• $7,4116
  • €9,0254
  • 442.276
  • 1542.45
15 Ağustos 2011 Pazartesi

Hırsızlığın anatomisi

Mantığa bak: 'İskender' romanı üzerine dönen intihal tartışmaları yüzünden kitabın içeriği gümbürtüye gidiyormuş! İddialar ortaya atıldığı andan etrafınızda, hatta basında bile böyle cümleler kuran insanlar duymadınız mı? Anlamıyorlar mı, 'intihal' tartışması zaten kitabın 'içeriği' hakkında...
Hayır hayır, önemsenmiyor o yüzden. Böyle bir duyarlılığımız yok ki...
Burası Türkiye. Hırsızlar Cumhuriyeti. Her türlü hırsızlığın insanın yanına kar kaldığı, ne kadar uğraşırsanız uğraşın rezil olamadığınız, günün sonunda pişkinliğin galip geldiği bir ülke.
'Benim memurum işini bilir' zihniyetinin doğduğu topraklar. Artık siyasi yolsuzluklar, politikacıların 'götürmeleri' haber bile olmuyor. Kimsenin bu konuda bir hassasiyeti, bir duyarlılığı yok ki.
Böyle bir ülkede bir de entelektüel düzeydeki hırsızlık iddialarının da üzerinin örtülmeye çalışılması normal değil mi?
Elif Şafak intihal yaptı mı yapmadı mı bilmiyorum, ama bu iddianın herhangi bir dokunulmazlık ya da acıma zırhının arkasında unutulmadan ciddiyetle tartışılması gerektiğine inanıyorum.
Sanırım azınlıktayım.
Baksanıza, zamanında rektörlük yapmış Deniz Ülke Arıboğan bile 'intihal' tartışmalarında topa girip 'Canım ne olacak, bu yeryüzünde herkes birbirinden esinleniyor' noktasında!
Üniversiteye adım attığınız ilk gün eser hırsızlığı yapmanın sakıncalarından bahsederler, bunun ne kadar büyük bir akademik utanç olduğunu öğretirler.
Prof. Arıboğan'ın çok yakından bildiğine emin olduğum yüzlerce çalıntı doktora teziyle akademik unvan edinen akademisyenler hakkındaki görüşü de böyle mi?
Bu ülkenin akademisyeni çalar; yönetmeni öykündüğü ve hayranlık duyduğu filmlerden kare kare çalar; şarkıcısı melodisine, sözüne kadar çalar; yazarı başka romanlardan aşırır; reklamcısına hiç girmeyelim, bir tek özgün iş bulmakta zorlanırız... Ama kabak baklava çalan çocuğun başına patlar.
Hiç unutmuyorum, yıllar önce Hıncal Uluç o zamanlar yakın arkadaş olduğu bir şarkıcının evine gitmiş, ardından da bir yazı kaleme almıştı: 'Ne kadar çok okuyor, evin her yeri şiir kitabı dolu.' Hıncal Abi kasten böyle bir şeytanlık yapıp mı araya sıkıştırdı bu cümleyi, hani anlayana misali, bilmiyorum. Ama o şiir kitaplarının ne işe yaradığını çözmek için kahin olmaya gerek yok.
Ama sesimizi yükseltmeyeceğiz, Elif Şafak'a dokunmayacağız, bir de bu aralar Teoman'ın müziği bırakma kararı hakkında yas tutacağız öyle mi?
Sadece Led Zeppelin'in 'Kashmir'iyle 'Paramparça' arasındaki 'ilginç' benzerliğin daha hesabı verilmemişken üstelik: Girin youtube'a, hangi intro'lar, nakaratlar nelerle benzerlik gösteriyor bakın.
Böyle alışmış, şimdi müziği bırakma kararında bile 'esinleniyor', artık ürünlerden değil hayatlardan 'esinleniyor' gözümüzün içine baka baka, öykündüğü büyük sanatçıların yaşadığı krizleri taklit ediyor, adapte ediyor.
Rahmetli Ercan Arıklı beceriksiz dergicileri işe almak konusunda öncüydü. Bu insanların bir büyük özelliği vardı ama: Yabancı dil bilmek ve söyleneni harfiyen uygulamak. 'Yavrucuğum adamlar yapmış, daha iyisini mi yapacaksın' cümlesi ona atfedilen bir atasözü olmuştu. Yabancı dergileri, gazeteleri kastediyor, oradan bire bir 'adapte etmeyi' öneriyor: Bu ülkenin modern dergiciliğinin üzerine kurulduğu 'çeviri' temel budur.
Tabii ki bir hırsızlık tartışması döndüğü zaman 'Aman boşverin, ne olacak' diyenler çıkıverir aramızdan.
Sanki bizler çok temizmişiz gibi şaşırıyorum bir de... Kimse topa girmiyor, kimse öykünmenin de bir adabı, esinlenmenin de sınırı olduğunu, hırsızlıkla arasındaki belirsiz çizginin hesabını sormuyor.
Gerçi ne diyorum ben, çuvallarla para çalanlara bile göz yumduktan sonra.
Peki o baklava çalan çocuktan ne istediniz?

