• $ 5,8016
  • € 6,4673
  • 278.998
  • 97886.4
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

'Çıtayı yukarı çektik'

Dışişleri Bakanı'yla New York'ta karşılaştığımızda yüzünde en ufak bir yorgunluk ifadesi yoktu. Bilakis o aşina olduğumuz gülümseyen yüzüyle konuşuyor. Bunun altında başarmış olmanın haklı gururu da yatıyor: Türkiye'nin çıtasını yukarı çektik

Önümdeki programa bakıyorum, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun günü sabah 7.45'teki ilk toplantıyla başlıyor. O andan geceki son görüşmeye kadar neredeyse hiç boş vakit yok arada. Bire bir temaslar ya da toplu görüşmelerle yüklü bir program.
Davutoğlu'nun dün İtalya, Sırbistan ve Yunanistan Dışişleri Bakanlarıyla randevuları vardı. Buna ek bir de Komorlar Cumhurbaşkanı'yla görüşmesi programda.
Bu kadar yüklü program boşuna değil.
Amerikalı bir yetkili bana ilk kez kendi ülkesi ve çevresi dışında, dünyanın da geneline hakim bir Türk Dışişleri Bakanı'yla muhatap olduklarını söylüyor: 'Davutoğlu diğer ülkelerin sorunlarını da çok iyi biliyor.'
Dışişleri Bakanı'nın her fırsatta kitap okuduğu biliniyor. Hiç uyuyor mu acaba?
Bir gün önce akşam saatlerinde New York'ta karşılaştığımızda yüzünde en ufak bir yorgunluk ifadesi yok. Bilakis o aşina olduğumuz gülümseyen yüzüyle konuşuyor. Bu gülümseyişin ardında belli bir başarmış olmanın haklı gururu da yatıyor.
Türkevi'nde ayaküstü sohbet etme fırsatı buluyorum. Önce gururumu okşuyor, 'Her gördüğümde gençleşiyorsunuz' diyor.
Birkaç saat önce aynı salonda Başbakan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı tarihi konuşmayı izledik. 'Her şey çok iyi gidiyor' diyor Dışişleri Bakanı Birleşmiş Milletler'deki temaslarla ilgili.
'Türkiye'nin çıtasını çok yukarı çektik, şimdi orada tutmaya çalışıyoruz' diye ekliyor.
'Sıfır sorunda bir sorun var mı' diye soruyorum.
'Hayır, sıfır sorunda hiçbir sorun yok. Biz sorun yaratanlarla da hiç sorun yaşamayacağız demedik ki. Şu anda bir tek Suriye'yle sorun var gibi görünüyor. Onlara yönelik tavrımız da halkın geleceği, iyiliği için.'
Başbakan Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma da aynı eksende. Erdoğan 'Dost acı söyler' diye seslendi Suriye'ye: '930 km sınırımız var, akrabalık bağımız var ama ilkeler söz konusu. Demokrasi çağrımıza karşılık versinler. Kendilerine yönelik ikazları duymuyorlar ve böylece bağ kopuyor.'

Her seferinde ezber bozuyor
- Günün anti-kahramanı Ahmedinejad'dı. Sıralamaya göre sabah seansının tam ortasında, Başbakan Erdoğan'dan beş konuşmacı önce kürsüye çıkan İran lideri açtı ağzını yumdu gözünü. Önce Holocaust'la ilgili 'derin' şüphelerini dile getirdi, ardından İkiz Kuleler'e yönelik saldırının gerçekleşmediğini gördü. Amerikan delegasyonu salonu terk etti, onu Kanadalılar takip etti ve salon bir anda boşaldı. O esnada Birleşmiş Milletler güvenlik görevlileri bile ekranda ne olduğunu takip ediyordu.
- Genel Kurul'a girerken ikinci bir güvenlik aramasından geçiyorum. O sırada iki polisin konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. 'Dün boş Genel Kurul'un fotoğrafını çekince başım belaya girdi' diyor, 'Ama gece eve bir geldim, herkes fotoğraflarını Facebook'a koymuş, bana neden çıkıştılar anlamadım.' Genel Kurul salonunda Başbakan Erdoğan'ın konuşmasını alkışlarla izleyen Yeni Akit'ten Hasan Karakaya'nın ise hatıra fotoğrafı çektirirken böyle bir endişesi yoktu.
- İngiltere Başbakanı David Cameron'la Başbakan Erdoğan'ın konuşması arasında sadece yarım saat ve bir başka konuşmacı vardı. Cameron, son derece sıradan, hatta klişelerle dolu bir konuşma yaptı, neredeyse kerhen konuşuyordu. Başbakan Erdoğan ise buranın bir vitrin olduğunu, dünyaya konuştuğunu biliyordu.
- Erdoğan her seferinde ezber bozuyor. Hangi Türk lideri BM Genel Kurulu'nda dünyaya böyle hitap etti? Beğenelim, beğenmeyelim yeni bir eşik bu. Hepimizi de bu yeni sisteme alıştırıyor. Hemen her konudan bahsetti, yeni Türk vizyonunun bölgeyle sınırlı olmayacağını anlattı. Uzun bir Somali girişi yaptı, buradan konuyu Filistin'e bağlayacağı belliydi. Bir ara miting alanındaki gibi konuştu, vurgularıyla: 'Libya Libyalılarındır' diye üstüne basa basa söyledi.
- Türkiye'de belli bir kesim Erdoğan'ın konuşmasını 'BM'ye de çattı' diye yorumluyor. Evet, konuşma sertti. Ama haksız mıydı? Özellikle BM'nin yetersizlikleri, geçmişteki başarısızlıkları ve belli ülkelerin tekeli olması konusunda son derece haklıydı. Filistin'in devlet olarak başvurusunu kabul eden ama onları 1947'den beri
Birleşmiş Milletler'de 'misafir' olarak bekleten sistemin çarpıklığını dile getirirken haksız mıydı?
- Başbakan Erdoğan'ın İsrail'e çıkışlarının Ahmedinejad'la aynı seansa denk düşmesi ne yazık ki Amerikan basınında iyi yankılanmadı. New York Times ertesi gün anti-İsrail duruş konusunda Erdoğan'la Ahmedinejad'ı aynı potada eritmekte hiçbir beis görmedi. Halbuki Erdoğan son zamanlarda sık sık üzerine basa basa tekrarlıyor: 'Bizim sorunumuz İsrail halkıyla değildir, İsrail hükümetiyledir.' İsrail hükümetinden sıkıntı duyan da bir tek Türkiye değil; pek çok Yahudi, Amerika'nın entelektüel Yahudileri bile Netanyahu'dan şikayetçi. Ancak anlaşılan Erdoğan'ın bu vurgusunu daha yüksek sesle dillendirmesi gerek.
- Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkevi'ndeki bir sergi açılışındayken binanın önüne beş-altı kişilik bir Hasidik Yahudi grup gelmiş, protesto gösterisi yapmak istiyorlardı. Yakalarına 'Filistin devletine hayır' rozetleri iliştiren grubun eylemi girişim aşamasında kaldı.
n Başbakan'ın ekibine ve gazetecilerine akşam yemeği molası. Bu sefer midtown'da Sparks adlı meşhur et lokantasını seçtiler. Hemen Türkevi'nin yakınında olması bir tercih nedeniydi.

