• $8,155
  • €9,7089
  • 457.312
  • 1393.24
03 Haziran 2011 Cuma

Komploda g-string izi

Hani herkes arkadaş, hani oyunlar sürerken... Eskidendi, çok eskiden... 2002 yılı olmalı. Murathan Mungan bir pop yıldızı gibi Nihat Odabaşı'na çektirdiği fotoğraflar, Girbaud marka takım elbisesi, kitabı için verilen sushi'li kokteyllerle hayatının en mutlu günlerini yaşıyordu. 'Yüksek Topuklar' çıkmış, kalın hacmine rağmen o yaza damga vurmuş ve yer gök Murathan'a boyanmıştı.
Fakat bir sorunu vardı 'Yüksek Topuklar'ın. 500 civarında sayfa sayısıyla bir türlü akmıyordu, bir türlü bitmiyordu.
O yaz Murathan Mungan'ı Diyarbakır'daki imza gününde ve ardından memleketi Mardin'de takip edip 'Yüksek Topuklar' hakkında söyleşi yapacaktım. Yolda, yazarın yanında, Diyarbakır'daki Dedeman'da kitabı bitirmek için uğraşıyordum.
Bir yandan da çok merak ediyordum, çünkü 'Yüksek Topuklar'ın asıl ilginç tarafı Mungan'ın İstanbul'da tanıdığımız insanlar hakkında araya serpiştirdiği mahrem detaylardı.
'Ölü balık gözleriyle feminist Şemsa' karakterinin Ayşe Düzkan olduğunu kim inkar edebilir mesela...
Okurun tanımadığı, bizim arkadaş çevremizden bildiğimiz pek çok ismin özel hayatını deşifre ediyordu 'Yüksek Topuklar'. İçimdeki dedikoducu için muhteşem bir kaynaktı.
Tabii bu roman Murathan Mungan'ın bazı arkadaşlıklarına da mal oldu. Bir sürü insan kendisi malzeme edildiği için ona küstü, araya kırgınlıklar girdi.
'Yüksek Topuklar'da çekmecesinden g-string külot çıkan Boğaçhan karakterini okuduğumda kahkahayı bastım. Adını ülkücü amcasından alan Boğaçhan aslında geceleri makyaj yapıp, g-string'ini giyerek piyasaya çıkan bir travesti aday adayıydı.
Hemen telefona sarıldım, bir ortak arkadaşımızı aradım.
'Ya bu Murathan'ın bahsettiği Boğaçhan bizim 'g-string A.' mı' dedim.
'Ta kendisi' yanıtını aldım.
Hakikaten de o aralar ortak bir arkadaşımız vardı. Tıpkı 'Boğaçhan' gibi iddialı, aşırı maskülen bir ismi vardı. Ve bu isimle çelişen bir yaşam tarzı. İstanbul kulüplerinde g-string'iyle nam salmıştı. Mungan da romana onun hikayesini neredeyse birebir aktarmıştı. Bizim için komik, kendisi bir roman karakterine dönüştürülen arkadaşımız içinse acı bir durumdu. Çok bozulmuş, çok alınmıştı. Haklıydı da...
Şimdi durup dururken g-string A. da nereden çıktı diyeceksiniz...
Konu MHP kasetleri...
2002 yılında romandaki Boğaçhan'ın öyküsünü Ertuğrul Özkök de köşesinde anlatmış. Sonuçta konunun ayrıntısını bilmeyen bir okura komik gelen bir bölümdü... Hem diyorum ya o yaz herkes 'Yüksek Topuklar' okuyordu zaten, Murathan Mungan da kırmızı topuklarıyla Hürriyet'e poz vermişti.
Dün, Taraf'ta Emrullah Uslu bugün MHP'ye yönelik kaset skandalının izlerini Özkök'ün 2002'deki bu yazısında arayan bir yazı yazmış. Ne diyeyim bilemiyorum ki...
Uslu'nun terör analizleri, öngörüleri son zamanlarda ilgi çekmeye başladı, dikkatle takip ediyorum. Son zamanlardaki kaygılarını paylaşıyorum, hassasiyetini de anlıyorum. Ama bu teori ayrıntıyı bilen birine epey sallantıda görünüyor. Boğaçhan'la MHP kasetlerini bağdaştırmak zorlamanın da ötesinde... Sonuçta Murathan Mungan ne yazmış, kimi kastetmiş ortada. Herhalde uzun yıllardır görmediğim bizim 'g-string A.' da okuduysa şaşırmıştır, 'Vay be neler yapmışım' diye... Biraz da şuursuzdur, şimdi buna inanır da.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Köşe yazarlarının seçimi
- Hıncal Uluç: Barajı geçsin diye MHP.
- Yılmaz Özdil: Kendisi açıkladı zaten, Cumhuriyet Güçbirliği adayı Tuncay Özkan.
- Nuray Mert: BDP'nin desteklediği bağımsızlar.
- Ece Temelkuran: Sırrı Süreyya Önder vesilesiyle BDP'nin bağımsızları.
- Mehmet Ali Birand: Çaktırmadan, kimseye söylemeden CHP.
- Ahmet Kekeç: Zaman zaman kızsa da AKP.
- Hasan Cemal: Oy pusulasındaki yerini karıştırmazsa bu sefer gizlice CHP.
- Okay Gönensin: Yakup'ta tuttuğu nabız sonucu tereddütsüz AKP.
- Ergun Babahan: Bir dönem daha köşe yazarı olarak kalmak için AKP.
- Bejan Matur: AKP gibi gösterip BDP.
- Melih Aşık: Yeni CHP'den hoşnutsuzluğu yüzünden Cumhuriyet Güçbirliği.
- Yavuz Donat: Baba'dan aldığı icazetle CHP.
- Mustafa Akyol: HAS Parti sempatisine rağmen 'Oylar bölünmesin' diye AKP.
- Ahmet Altan: Boykot.
- Sanem Altan: Babasından ve amcasından gizlice CHP. 
- Emre Aköz: Bir gece önce yemeği ve içkiyi fazla kaçırmayıp seçim sabahı uyanabilirse AKP.
- Yazgülü Aldoğan: Gönlü Cumhuriyet Güçbirliği adaylarında olsa da 'Oylar bölünmesin' diye CHP.
- Reha Muhtar: Profesör babası MHP diye ikna etmeye çalışsa da CHP.

İddiaya dökmeyelim ama...
BURHAN Ayeri kendisinden emin, geçmişte de pek çok kritik seçimde tahminlerinin doğru çıktığını söylüyor, bugün de yanılmayacağını ve MHP'nin barajı çok rahat geçtiğini yazıyor. Umarım bu tahmini doğru çıkar. MHP'ye hiç sempati duymasam da, özgürlükler konusunda tıkaç olduklarını düşünsem de kaset komplosuyla Meclis dışına itilmelerine gönlüm razı değil.
Bu işi Burhan Abi'yle bir iddiaya dökmeyelim ama ben bu kadar iyimser değilim.
Artık çok vakit kalmadı zaten. Eğer o haklı çıkarsa çoktandır ihmal ettiğim bir şeyi yapmak için bana fırsat doğar: Gazetedeki odasında ziyaret edip hasret gidermek...

Birand'a iki uyarı
Mehmet Ali Birand 'Darbecilik genimize işlemiş' diye bir tartışma başlattı. İyidir böyle tartışmalar, herkes eteğindeki taşları döksün, günah çıkartsın. Ancak ne yazık ki Paşaları ağırlayan, askere yalakalık yapan gazetecilerin tamamını eleştirmiyor, sadece belli bir kesimi hedef alıyor. Mesela 12 Eylül'de özel kalem müdürü gibi köşesini kullanan Otağtepe'deki komşusuna hiç değinmiyor.
Hatırlamıyor mu, bilmiyor mu?
Dilerse kendisine Kenan Evren'in hakkında yazılan yazıları derlediği kitabını yollayabilirim. Bugünün demokratlarını daha iyi hatırlar, açtığı tartışmaya biraz içerik katar hiç değilse.
***
Gelelim ikinci meseleye.
Dün, 'Medya Mahallesi'nde izledim Birand'ı. Dil sürçmesi midir, bilinçaltına mı yerleşti bilmiyorum ama 'Fethullah kasetleri' deyiverdi. Herhangi bir haber öznesinin ilk isminden bahsetmenin etik olarak yanlışlığı bir yana... Ama birinden 'Fethullah' ya da 'Tayyip' diye bahsetmek tam da Birand'ın eleştirdiği 28 Şubat'ın küçümseyici psikolojik taktikleri değil mi? Hasan Cemal'in 'Tayyip kafası' diye yazdığı yazılar arşivlerde duruyor...
Siyasi görüşünüz ne olursa olsun... İsterseniz acımasızca eleştirin... İsterseniz destekleyin... Haber dilinde asgari bir saygı, gazetecilikte zorunlu bir mesafe vardır: Herkesten adı ve soyadıyla bahsetmek zorundasınız.

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü