• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
17 Aralık 2010 Cuma

Deniz Baykal'a açık mektup

Sizi sevdiğimi, takdir ettiğimi, siyasette hakkınızın yendiğine inandığımı ve bunu defalarca dillendirdiğimi biliyorsunuz... Bunları söyleyeceklerimin 'objektifliğini' kanıtlamak için hatırlatıyorum.

Beni son zamanlarda şaşırtıyorsunuz... CHP'nin yeni kurultayı öncesi aldığınız tutum, televizyonlardaki açıklamalarınız, hala bir beklenti içinde olduğunuzu düşündüren mesajlarınız yüzünden.

CHP'de yeni bir yönetim var... Yeni işler yapmak isteyen, çalışmak, bir şeyleri değiştirmek isteyen insanlar var. Buna inanıyorum. Elbette bazı amatörlükleri, yanlış yaptıkları bazı işler var ama kabul edin ki arkalarına ciddi bir kamuoyu rüzgarını da aldılar. Bir hava yakaladılar...

Ve şimdi siz bu havadan rahatsızmış gibi gözüküyorsunuz... Sanki bu dalga hoşunuza gitmiyor, baltalamak istiyormuş gibi...

Evet, CHP'nin ilk başta yeni yönetimi sizi dışladı, sizinle görüşmemeyi tercih etti, tecrübelerinizden faydalanmadı, belki de kırdı sizi... Haklı olabilirsiniz...
Ama siz artık CHP'nin 'ağabeyi' konumundasınız.

Ve emin olun, bu sürece destek verirseniz bu ağabeyliğiniz daha da tescillenecek... Ayıp ettilerse büyüklüğünüzle bunu yüzlerine vuracaksınız... Günün sonunda kazanan siz olacaksınız. Kaldı ki, sizin tecrübenize, bilgeliğinize ihtiyaçları da var. Bunu esirgemeyin...
Ne yazık ki onların hatalarına rağmen, gerekçeleriniz haklı olsa bile bu yeni yönetime karşı tavır almanız CHP seçmenine de güvenmiyormuşsunuz gibi bir izlenim doğuruyor.
Halbuki CHP seçmeni, diğer partilere oy verenlere benzemiyor... Oyunu kömür parasına göre değil 'Türkiye'nin çağdaş medeniyet çizgisi' için verir... Bütün araştırmalar eğitimli seçmenin CHP'ye oy verdiğini gösteriyor...

Bu seçmeni küçümsemeyin.
Bu seçmen sizi de unutmaz, sizi de dışlamaz... Ve bu seçmen de zamanı gelince sizi hak ettiğiniz konuma getirmesini bilir...
Ama lütfen bu seçmenin de kafasını karıştırmayın...
Yıllardır 'blok liste' deyip şimdi birden 'çarşaf listeci' olmayın... Parti Meclisi'ne birkaç kişi sokmak için Türkiye'nin kritik dönemecinde ana muhalefet partisini karıştırmayın, 'Yine birbirlerine girdiler' dedirtmeyin...
Yarın Ankara'da olacağım.
Tanıdığım, sevdiğim, hep güvendiğim Baykal'ı CHP'yi birleştirirken görmek istiyorum.


Oya Abla sınıfta kaldı

Kırık kalplerin Oya Ablası... 'Sevgili' Ayşe'nin, Zeynep'in annesi Oya Germen... Pazar günkü Posta'da Yılmaz Morgül'le yaptığı röportaj İnternet'te dolaşıyor. Benim ihmalkarlığım; soru-cevap işlerine bulaştığından habersizdim Oya Abla'nın...
Ama gördüğüm iyi oldu...

Morgül'le söyleşi 'kült' statüsünde...
Ancak Oya Abla biraz amatör kalmış; biraz da 'politik doğruculuk' konusunda tam yanlış örnek.

Yılmaz Morgül aşık olduğu 'kişiyi' anlatıyor... Oya Abla hemen atlıyor 'Nasıl bir kız' diye...
Ahhh Oya Abla...