Görüsme gergin miydi
Başbakan Erdoğan ve Amerikan Başkanı Barack Obama arasında önceki gün yapılan görüşmenin ardından bazı duayen dış politika uzmanlarımızın yazılarına bakıyorum.
'Görüşmeler gergin başladı' ya da 'Türk heyeti aslında endişeliydi' gibi yorumlar yapıyorlar.
Havanın gri ve bulutlu olduğu günü 'pırıl pırıl' diye yazan gazetecilerin siyasi yorumlarında da böylesi bir körlük anlaşılır herhalde.
Ah bu hafıza yok mu... 1991 yılında 'Kesin söylüyorum, savaş çıkmayacak' dediğinin ertesi gün Irak'ta bombaları izlemiştik...
Obama-Erdoğan görüşmesinin detayları zaten aynı gün New York Times'da ana hatlarıyla yer almış, gazete Washington'daki kaynaklarına dayanarak Başkan'ın Erdoğan sempatisinin altını çizmişti.
Ortada gerginliğe neden olacak hiçbir neden yoktu. Türk heyeti İsrail konusunun açılacağını ama buradan da büyük bir mesele çıkmayacağından emindi.
Nitekim görüşme de aynen böyle geçti.
Waldorf=Astoria'daki görüşmenin içinde yer alan bir kaynağım 'Geçen seneki görüşmeyi de biliyorum, bu senekini de... Ton tamamen farklı... Birbirlerine yakın iki devlet adamı, iki dost gibi görüştüler ve son derece rahat başladı, çok güzel geçti' dedi.

Salman Rushdie'den mesaj var
Hayır hayır Birleşmiş Milletler'le Salman Rushdie'nin bir ilgisi yok. Ama 'New York dakikası' böyle bir şey işte, bir anda fotoğrafa ilgili-ilgisiz pek çok kişi girebiliyor.
Ahmedinejad'la başlayan günüm Salman Rushdie'yle bitti.
Hatırlıyorum, yıllar önce ilk New York'a gelip korumasız sokaklarda gezmeye başladığında The Guardian'da bir haber çıkmıştı: 'New Yorklular onunla aynı lokantalarda olmak istemiyor, her an bombalama tehlikesi yaşadıkları için rezervasyonlarını iptal ediyorlar.'
The National'da genç bir kadın arkadaşıyla masa kenarında oturan Salman Rushdie için de, New Yorklular için de o günler epey geride kaldı artık. Rushdie, çoktandır New York 'scene'inin simalarından biri.
Bu şehirde ünlülerin yanına gitmek, hatta onları 'görmüş gibi' davranmak hiç de havalı olmayan davranışlar. Fazlasıyla 'uncool' ve herkesin egosu o kadar yüksek ki genel geçer tavır 'Aman canım onlar da kim' şeklinde.
Aslında ben de 'Salman Rushdie yakın arkadaşım, beraber yemek yerken' diye yazmasını bilirdim... Ama karizmayı çizdirmek uğruna olduğu gibi anlatayım.
Bir ara Rushdie'nin yanına gittim, kendimi tanıttım. Beklediğimden çok sıcak, anlayışlı karşıladı. Orhan Pamuk olsa 'Beni rahat bırakın' diye sinir krizi geçirir, paranoyaklaşır ve kaba bir yanıt verirdi.
'Şeytan Ayetleri'nin Türkçe basımı hakkında ne düşünüyorsunuz' diye sordum.
'Bütün diğer kitaplarım çevrildi, bunu da basabilirler.'
'Bir süre önce İnternet'te çevirmeye kalktılar, korsan bir şekilde basacaklardı, takip ettiniz mi?'
'Evet haberim var... Ben doğal olarak korsan kitaptan yana değilim, böyle bir şeyi destekleyemem. Ama Türkiye'deki yayıncımın bu kitabı basması gerekir, zamanı geldi.'

Oray Eğin Diğer Yazıları

<p>Acun Ilıcalı Gel Konuşalım programına konuk olduğu sırada O Ses Türkiye´nin perde arkasında yaşan

Acun´a Attığı Mesaj Sonrası Şeyma Subaşı´ndan İlk Açıklama Geldi

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Fenerbahçe: "Biz de şampiyonluklarımızı istiyoruz"

Dünya Türkiye'yi konuşuyor! 11 kilometre kaldı...