Kimi neden okuyorum
- ALİ EYÜBOĞLU'nu:
Magazin dünyasında gerçekten neler dönüyor diye...
- MUSTAFA KARAALİOĞLU'nu: AKP ne düşünüyor diye...
- FİKRET BİLA'yı: 'Derin Ankara' ne düşünüyor diye...
- YİĞİT BULUT'u: Kenan Tekdağ güncel konularda ne düşünüyor diye...
- KELEBEK YAZARLARI'nı: Bu aralar basında hangi 'hanut' popüler diye...
- TUNA KİREMİTÇİ'yi: Bir magazin ekinden bile siyasi tartışma çıkabilir diye...
- UMUR TALU'yu: 'Sahi ne diyor, anlayan var mı' diye...
- TAHA KIVANÇ'ı: Hakkımda ne yazmış diye...
- EYÜP CAN'ı: Serdar Erener, Sinan Çetin, Ergun Özen kendi aralarında ne konuşuyor diye...
- MEHMET ALTAN'ı: Altan ailesi ne düşünüyor diye...
- ESER KARAKAŞ'ı: Mehmet Altan ne düşünüyor diye...
- HASAN CEMAL'İ: Çok uzun yazan Cengiz Çandar'ı okumak zorunda kalmayayım diye...
- OKAY GÖNENSİN'i: Hasan Cemal'i okumak zorunda kalmayayım diye...

Sadece bir kukla mı?
Türkİye'de Edi ve Büdü olarak bilinen, gerçek isimleri de Ernie ve Bert olan o iki kukla evlenir mi? Nasıl yani demeyin, Amerika'nın Illinois eyaletinde başlayan imza kampanyası bütün ülkede ses getirdi. Hatta Ernie ve Bert'in oturdukları 'Susam Sokağı'nın sahipleri 'Onlar sadece arkadaş, nerden çıkartıyorsunuz evliliği' diye resmi açıklama bile yaptı.
Halbuki kampanya, New York'ta evlilik eşitliği yasasının çıkmasının ardından ulusal düzeyde bu kanunun kabul görmesi için kukla nikahının sembolik bir anlamı olacağı iddiasında.
Aynı evde yaşayan, beraber yıkanan, aynı odada (bazen de aynı yatakta) uyuyan, evlerinin duvarında birlikte fotoğrafı asılı bu iki 'yakın arkadaşın' aslında çift oldukları uzun yıllardır tartışılıyordu. Malum, tam 41 yıldır beraberler.
Kampanyayı başlatan Illinois'li gay aktivist 'Dokuz yaşındayken onları izlediğimde gay olduklarını düşünmüştüm, bence benzer durumdaki çocukların rol modellerine ihtiyaçları' var diyor.
Ernie ve Bert sadece birer kukla mı? Hiç zannetmiyorum.
Olmaz ya, olur da bu nikah kıyılsa çok büyük bir adım değil midir?

twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

<h3>Siyasetin gündemi reform ve ittifak çalışmaları oldu. Peki muhalefet neden reform ve ittifak çal

Siyasetin gündeminde ne var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Amasya'da mamutlara ait olduğu değerlendirilen fosiller bulundu

Hastane kapısında 5 gün sahibini bekleyen vefalı köpek Boncuk, dünya basınında