• $8,1551
  • €9,7342
  • 456.804
  • 1375.76
29 Haziran 2011 Çarşamba

Hakiki helalleşme için AF

Bugün artık ucu milletvekili yemin törenine kadar varan krizin altında kamuoyunun tam anlamıyla mutabık olmadığı bu davalar, bu davaların sanıkları yatıyor. KCK davası da, Balyoz da, Ergenekon da...
Toplum bu davalara bakışında ne kadar kutuplaştıysa aynı bölünme şimdi Meclis'e de kriz olarak yansıyor. Bu davalardaki hukuk ihlalleri sonunda hukukun bile içinden çıkamadığı bir toplumsal krize dönüşüyor.
Bu kaçınılmazdı.
Zaten daha aday gösterme aşamasında böylesi bir kriz hesap ediliyordu.
Öyle görünüyor ki bu davalar bu haliyle devam ettiği sürece kamuoyu daha da kutuplaşacak, bu bölünme tıpkı dün Meclis'te olduğu gibi önümüzdeki dört senelik iktidara daha fazla yansıyacak. Bu davaların mağdurları kadar, bu davalara inanmayanlar da çözümün kriz çıkarmaktan geçtiğini anlayacaktır.
Elimizde istendiğinde sistemin nasıl kilitleneceğinin çok yakın tarihli bir örneği de var: YSK daha seçimlerden önce ilk krizi çıkartıp milletvekili adaylıklarını veto ettiğinde, BDP seçmeni de 'istediğini almanın' alternatif yolları olduğunu gösterdi. Türkiye'de bir 'Kürt baharı' yaşanması tehlikesine karşı sistem geri adım attı.
Son krizin en büyük mağduru yine BDP.
CHP yine orta yol bularak çözümü bir şekilde Meclis'te arıyor ama BDP çok daha radikal bir adım atarak Ankara'ya bile gitmiyor, gelişmeleri Diyarbakır'da izliyor.
Acilen bir çözüm bekleniyor. Hele hele 2002'de Başbakan Erdoğan'ın okuduğu şiir yüzünden mahkum olduğu o utanç verici mahkeme kararının Meclis'te çözülmesi örneği varken.
Oysa bu son kriz gösterdi ki 'Kişiye özel' çözüm tam anlamıyla bir çözüm değildir.
İktidar sistemin çarpıklığını çözmek için yeni anayasa diyor, doğru da söylüyor. Ama böyle bir ortamda anayasa yapılabileceğini düşünüyor da olamazlar.
Sadece bugünü kurtarmak için değil, yarın ve daha ilerisi için de daha ciddi ve radikal bir adım atılması gerekiyor.
'Çözüm Meclis'te' diyor Cumhurbaşkanı Gül. Ama bu çözümün ne olduğuna dair hiç kimse net bir şey telaffuz etmiyor. Meclis'in kanunda sadece bu vekillere yönelik yapacağı bir değişiklik palyatif ve geçici olmaya mahkumdur.
Başbakan Erdoğan 12 Haziran gecesi balkondan 'helalleşme' çağrısı yaptı.
Helalleşme çağrısı da büyük yankı buldu, büyük destek aldı.
Şimdi helalleşmeyi bir adım daha öteye getirme zamanı...
Geniş kapsamlı bir af: Bu sürecin bir devamı olarak af tartışması yapmaktan kaçınmamalıyız.
Af, Türkiye'nin yabancı olduğu bir çözüm değil. Adi suçlar bile affedilirken düşünürler, akademisyenler, siyasetçiler, gazetecilere yönelik bir af neden gündeme gelmesin?
Bu af yepyeni bir anayasa için hem temiz bir sayfa açacak, hem de toplumu büyük ölçüde rahatlatacaktır. İleride çıkabilecek benzer ve olası bir kriz afla önlenmiş olacaktır.

En büyük tabu: Apo ne olacak?
Aslında af tartışmalarını gölgeleyen tek bir mahkum var şu anda: Abdullah Öcalan.
Habur görüntülerinin kendisine kaybettirdiği puanı gören iktidar partisi haklı olarak 'Abdullah Öcalan'a özgülüğünü veren siyasi parti' yükünü taşımak istemiyor. Kim bu yükün altına girmeye razı olur?
Hele hele seçimden önce Öcalan'ın asılması bile telaffuz edilmişken.
Peki bugünkü Apo kim?
Abdullah Öcalan, çevresindeki gençlik hareketlerinden etkilenerek yola çıktığı mücadelesinde artık son aşamaya geldi. Bugüne kadar toplumsal hafızamıza 'Bebek katili' olarak pompalanan, 'terörist' unvanı taşıyan Öcalan artık 'siyasi bir aktör' olarak anılıyor, atıfta bulunuluyor.
Eskiden, yabancı gazeteler PKK ve Öcalan'dan 'Kürt ayrılıkçıları' gibi ılımlı bir ifadeyle bahsettiğinde Türkiye'de infial olurdu. Bugün 'Serbest Kürdistan' ya da 'Türklerle Kürtler birlikte yaşamalı mı', 'iki dilli hayat' tartışmalarını rahatça yapıyoruz.
Bugün Öcalan cezaevinden açık açık Türk gazetecilerine selam yolluyor, 'Ve Aleykümselam Apo' diye karşılık buluyor.
Bir zamanlar İtalya'da villada tutulduğu için İtalyan ürünlerinin protesto edildiği, yakıldığı Türkiye'de 'Öcalan ev hapsine çıksın' tartışması yapılıyor ve yer yerinden oynamıyor.
Devlet açık açık Apo'yla görüşüyor. 36 milletvekiliyle Meclis'e seçilen ve etkin bir muhalefet partisi olan BDP 'İmralı'nın görüşü önemlidir' diye net bir şekilde Apo'nun siyasetteki etkisini telaffuz ediyor.
300 yıllık geçmişi olan Kürt sorunu sonunda gelip Abdullah Öcalan'da kilitleniyor.
Öcalan'ın sadece adı mahkum... Ha aftan yararlanmış, ha yararlanmamış bir fark var mı?

'Bu Eyüp olmadı galiba'
Bu cümle Doğan Holding'in Patronlar Katı'nda telaffuz edildi mi?
'Harika çocuk' olarak Radikal'in başına atanan Eyüp Can'ın bekleneni veremediği fazlaca telaffuz ediliyor bugünlerde.
Bir kere gazetede birbiri ardında kriz yaşanıyor. Beğenin beğenmeyin, birçok isim Eyüp Can'ın gazeteyi yapma biçimiyle uzlaşamadığı için ayrılıyor. Gazetede de birçok haber gizleniyor, patronun başını ağrıtmayacak, iktidara hoş gözükecek bir gazete gibi çıkıyor Radikal.
'Liberal sol' kimlik bir masal artık.  Şişirilmemiş resmi tirajın da 13 bine kadar gerilediği konuşuluyor...
Bir iddiaya göre Eyüp Can da 'Herhalde bu gazeteyi kapatırlar' demiş...
Bir başka dedikodu da yeni yayın yönetmeni arandığı...
Hepsi rivayet ama şimdilik.
Eyüp Can'ı çok eleştirmiş biri olarak hakkında bu kadar çok şikayet duyunca biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Biraz daha vakit vermek gerekmez mi?
Yeni bir gazete kurulurken bazı isimler kırılabilir, bazı isimlerin üzeri çiğnenebilir. Bunlar doğaldır. Yeni yönetimle eski yönetim de uyum sağlamamış olabilir.
Ama Radikal eskisinden daha fazla kendisinden söz ettiren, kendisine baktıran bir gazete değil mi?
Hemen kelle istemek de nedir?
Hem bu aralar evliliğinde yaşadığı sıkıntılardan dolayı stresli olması da doğal Eyüp Can'ın... Bir de biz eklemeyelim...

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen Koronavirüs'ün kalp rahatsızlığı olanlar üzerindeki etkis

Koronavirüs Kalp Krizine Yol Açar Mı?

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler