• $ 5,7593
  • € 6,408
  • 277.155
  • 99515.6
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Filler ve çimenler

Başbakan Erdoğan'ın CNN'in meşhur dış politika yorumcusu Fareed Zakariya'ya verdiği söyleşiden bir-iki gün sonra New York'ta bir tiyatro oyununun ön okumasındaydım. Çok sınırlı bir kitleye açık olan bu okumayı izlemeye Amerikan medyasından birçok ünlü isim de geldi. New York Times, Wall Street Journal gibi gazetelerin yazarları, yöneticileri...
Okuma sonrası fuayede ayaküstü sohbet ederken Erdoğan'ın CNN'e anlattıklarından konu açıldı.
Türkiye'yi ve Ortadoğu'yu yakından takip eden bir gazeteci 'Erdoğan'ın Batı karşıtlığı yüzünden böyle konuştuğunu düşünürdüm eskiden' dedi, 'Artık Batı'nın hassasiyetlerini hiç bilmediği, hiçbir fikri olmadığı için bu sözleri sarf ediyor bence.'
Erdoğan'ın yabancı gazetecilerde şaşkınlıkla karşılanan sözlerini tercümeye dair herhangi bir tartışma doğmaması için Yeni Şafak'tan okuyalım:
'İsrail tarihteki Yahudi soykırımının arkasına sığınıp her zaman dünyada kendilerini mağdur, mazlum konumunda gösteriyor. Onun hesabını gitsinler Almanlardan sorsunlar. Sormuşlar Almanlardan, Almanlar da bunun diyetini onlara ödediler. Hala da Almanya İsrail'e diyet ödüyor.'
Amerikalıların ağzının açık kalmasına neden olan bu sözlerin üzerinde bizde hiç durulmadı. Ne de olsa 'politik doğruculuk' konusunda pek idmanlı değiliz.
Türkiye'de Yahudilere yönelik soykırım çok kolay telaffuz ediliyor, oysa Batı geçmişteki acıların gölgesinde 'Holocaust' demeden önce en az iki-üç kere düşünüyor. Haksız da değiller, şakaya gelmeyecek, öyle tartılmadan referans verilecek bir konu değil. Her şeyden önce çok fazla insan öldü...
Yıllar önce bir spor muhabiri kendisine göre son derece normal gelebilecek bir soruyu Türkiye'de teknik direktörlük yapan Christoph Daum'a sormuştu: Bir oyuncuya kadroda yer vermemesiyle ilgili 'Bunun Doğu Alman olmanızla ilgisi var mı' diye. Sanırım Türk basını hiçbir zaman bu 'masum' soruya Daum'un neden aşırı tepki gösterip basın toplantısını terk ettiğini anlamadı.
Farklı toplumların farklı hassasiyetleri var. Türkiye'de 'analarla' ilgili herhangi bir deyim nasıl infial yaratmaya yetiyorsa, ırkçılık konusunda en ufak bir ima bile Batı'da hoş görülemez. Geçmişte bu hoşgörü karşısında ödenen bedeli düşününce haksız da sayılmazlar.
Amerikalı gazetecilerden biri 'Batı'nın bu sözlerden dolayı Erdoğan'a bir yaptırımı olur herhalde' dedi.
Ona verdiğim yanıtı burada da tekrar etmek istiyorum.
'Hayır, Batı'nın hiçbir yaptırımı olmayacak, hatta bu sözler görmezden gelinecek. Belki New York Times'da ya da birkaç yerde eleştiri çıkar, ama resmin bütününe bakıldığında Erdoğan bu sözlerinden zararlı çıkmayacak. Bir kere artık hedef aldığı kitle Batı değil, Batı'yla ilişkiler zaten rayında, Amerika'yla son yılların en büyük askeri işbirliği yapılıyor, Obama'yla yakın arkadaş seviyesinde görüşüyorlar. Dahası, Erdoğan'ın oynadığı kitle de artık Batı değil, İsrail'e bunca sene diş bileyen ama Batı korkusundan içinden geldiğini söyleyemeyen Ortadoğu ülkelerine sesleniyor, bu sözlerle onları tavlıyor. Ortadoğu liderliğine oynarken İsrail'e vurmak kolay puan demek, birkaç adımı birden kat etmek anlamına geliyor. Şunu da unutmayın: Erdoğan son zamanlarda ısrarla 'İsrail halkıyla bir sorunumuz yoktur' diye altını çiziyor.'
Genel olarak sözlerime katıldıklarını söyleyebilirim.
Aslında Yahudilerin etkisinin baskın olduğu Amerikan elitinin öfkesi daha çok Obama'ya. Hem içeride İsrail'in haklarını savunuyor gözüküp, hem de Ortadoğu ülkeleriyle kurduğu aşırı toleranslı politikadan hoşnut değiller.
Başkan'ın bir öyle, bir böyle oynayarak seçim yatırımı yapmasından hoşnut değiller. 'Masaya yumruğunu vursun' minvalinde pek çok yazı çıkıyor basında.
İşin ilginci Türkiye-İsrail çatışmasında iki tarafın liderleri kaybetmiyor. Erdoğan bu politikayla Ortadoğu'da müthiş popülarite sağlıyor. Benjamin Netanyahu da İsrail'de benzer şekilde koltuğunu sağlamlaştırıyor.
Olan Barack Obama'ya oluyor. Neydi o söz; taraf olmayan bertaraf olur işte...

