• $8,1812
  • €9,7583
  • 457.527
  • 1393.24
28 Haziran 2011 Salı

Dublörün dilemması

Erol Köse durumuna düşmek istemem ama 'ek$iSozluk'te yıllardır sahte isim arkasına saklanıp ona buna küfredenlerin şimdi bir anda kimlikleri ortaya çıkacak diye paniklemeleri ironik değil mi? Yazdığının altına kendi imzasını atamayacak kadar arkasında duramayanlar şimdi ifade özgürlüğünden söz ediyor.
Gerçi Sözlük'ün sahiplerinin böyle bir ifade özgürlüğü kaygıları olmadığı kesin. Lakapların ardındaki gerçek isimleri hiç itiraz etmeden, hiçbir direnç göstermeden şikayet edilince tıpış tıpış savcıya teslim ettiler.
'Sözlük iyi ama yazarları kötü' mesajı mı veriyorlar acaba?
Bence asıl yanılsama sözlük yazarlarının yıllardır hiçbir karşılık beklemeden, motivasyonları ne olursa olsun içlerini gönüllü olarak döküp bu siteye içerik sağlarken bu platformun sınırsız özgürlük sunduğunu zannetmeleri.
Aslında ek$iSozluk ve benzerleri yapıları gereği anarşik platformlar; İnternet'in uzay gibi uçsuz bucaksız olmasından faydalanarak var olmuşlar, kulaktan kulağa büyüyerek gelmişler.
Bu süreçte bazı büyüme sancıları yaşamaları da doğaldı. İnsanlar ilgi gösterdikçe Sözlük'ün sorumlulukları da arttı. Daha fazla avukatla çalışmaya başladılar, var olabilmek için daha fazla denetim uygulamaya kalktılar.
Bu da platformun özgürlüğüne darbe vurdu.
Hatırlıyorum, bugün Türkiye'de açıkça konuşulan, tartışılan konuları zamanında Sözlük'e yazdığımda epey tepki almıştım. Mesela 'Türklerle Kürtler bir arada yaşamalı mı', 'Türkiye bölünmeli mi' ya da 'Türkiye'yi Türkler mi yönetmeli' gibi konulara değindiğimde... Yazdıklarım çok kısa süre içinde uçuruldu. İşin acısı, bu başlıkların altına basında çıkan, hiç yargılanmamış çeşitli makaleleri koymuştum. Sözlük, gazetelerin bile yer verdiği yazılara 'Başımıza iş açılır' korkusuyla sansür uyguluyordu; o yedi-sekiz sene öncesinden ne kadar korktuklarını düşünün.
Zamanla Sözlük'ün sahiplerinin ve yöneticilerinin en büyük korkusunun 'Aman başımıza iş açılmasın' olduğunu anlamak güç olmadı zaten. Zararsız isimlere küfretmek serbestti ama 'başa bela' konulara dalmanın büyük yaptırımları vardı burada.
Şimdi de yaşanan farksız mı?
Sözlük'ün devamı ve geleceği uğruna 'şikayet konusu' başlıkların yazarları teker teker deşifre ediliyor. Yazarlarıyla beraber bir cemaate dönüşen Sözlük'te alternatif çözümler aranmıyor. Geçmişte de aranmamıştı. Halbuki teknolojiden anlayan çocuklar hepsi, peşlerine düşen sistem polislerini bezdirecek bin türlü oyun yapabilirler İnternet'te: Başka domain'ler üzerinden yayın yaparak, siteyi kapatıp açarak, başka isimlerle yeniden doğurarak falan...
Ama bu zahmetli işlere girmek yerine uzlaşmayı tercih ediyor Sözlük'ün sahipleri. Yazarların mahremiyeti falan umurlarında değil.
Yeter ki Sözlük var olsun, ne de olsa yargılanan, giden, belki de görüşlerinden, oraya yazdıkları yüzünden hapse girecek olanlar başkaları.
Halbuki Sözlük'ün kurucuları bu insanların özgürlüğünden birinci derecede sorumlu: Lakabın arkasına saklanma, her şeyi yazabilme imkanını tanıdılar, onlar da bu güvene aldandı. Şimdi yüzüstü bırakıldılar.
Sözlük'ün tek bir derdi var: Bu mekanizma devam etsin. Ama ifade özgürlüğü ya da bilgi akışı için değil. Para için.
Ekşi Sözlük son yılların en karlı web sitelerinden birine dönüştü: NTV'yle yapılan anlaşmalar, Sözlük'ün hemen her yerini bir şirkete satmalar... Büyük bir reklam akışı, ciddi bir sermaye ve karlılık...
Sitenin sahibi olduğunuzu düşünün: Hiçbir masrafınız yok, hiçbir yazara para ödemiyorsunuz, bir sürü insan gönüllü çalışıyor size, onların emekleri sitenize bedava içerik sağlıyor, toplamında oluşanı da milyonlarca dolara satıyorsunuz. Dahası, yazarlar gitmeye kalksa kapının önünde onların yerine geçmeye hevesli binlercesi var. O da bunu hesap edip Seattle'daki çok cazip işini bıraktı, sadece ek$iSozluk'ten daha fazla kazandığını anlatıyordu bir süre önce gazetelere...
Sözlük ruhu, arkadaşlık, dayanışma, her şey bir yana ya bu para akışı kesilirse siz ne yaparsanız o da aynısını yapıyor. Büyük medya nasıl kendini hizaya çektiyse, Sözlük de 'iyi çocuk' olmaktan başka bir seçenek aramıyor.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Cumhurbaşkanı'nın eşofmanları
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sosyal medyayı çok sevdi, zaman zaman PR fotoğraflarını twitter hesabından yayınlıyor. Önceki gün eşofmanla yaylalarda dolaşıp halkla kucaklaşırken çektirdiği fotoğraflara baktım.
Simsiyah giyinmiş bir Cumhurbaşkanı... Hem de yaz günü... İçim karardı.
Üstünde siyah bir Adidas eşofman takım. İçine nedense Nike t-shirt giyilmiş, acaba 'Ben tek markanın adamı değilim' diye mi...
Ama Cumhurbaşkanı'nın üzerinde Nike'nin 'swoosh'u hemen belli oluyor. Bu kadar danışman bir Cumhurbaşkanı'nın logosuz giyinmesi gerektiğini düşünememiş mi acaba?
Dahası, bir kişi bile hiç değilse tshirt'ü siyah olmasın diyememiş mi... Bir Abdullah Gül'ün fotoğraflarına bakın, bir de Türkiye'yi 'renkle' tanıştıran Turgut Özal'ın.
Ne ilginç ki, Turgut Özal kendi özgüveni ve rahatlığıyla gündelik hayata dair bütün tabuları teker teker yıktı. Şortla asker denetledi, denize girdi, eşiyle araba sürdü, hız yaptı, hatta İbrahim Tatlıses dinledi. Hiç kimseyi, hiçbir şeyi umursamıyordu.
Rengarenk kıyafetler giymekten, şortla söyleşi vermekten, kamuoyunun önüne hiç de fit olmayan vücuduyla çıkmaktan çekinmedi.
Abdullah Gül ise her türlü devlet tabusunu yıkan bir iktidarın içinden Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
Gelin görün ki kendi hayatıyla ilgili en büyük tabuyu bir türlü yıkamamış: Bu siyah eşofman takımının anlattığı budur.
Çankaya'ya acilen bir stil danışmanı lütfen...