Hadi hiçbir şey bilmiyorsun da... Yılmaz Morgül'e böyle soru sorulmayacağını da kestiremez misin? Neyi kanıtlama, neyi dayatma isteğidir bu sizdeki... Kaldı ki Yılmaz Morgül özel olarak vurgu yapmıyor, sen ısrarla konuyu 'bir yere' çekmeye çalışıyorsun. Sanki aklındaki şablona, senin dünyayı algılayış biçimine uydurmak için...
Olmadı, Oya Abla...

İlginç soru olsun, 'Reha böyle öğretti' dersen de ne diyeyim...

Mustafa Denizli neden tutmaz
Sinan Çetin, ünlü teknik direktör Mustafa Denizli'nin hayatını film yapacakmış. İran'daki, Almanya'daki hocalık dönemi de beyazperdeye yansıyacakmış.
Gelin, bu filmden vazgeçin.
Birincisi, Sinan Çetin film falan çekemiyor.
Ama daha önemli neden şu: Dünyanın neresinde olursa olsun futbol üzerine çekilen filmler daha başından kaybetmeye mahkum oluyor. En iyi senaristlerden Peter Morgan'ın yazdığı 'The Damned United' filmini izlerken bunu düşündüm.
Efsane teknik adam Brian Clough'un hayatını anlatan bu film de elde patladı...
Hala bazı sinemacılar neden futbol üzerine film yapar anlamıyorum. Daha kaç tane başarısız örnek gerekiyor. Tutmuyor işte... Yeşil sahalar beyazperdede olmuyor...
Bunun nedeni sanırım futbolun en büyük heyecanının sahada yaşanması ve hiçbir sinema filminin maçın elektriğini beyazperdeye yansıtamaması. Bu zaten teknik olarak imkansız. Çünkü bir maç sadece canlı izlendiğinde tat veren, o heyecanı sadece o an yaşatan bir olay. 90 dakika bittiği anda söz konusu maçın hiçbir ilginçliği kalmıyor.
Dahası, futbolda o maçın dışında dönen oyunlar, hesaplar, hayat hikayeleri de hiçbir zaman sahanın içi kadar heyecanlı olmuyor...


Hadi bakalım
Yazık... Dünkü köşesinde Hürriyet'in Hadi'si CHP'nin kendisini dinlememesinden dert yanmış... 'Siz Cumhuriyet'i, OdaTV'yi, Bedri Baykam'ı, Onur Öymen'i dinleyin ama beni dinlemeyin' diye ağlıyor...

Galiba CHP'ye girmek istiyor... Belki kapağı buraya atarsa ciddiye alınır diye hesaplıyordur, kim bilir...

Zira Brüksel'den gelip liberallerle kaynaşma planı da tutmadı: Bir Eser, Fehmi, hatta İsmet kadar bile değer vermiyorlar...

Adamın kendini gördüğü yere bakar mısınız: 'CHP beni dinlemiyor' diye neredeyse sinir krizi geçirecek.
Gözümün hala yazısına takıldığına, burada yanıt verdiğime şükret... CHP ne yapsın seni?

***
Diyeceksiniz ki 'Madem bu kadar ciddiye alınmıyor, sen neden yanıt veriyorsun?'
Haklısınız...
Ama ben fırsat bu fırsat diye düşündüm... Bu yazısını sırf küçük bir hatırlatma yapmak için bahane ettim doğrusu... Küçük bir çıkıntılık için...

Fransızca'da 'h' harfinin okunmadığını hatırlatmak istiyorum...
Belki de bütün komplekslerinin altında bir küçük sessiz harfin yutulması yatıyordur... İlla ki birileri orada ona adıyla seslenmiştir...

<p>Sosyal medyada viral olmuş haftanın en eğlenceli videolarını 'GÖRMELİSİN'!</p>

Saklambaç Ustası Bu Tarla Faresini 'Görmelisin'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi