkiye'ye 'demokrasi' gelmiyor, 'idiokrasi' geliyor ne yazık ki.
Hepimizi delirtiyorlar.

Oktay Ekşi gibi bir duayen gazeteci benim gibi birinin kitaplardan öğrendiği tarihi bizzat yaşayarak, tanık olarak gördü. Bu Cumhuriyet'in nasıl kurulduğunu, ne bedeller ödendiğini biliyor. Zorluklarla kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin neye dönüştürüldüğünü de görüyor, endişe ediyor haklı olarak. Kendi itirazlarını ve hassasiyetlerini paylaşanların da sindirildiğini görünce öfkesi daha da artıyor.
Peki Oktay Ekşi'yi bir anlık öfkesine kurban verdik de...
Bizi bu hale düşürenlerden, delirtenlerden hiç mi hesap sormayacağız?


Engin Ardıç kovulacak mı?

Dünkü yazısında Sabah'ın yayın yönetmeni Oktay Ekşi olayının medyada bir milat olması gerektiğini söylemiş. Batılı standartlarda bir medya düzeninin kurulması gerektiğinden dem vurmuş... Ekşi'nin başına gelenler herkesin başına gelebilir diye de uyarmış...

Bakın neler diyor:
- Bu tür yazıların, bu tür yazarlığın, bu tür gazeteciliğin bilginin sürekli yeniden üretildiği çağımızda kahvehane sohbetlerine bile malzeme olamayacağını anlatmaya çalışıyorum.
- 'AB'ye en hazırlıksız sektör' utancına artık son verelim.
- Gazetelerimizi ve onları hazırlayan kadrolarımızı AB standartlarına, kriterlerine yaklaştırmaya odaklanalım. Yoksa bu gidişle tüm kadroları köklü bir tasfiye bekliyor.
Ben bu yazıdan Sabah'ın yayın yönetmenin hedefinde ilk olarak kendi gazetesinin yazarı Engin Ardıç'ın olduğu anlamını çıkardım! Yoksa Sabah gazetesi küfürleriyle ünlenen yazarıyla yollarını ayıracak mı? Zira bu AB kriterlerine ne yazık ki ilk olarak Ardıç uymuyor. Ben beğenirim kendisini, kalemini de takdir ederim gerçi ama karar mercii değilim ki... Yayın yönetmeninin hiçbir kriterine uymuyor sonuçta...
İlkeyse alın ilke.


Aydın Doğan'dan özür

Dün, Aydın Doğan ve medya grubu üzerine yazdığım analizi tekrar okuduğumda girişteki bir cümleme takıldım... 'Pijamayla başbakan karşılamak'tan bahsediyorum. Artık çok geçti ama yine rahatsız etti bu cümle beni: 'Ya bu bir palavraydı, şehir efsanesiydi galiba' diye düşündüm...

Hakikaten de öyleymiş... Tekrar araştırdım, Aydın Doğan'ın defalarca bu konuyu yalanladığını fark ettim.

Bazen bildiğimiz şeyleri bile anlık akıl tutulmalarıyla unutuyoruz.
Akit gazetesinin ısıtıp ısıtıp önümüze koyduğu fotoğrafta Aydın Doğan, dönemin başbakanı Mesut Yılmaz'la görüşüyor ve üzerinde polo yaka bir t-shirt'le kumaş bir pantolon var.

Ancak yıllar içinde o kadar çok pijama diye tekrarlanıyor ve dezenformasyon yaratılıyor ki, benim bile aklımda böyle kalıyor. Bu adamların yalan propagandası böyle işliyor. Kendime kızdım... Bunların kirli oyununa alet olduğum için.
Hem Aydın Doğan'dan hem de yanılttığım okurlarımdan özür dilerim.


En iyi kostüm ödülüm

Rap yıldızı Kanye West 'Halloween en iyi defiledir' diye bir tweet yazmış geçen gün... Amerika'da sadece Cadılar Bayramı için birkaç haftalığına açılan mağazalar var. Bir tür Noel alışverişi gibi kostüm seçmek. İnanılmaz kalabalık, herkes üst üste ve en iddialı olmak için ciddi bir yarış var.

Bir haftadır da New York'ta sokaklarda kostümlü insan görmek mümkün. Cumartesi ve pazar geceleri ise kostüm şovu doruğa çıkmıştı.
İnsanın içine işleyen buz gibi New York soğuğunda sokaklarda bornozla, mini şortla dolaşan, kostüm yarışında ön plana çıkmak isteyen insanlar...
Bu yıl dolaşıma giren yeni kostümlerden 'Kick Ass' çok popüler mesela... Veya 'Lady Gaga.'
Ama benim ilk üçüm başka; sırf düşüncesi ve yaratıcılığından dolayı.

1. 'Where's Waldo'daki Waldo kılığına girmiş birisi ve aynısı olmuş: Beresi, gözlükleri ve çizgili kazağıyla...

2. Biraz şişmanca bir adam Karl Lagerfeld olmuştu: Siyah takımı, at kuyruğu ve gözlükleriyle. Bizim Yiğit Karaahmet'e daha çok yakışırdı gerçi ama fikir iyi...

3. Ronald Reagan maskesi takan biri elinde Star Wars'un 'ışın kılıcıyla' dolaşıyordu. Rus tehlikesine karşı Amerika'nın üzerine bir kalkan inşa etmek isteyen Reagan'ın projesinin adı Star Wars'dı. İyi gönderme.

<p>İyi Parti'den ayrılan Bağımsız Milletvekili İsmail Koncuk ile Meclis'te basın toplantısı düzenley

İhraç edilip geri dönmüştü: Ümit Özdağ İYİ Parti'den istifa etti

Kahramanmaraş'ta 3 mahalle karantinaya alındı

Türkiye'deki yaban hayatı fotokapana yakalandı

Güneş patlamalarının kaynağı ilk kez belirledi