Hep tartışılırdı, işte yeni gazetecilik
Büyük bir yatırımla, büyük bir iddiayla çıkan Habertürk gazetesi medyadaki eski alışkanlıktan nasibini alıyor yine: İlk zamanlardaki iddia yerini tutumluluğa bırakıyor. Önce gazete küçülüyor, sonra da gazeteciler bunun bedelini ödüyor.
'Keşke ilk başta bu kadar yatırım yapılmasa, bu kadar açılmasalar da şimdi işten atmalara gerek kalmasaydı' diye düşünüyorum. Ama kuşkusuz patronların bir bildiği vardır.
Adları çıkış listelerine yazılan meslektaşlarımıza geçmiş olsun.
Bir yandan gazeteciler işsiz kalıyor, bir yandan da gazete sayfalarının doldurulması gerek ama...
Habertürk de Helin Avşar, berber Şükrü ve jöleliden sonra bir 'non-gazeteci'ye daha sayfalarını açıyor. İzzet Çapa'nın yazı ve röportajları hayırlı olsun.
İtirazım bu isimlere değil, zaman zaman çok çarpıcı işler yaptıkları da ortada.
Bir ilke tartışması açmak istiyorum sadece.
Ama meslekle bu kadar ilgisiz dört isim bir gazeteye çok değil mi?
Köşe yazarlarının iktidara kolay erişimleri Türkiye'de muhabirliği bitirmişti. Türkiye'de artık gazetecilik yapmanın imkansızlığı da ortada. Yeni dönemde de acaba gazetecilerin gazetecilik yapması mı tarihe karışacak?
Ne diyeyim, hayırlı olsun.
Bari ben de çoktandır ertelediğim şu pastacılık kursuna başlayıp kariyerimi bir pastane açarak sürdüreyim.

SEZEN AKSU OLAYI
Ne gerek vardı?

Rakama bakar mısınız: Sezen Aksu benden tam 1 milyon TL istedi. Tazminat davalarında karşı tarafı zengin ya da fakir edecek ceza verilmiyor, ama iddiaysa iddia işte.
Dört yıldır dava sürüyordu.
O dönem beraber bir programda yer aldığımız Fuat Güner 'Şinanay' şarkısının kendi bestesi olduğunu söylemiş, ben de 'Böyle şeyler konuşuluyor hep Sezen Aksu hakkında, varsa bir şeyler tartışalım' mealinde bir şeyler demiştim.
Canlı yayına bağlanan Sezen Aksu'ya da söylediğim buydu: 'Bırakın insanlar konuşsun, tartışsın, eleştirsin, siz de kendi fikirlerinizi söyleyin, gerçek ortaya çıksın. Şu dokunulmazlık zırhının arkasında saklanmayın.'
O dava açmayı, karşısındakini susturmayı tercih etti.
1 milyon TL isteyerek.
Bu dava dört yılın sonunda reddedildi.
Bir anlamda başladığımız noktaya döndük. Ne gereği vardı peki bu kadar gerginliğe, diye düşünmeden edemiyorum. Kendimi hiç de zafer kazanmış gibi hissetmiyorum, bu kadar insanın emeğine, vaktine yazık oldu sadece, ona yanıyorum.
Söylediğimde herhangi bir düşmanlık, bir art niyet de yoktu üstelik. Sadece gerçek neyse bilinsin istiyordum bir gazeteci olarak.
Sezen Aksu özelinde söylemiyorum, bence hiçbir konu tartışılamaz değildir. Konuşmaktan, tartışmaktan, dokunmaktan zarar gelmez.
Davanın reddi bir gerçeği herkese hatırlatmalı.

Oray Eğin Diğer Yazıları

<p>2007 yılından bu yana Türkiye´de yaban hayatı görüntüleyen İdris Ölmez, bir hafta önce Toros Dağl

Toros Dağlarında Görüntülendi! ´Heyecandan Kameram Bile Sallandı´

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Bilim insanları açıkladı! Bu besinleri tüketmek hayat kurtarıyor

Dünyanın en ilginç deneyleri