İktidarın şamar oğlanı
Her iktidara bulaşmanın belli bedelleri var, ama her iktidar kendisine bulaşılmasının önünü kesmek için ortaya bazı figürler atar. Onlar 'çakılması caiz' isimlerdir. Medyada aleyhinde haberler yapılması kimseyi rahatsız etmez, zaten asıl fonksiyonları da budur.
Ya beceriksiz ya da grotesk karakterler olur medyanın önüne atılan bu isimler...
Eskiden de çok vardı onlardan. Medyaya sık sık malzeme verir, tartışılırlardı, bu sayede de vakit geçerdi.
Mesela 'Asker kızı' olarak ünlenen Ayseli Göksoy... 'Bakireyim' diyen Işılay Saygın... Yüzme yarışına giren ve yıllardır özenle gizlediği keli görünen Esat Kıratlıoğlu...
Geçtiğimiz yıllarda da bu rolü iki bakan oynadı: Biri Aliye Kavaf, diğeri de Ertuğrul Günay'dı. Gelen vurdu, giden vurdu. Kavaf tarihin çöp tenekesinde şimdi. Günay ise yedekte...
Ama benim bir adayım daha var.
Hakan Şükür. Büyük ihtimalle bakanlık koltuğuna da oturacak. Ve daha dakika bir gol bir kendisine sorulan soruda 'Ben bilmem büyüklerim bilir' deyiverdi. Daha çok gaf yapar bu cehaletle, dört sene yetecek malzemeyi verir.

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü