• $8,4891
  • €10,2695
  • 496.417
  • 1441.33
07 Ekim 2010 Perşembe

Meğer Hanefi Avcı haklıymış

 Hanefi Avcı'yı itibarsızlaştırma kampanyasının baş aktörlerinden biri olarak uğraşıyor. En sevdiği şeylerden biri televizyonlara çıkıp Cemaat'i savunmak olan bu arkadaşın gelirinin bir kısmına hepimiz katkıda bulunduk hatta: Ne hikmetse Kültür Bakanlığı'nda danışman olarak atanmış!

Polis Akademisi eğitim üyesine Kültür Bakanı ne danışıyor çok merak ediyorum...

Neyse bu ayrı bir mesele...
Önder Aytaç'ın son bombalarından biri de Hanefi Avcı'nın 500 bini geçen 'Haliç'te Yaşayan Simonlar' kitabını bazı gazetecilerin yardımıyla yazdığı.
Saydığı isimler halihazırda kitapları olan, dahası kitapları çok okunan başarılı isimler. Böylesi bir kitabı yazacakları varsa neden kendileri yazmayıp Hanefi Avcı'ya yazdırsınlar bir kere; o kadar basit bir mantıktan bile yoksun bir şekilde sallıyor.

Bu arkadaş aslında son zamanlarda Türkiye'deki fişleme ve hedef gösterme modasından farklı bir şey yapmıyor. Avcı kitabında tam da Türkiye'deki bu tür bir Cemaat fişlemesinden bahsetmiyor muydu!
Belli ki kitap Cemaat'in dengesini epeyce sarstı. Hele tutuklanması işleri daha da karıştırdı; zira kamuoyunda bu olay tamamen kitapta yazılanların sağlaması olarak algılandı. Kısacası, Cemaat bünyesinde yetiştirdiği, yerleştirdiği yüzlerce sosyal bilimciye rağmen olayın 'iletişimini' yönetemedi ve ciddi bir panik seziliyor.

Basit bir psikolojik çözümlemeye göre gizleyecek olan ve köşeye sıkışan paniklemez mi? Alnı açık ve verilmeyecek hesabı olmayan daha rahat olmaz mı?

Bakın bu panik suçlamalarla, gülünç durumlarla kendini belli ediyor. Bazı Cemaat'çi gazetecilerin yorumlarını aşırı panikten doğan akıl tutulmasından gayrı yorumlamak mümkün değil. Sınav skandalının doğrudan Cemaat'le iliştirilmesi ve bunun da kitapla aynı döneme denk düşmedi de paniği kuvvetlendirdi. Neredeyse köşeye kıstırılmış gibi bir 'nasıl olursa olsun kurtulalım' amacıyla haddinden çok çabalıyorlar gibi.

Kafaların iyice karıştığını, işin çığrından çıktığını da artık sadece 'anti-Cemaatçi' kesim söylemiyor. İşte, dün yandaşların en büyük heveslisi Ergun Babahan bile Aytaç'ın deli saçması iddialarında hedef gösterdiği meslektaşımız Tayfun Hopalı'ya kefil olduğunu yazmış.

'Uysa da uymasa da' mantığıyla ortaya atılan rastgele isimlerin bir rezilliğe dönüştüğüne daha iyi bir kanıt olabilir mi? Yandaşlar bile birbirine giriyor.
Aynı şekilde, Hanefi Avcı'nın yakın dostlarından biri olan Ali Bayramoğlu da bu son yaşananlar karşısında 'yandaşlığını' sürdüremedi. Avcı'ya uygulanan zulme itiraz etmeye başladı, Cemaat'e karşı sesini yükseltmek zorunda kaldı.

Galiba bir aşamadan sonra mantık ve akıl, beraberinde de vicdan ister istemez devreye giriyor. Cemaat'in kendilerini savunmak için acıklı çabaları, panikle devreye giren savunma mekanizması, kullanılan piyonlar, tetikçiler, ipe sapa gelmez iddialar ise tek bir algıya katkıda bulunuyor. Bunları gördükçe 'Demek ki Hanefi Avcı'nın yazdığı her şey doğruymuş' diyor insan...

O yüzden...
Ey Cemaat'in büyükleri... Hocaefendi... Pensilvanya'nın A Takımı...
Önder Aytaç'tan falan medet ummayın. Komik duruma düştükçe Cemaat'e zarar veriyor bu isimler.
En az onun kadar komik duruma düşenler de sonradan devşirilerek, sırf bu yeni mahalleye yaranmak adına okumadıkları kitabın ardından 'İstihbaratçıları iyi bilirim, hayal dünyaları geniştir, bu kitap beş para etmez' gibisinden yazılar yazanlar.

Lütfen, bunlardan da medet ummayın.
Verilemeyecek hesabınız varsa bunu çıkın hepimizle paylaşın...
Eğer 'Yaptık, ettik, pişmanız' diyorsanız kamuoyunun gözü önünde tövbe edebilirsiniz...
Ya da yaptıklarınızdan utanıyorsanız, hatalarınızla yüzleşmeye hazır değilseniz karalama kampanyası yerine sessizce durabilirsiniz.

Konu yılansa...
Ekranda alkolü fazla kaçırıp yayın yaptığı yılların günahını çıkarmak isteyen Reha Muhtar dünkü yazısında bir dönem çalıştığı Show TV'de konuklar ve kendisi için bir 'snake bar' kurduğunu anlatmış. Evet, aynen bu kelimelerle: Snake bar!
Dünden beri düşünüp kahkahalarla gülüyorum ve Reha Muhtar'a şu kötü espriyi (tabii ki 'yılanlığı') yapmamak için zor tutuyorum kendimi: 'Piton muydu kobra mı?'
Not: Eğer kanalda kurdurduğu başka bir şey değilse sanırım Reha Muhtar 'snack bar' demek istiyor.

Şeytan 'Hakaan' giyer!
Hakan Yıldırım hakkında geçen gün New York Times'da övgü dolu bir yazı yayımlandı. Teşvikiye sokaklarından topuzuyla tanıdığımız ve ilk başlarda gazla 'dahi' diye övülen ama bu topraklarda pek aradığını bulamayan modacımız...

Ekstra etki için eklenen fazladan bir 'a' harfiyle yarattığı yeni markası Hakaan'la dünyada kendinden söz ettirmeye başladı.
Ben sadece bizim 'hanutçuların' eş-dost-ahbap kayırma yazıları sanıyordum gündelik eklerdeki 'Hakaan' övgülerini...
Şöyle ortalığı salladı, böyle takdir topladı gibi sözler yazıldıkça... Türk'ün Türk'e propagandası sanıyordum. Değilmiş meğerse.
New York Times'da bile 'Hakaan'ın Paris Moda Haftası'nı sarstığı, en çok onun beğenildiği yazılmış. Oysa Yıldırım resmi programdan çıkartılmıştı Paris Moda Haftası'nda... New York Times ise ballandıra ballandıra anlatmış ve hiç işin diğer kısmından bahsetmiyor.
Ancak yazının satır aralarında NYT'nin bu övgüsünün nedeni anlaşılıyor.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi New York'ta da, en başta da moda dünyasında bu işler lobiyle, arkanıza aldığınız sağlam isimlerle yürüyor. Adınız Hakan Yıldırım olabilir ve Nişantaşı'nda bile açtığınız butik tutmamıştır belki. Ama 'tanıdığınız insanlar' size her kapıyı açabilir.
Ya da Marc Jacobs'sınızdır ve çok yeteneklisinizdir ama Anna Wintour'u tanımıyorsanız sadece başkalarının düğmesini dikecek bir hayatınız da olabilir!

Piyasa koşulları işte...
Dünyaca ünlü fotoğrafçı Mert Alaş da Hakan Yıldırım'a kapıları açmış. Zaten New York Times'ın haberi de Hakan Yıldırım'ın adını geçirerek Mert Alaş övgüsü... O partilere gelen ünlüler, o haberlerin çıkması hep Mert Alaş'ın 'network' gücü.
Demek ki gurur duyacağımız Türk de o... Zaten Vanity Fair'den Vogue'a kapakları çekip duruyordu Alaş. Bu sürede öyle güçlenmiş ki kendi kendine bir 'lobi' olmuş ki ancak bizdeki taşralı kadın yazarların beğeneceği kıyafetleri Amerika'da bile övgülere boğmayı başarmış.
Helal olsun...

Heyecanlandırmayan işler
- Yaratılan onca 'buzz'a karşı yeni Radikal'in nasıl olacağını hiç merak etmiyorum...
- Ali Poyrazoğlu'nun başlayacağı yeni 'talk show' programı: Bir monolog olacağını kestirmek hiç güç değil...
- 'Çirkinliğin romanını yazmak
istiyorum' deyip edebiyat dünyasını 'The Corrections'la sarsan Jonathan Franzen'in promosyon overdose'una kurban giden yeni romanı 'Freedom.'
- Orhan Pamuk'un denemelerinden oluşan yeni kitabı 'Manzaradan Parçalar'ı okumak hiç içimden gelmiyor.
- Saadet Partisi'nde ve Milli Gazete'deki değişimi takip etmek istemiyorum; Demet Akalın'ın ilişkisi daha heyecan verici...
- Başrolünde yine Denzel Washington'ın olduğu aksiyon dehası Tony Scott'ın fikri 'Speed'den apartma 'Unstoppable' isimli yeni filmini sıkıntıdan bile izler miyim bilmiyorum...





CEVAP VE DÜZELTME METNİ

www.aksam.com.tr internet sitesinin 18 Haziran 2010 tarihli yayınında "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla Oray Eğin'in Müvekkilim Balçiçek Pamir hakkındaki kötüniyetli karalama kampanyasına devam ettiği görülmektedir. Öyle ki, bu yazının, Oray Eğin'in bir gün önce köşesinde Müvekkil'e ait cevap ve düzeltme metnini mahkeme kararı nedeniyle yayınlamak zorunda kalmasının yarattığı tahammül edemezlik duygusu ve gerçek dışı haberciliğin deşifre olmasının yarattığı kızgınlık sonucu yazıldığı meydandadır.
Oray Eğin, hakkında tekzip yayınlamak zorunda kaldığı 24.03.2010 tarihli yazısında Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiğini söyleyerek alenen yalan söylemiş iken, bu kere 18 Haziran tarihli yazısında yalnızca MİT'e "görüşme"den bahsetmek suretiyle kendii fadelerini kısmen düzeltmektedir. Bu durum kendisiyle ilgili olumlu bir gelişme olmakla birlikte, iyi niyetle yapılmadığı da ortadadır. Zira; Sayın Yazarımız, 18 Haziran 2010 tarihli "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla yine sapla samanı birbirine karıştırmış ve okuyucusuna yalan/yanlış bilgiler vermeye devam etmiştir. Bahsi geçen yazıda, mahkeme kararı fotoğrafı da yayınlanmak suretiyle inandırıcılık katılmaya çalışılan iddialar ile kararın hiçbir bağlantısı yoktur. Sözkonusu karar, Müvekkil Balçiçek Pamir'in bir yazısında Fikri Sağlar hakkında sarf ettiği ve mahkemece hakaret teşkil ettiği tespit edilen beyanlar nedeniyle tazminata hükmedilmesi hakkındadır. Yoksa, Oray Eğin'in iddia ettiği gibi Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiği yönündeki iddiayı ispatlayan bir belge olması hukuken ve mantıken olanaklı değildir.
Oray Eğin, Müvekkil'in Fikri Sağlar'a yönelik sarf ettiği ve hakaret teşkil ettiği gerekçesiyle tazminat ödemek zorunda kaldığı beyanlarına ilişkin bir tazminat davası Müvekkil'in MİT'e röportaj kasedi teslim ettiği yönündeki iddiasının ispatı gibi sunmaya çalışmakla, kendi okuyucularına alenen gerçeğe aykırı malumat vermiş ve bu durumu da gazetecilik anlayışıyla bağdaştırabilmiştir. Bu durumun etik ve ahlak kurallarıyla ne derece örtüştüğü hususunu okuycuların takdirine bırakıyoruz.
Ayrıca ifade etmek gerekir ki; Müvekkilim Balçiçek Pamir uzun yıllar gerek yazılı gerekse görsel basında bilfiil çalışmış, yıllarını bu işe vermiş saygın bir gazetecidir. Notre Dame De Sion Lisesi mezunu olan müvekkil, eğitim kariyerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olarak tamamlamıştır. Gazetecilik kariyerine henüz yirmili yaşlarda Cosmopolitan Dergisi'nde muhabir olarak başlamış, AKTÜEL Dergisinde editörlük, 1 Numara Hearst Yayıncılık A.Ş'nde Haber Müdürlüğü ve Ankara Temsilciliği görevlerinde bulunmuştur. 1999 yılında İstanbul'da Sabah Grubu'nda Grup Koordinatörü, 2002'de yine aynı bünyede Yazı İşleri Müdürlüğü görevi yapmıştır. Müvekkil bu dönemde Sabah Gazetesinde köşe yazarı olmakla beraber, yaptığı röportajlar "Pazartesi Söyleşileri" adı altında marka haline gelmiştir. Müvekkil 2007'den bu yana
www.haberturk.com isimli internet sitesinde ve 2009 yılından bu yana da Habertürk Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca halihazırda ülkenin en çok izlenen haber kanalı olan Haberturk logolu televizyon kanalında hafta içi her gün canlı olarak yayınlanan "BALÇİÇEK PAMİRLE SÖZ SENDE" isimli programı hazırlayıp sunmakta ve yine aynı kanalda yayınlanan "Karşıt Görüş" programı, farklı fikirlerin demokratik tartışma platformu olma fonksiyonunu ifa etmektedir.
Oray Eğin, böylesi bir özgeçmişe ve kariyere sahip Müvekkilimin saygınlığı ve Türk basın camiasındaki yeri ile gazeteci kimliği konusunda laf söyleyebilecek en son kişidir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Saygılarımızla
Balçiçek PAMİR
Vekili
Av. Emel GÖÇMEN BOZOĞLU

<p>Yoğun diplomasi trafiği yürüten Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün  Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin

Bayram sonrası kontrollü normalleşme nasıl olacak?

Mescid'i Aksa'da bir araya gelen Müslümanlar, Ramazan Bayramı namazını kıldı

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nde 87 yıl sonra bir ilk

Şırnak Valisi Pehlivan, Cudi Dağı'nda konuşlu üs bölgelerinde incelemelerde bulundu