• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
28 Aralık 2010 Salı

Fehmi Koru krizinin kodları

- Fehmi Koru istifa etmedi, işten atıldı: Bu bir sır değil, bizzat kendisi söylüyor. Üstelik, Yeni Şafak bir nezaket telefonu bile açmamış Koru'ya teşekkür etmek için. Köşesinden medya patronlarına 'Onu at, beni al' diye mesaj yollayan Fehmi Koru'nun hedefindekiler işsiz kalmadı, ama başkalarını attıracakken kendisini kapının önünde buluverdi!


- Kulis yazmıyor, kulis de yapıyormuş meğerse: Fehmi Koru'nun sonunu WikiLeaks hazırladı. ABD'nin eski Büyükelçisi Eric Edelman'ın Koru'dan bir başka Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül'ün kellesini istediği dedikoduları yıllar sonra gündeme geldi. Ve bu meseleyi bir tek Fehmi Koru yalanladı.

- Yeni Şafak arkasında durmadı: Dönemin pek çok tanığı da kelle isteme meselesinin doğru olmadığını söyledi. Buna rağmen Yeni Şafak neden yazarının arkasında durmadı? İlginç... Dahası, böyle bir durumda gazetesine kızması gereken Koru ekranda durmaksızın Yeni Şafak'a övgüler düzdü...

- Neden televizyona çıktı: Fehmi Koru'nun böyle bir krizin ortasında televizyona çıkması henüz bir yerle anlaşmadığının işareti. Belli ki televizyondan Doğan Grubu'na mesaj yollamak, 'Müsaitim' demek ve masaya oturmak istedi. Kendisini unutturmak istemiyor belli ki. Ancak henüz bir teklif almadı.

- Doğan Grubu ne yapacak: Dün kulislerde Doğan Grubu'nun Fehmi Koru için 'Vatan formülü' üzerinde çalıştığı konuşuluyordu. Nitekim Fehmi Koru da ilk kez ekranda Vatan yazarı Ruşen Çakır'a konuştu. Bilindiği gibi bu kriz çıkmadan hemen önce de Koru köşesinde sık sık Aydın Doğan'a 'Beni alın' mesajları yollardı.

- Yüzde 42 baskısı: Doğan Grubu aslında Fehmi Koru'yu almak isterdi. Ancak Doğan Grubu gazetelerini ağırlıklı olarak yüzde 42 okuyor. Ve Türkiye çok net kutuplara bölündü. Bu dönemde Fehmi Koru'yu bünyelerine katarak okuru karşılarına alırlar mı? Emin değilim. Dahası, Doğan Ailesi'nin medyadan çekilmek üzereyken Fehmi Koru'yu Doğan Grubu'na katma konusunda da tereddütleri olacağı kesin. Tarihe bu şekilde yazılmak istemeyebilirler.

- Fehmi Koru Başbakan'a mesaj yolluyor: '2011 seçimleri var, ben de yazmak istiyorum' diyerek kendisinin bu süreçte faydalı olabileceğini söylüyor ve bu sayede Başbakan'a 'Beni bir yere yerleştir' mesajı veriyor.

- Hangi gazetelere gidebilir: Habertürk, onu isteyebilir ama Fatih Altaylı bu duruma direnir. Doğan Grubu, çok karışır. Sabah gazetesine yazacak yer yok; unutmayın ki Fehmi Koru 'iki kişi' ve Sabah'ın her sayfasında bir köşe yazarı var. Onun gelmesi iki kişinin gitmesi demek. Zaman gazetesinin kapısı kapalı: Cemaat, yıllar önce para için kendilerini terk ettiği için Koru'yu hiç affetmedi. Bugün bile bu yüzden zor olabilir.

- En iyi ihtimal Star: Star gazetesinde Başbakan'ın ağırlığı büyük. Ve bilindiği gibi Başbakan ilk günden beri Abdullah Gül'ün akrabası Fehmi Koru'dan hoşlanmıyor. 'Harvardlı' Koru'nun 'Kasımpaşalı' Tayyip'i küçümsediğini düşünüyor. Ancak 2011 seçimleri için Fehmi Koru gibi bir yazara da ihtiyacı var.


Adı bile yeter
Cipriani artık İstanbul'da. Geçen hafta sessiz sedasız faaliyete geçti... Ama ne sessizlik: Görkemli bir açılış daveti, basında övgü yazıları yok... Kulaktan kulağa fısıltı gazetesi ise tam gaz işlemiş...

Bu aralar herkes Cipriani'de... Hafta sonu gidip hemen yerinde inceledim...
Öncelikle Papermoon'un en iyi elemanlarını kapmışlar; herkes tanıdık... Başta İstanbul'un bir numaralı maitre d'si Erol Usta...

Ayrıca aralarında soyadı 'Cipriani' olan (evet, akrabası) yabancı müdürler de var. Francesco Cipriani iki sene kadar İstanbul'da takılacakmış.

Mönüler sadece İngilizce ve İtalyanca yazılmış... Bunun bir hata olduğunu fark etmişler, Türkçeler geliyor...

Ortam, bütün Cipriani'lerde olduğu gibi çok aydınlık. Dekorasyon çok güzel, çok şık ve belli ki çok uğraşılmış. Kaliteli... Yaş ortalaması biraz yüksek. Herkes şık, iddialı... Bir-iki masa 'yeni para' dışında eski müesses nizam oradaydı: Papermoon'da artık göremediğimiz insanlar diyeyim...

Yemekler genel olarak çok iyi. Prosciuttocrudo son zamanlarda tattıklarımın en iyisiydi; ton balığı için aynı şeyi söylemem zor. Makarna ve risotto kusursuzdu... Ana yemek olarak bonfile seçtim: Mükemmeldi.

Tabii ki önden de bellini'ler: Prosecco ve beyaz şeftali suyuyla yapılan bu popüler kokteyl hemen her bar mönüsünde var. Ama dünyada hiçbir yer Cipriani gibi yapamıyor. İstanbul'da da aynısı geçerli...

Her şey iyi hoş... Ama Cipriani pahalı... Hem de çok...
Ana yemekler aşağı yukarı 100 TL civarında... İstanbul'daki en yüksek rakam herhalde... İşin içine şarap kokteyl gelince epey yüklü bir faturayla çıkıyorsunuz...
Peki buna rağmen tutar mı? Yoksa insanlar bir heves deneyip, vazgeçer mi?
Ciprani'nin adı bile tutması için yeter... Sanırım İstanbul'da kalıcı olacak.


Birikmiş notlarım
- O da özlemiyor: Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz'ın farklarını sıralarken 'Mesut Yılmaz, Tuncay Özkan'ı çok özlüyor ama Çiller Memduh Bayraktaroğlu'nu hiç arayıp sormuyor' diye yazmıştım...
Bilindiği gibi Bayraktaroğlu Çillerli yılların aileye en yakın gazetecisiydi... Sonra araya kara kedi girdi...
Bu yazım üzerine dönemin gazetecisinden nazik bir not aldım, aynen aktarıyorum: 'Değerli kardeşim; Ben de onu ve kocasını hiç aramıyorum. Gözlerinden öperim... Memduh'
- Giresun'a kitap: Medyada bir 'Giresunlu gazeteciler' grubu vardır... Benim de yakın arkadaşlarımdır... Bir ricada bulundular, kendi şehirlerine ilişkin. Ben de tereddütsüz aracılık yapmayı kabul ettim.
Mesele bir kampanya... Giresun merkez ve ilçelere bağlı yüksek köylerde ihtiyacı olan okullara kitap sağlamak için düzenleniyor.
31 Ocak 2011'e kadar süresi var...
Yeşil Giresun İlköğretim Okulu 2-F sınıf öğrencileri öğretmeni Zeki Özkaya kampanyanın mimarları. Ve kitap istiyorlar. Buradan sonrası size kalmış... Ayrıntılar Zeki Öğretmen'de: 05326626929.
- Etnik dillerde Livaneli: 'İki dilli yaşam' konusunu yazarken 'Ulusalcı Zülfü Livaneli'nin bile şarkıları artık aralarında Kürtçe ve Zazaca'nın olduğu etnik dillerde söyleniyor, üstelik albümü de Livaneli sunuyor' yazmıştım... Ayrıntılara şimdi sıra geldi... Söz konusu albümün adı 'Züleyha'dan Merhaba.' Züleyha, Livaneli'nin şarkılarını çok güzel yorumlamış. Sesi bu şarkılara çok yakışmış. 'Merhaba' ise aynı adlı Zülfü Livaneli şarkısına gönderme... Aralarında 'Yiğidim Aslanım' ya da 'Sevda Değil' gibi çok iyi bildiğimiz şarkıları başka dillerden dinlemek, şarkıların ne kadar kuvvetli olduğunun kanıtı adeta. Genellikle bu köşeden CD-kitap tanıtımı yapmayan biri olarak söylüyorum: Mutlaka dinleyin.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kültür ve  Turizm Bakanlığınca tarihi,  kültürel, mimari, ekonom

Beyoğlu dünya sahnesine çıkıyor

Kütahyalı marangoz ahşaptan susuz ceviz soyma makinesi icat etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (22 Ekim 2021)

Eren-13 operasyonları kapsamında 4 terörist etkisiz hale getirildi