• $7,358
  • €8,9376
  • 438.947
  • 1541.15
21 Ocak 2011 Cuma

Cemaat adam asıyor

Dün, akşamüstü habere İnternet'te rastlayınca ne gülebildim, ne görmezden gelebildim. Sadece korktum.

Mersin'de 60 yaşındaki bir emekli polis boynuna kızıl atkı dolamış, kafasına bir kalpak takmış ve bir protesto gösterisine kalkışmış. Bilindiği gibi kalpak ve kırmızı atkı Prof. Küçük'le özdeşleşmiş simgeler.

Emekli polis de Yalçın Küçük kılığına girmiş ve 'temsili' idamını gerçekleştirecekmiş. Ama az kaldı kendi kazdığı kuyuya düşecekmiş; boynuna geçirdiği urgan boğmak üzereymiş ki sivil polis tarafından kurtarılmış.

Normal şartlarda 'Bir Levent Kırca skeci' der, gülüp geçerdim. Ama bu sıradan bir protesto değil, ne yazık ki bir skeç hiç değil.

Bu temsili idam bazı çevrelerin bazı insanları nasıl hedef gösterdiğini, insanların nasıl bu propaganda makinesinin etkisinde kalıp kışkırtıldığının kanıtı.

***
Epey bir zamandır Cemaat'in yayın organlarında sistematik olarak Yalçın Küçük'e yönelik karalama kampanyası yapılıyor.

Prof. Küçük'e katılmayabilirsiniz, düşüncelerini fazla uçuk da bulabilirsiniz. Tıpkı benim gibi 'Yapmayın hocam bu kadar abartmayın' diyebilirsiniz. Varsa karşı teziniz önüne sürebilirsiniz, tartışabilirsiniz. En azından onun kadar üretken olmaya çalışırsınız: Haftada bir kitap çıkartmak mesela...

Cemaat'in yaptığı bu değil ama.
Önce Abdullah Öcalan'la geçmişte yaptığı bir söyleşinin fotoğraflarını ve görüntülerini yeniden sızdırdılar. Oysa bu buluşmanın dönemsel bir teorik altyapısı vardı; o dönem Türkiye'nin sosyalistleri PKK'yı da devrim amacı olan Marksist bir örgüt olarak görüyorlardı. Ne zaman ırkçı ve milliyetçi bir terör örgütü olduğunu anladılar, yollar ayrıldı.

Ne ilginç ki bugün bizzat 'devlet' Apo'nun ayağına gidiyor, ondan akıl alıyor.
Yalçın Küçük'ü karalamaya çalışan Cemaat 'sözcüsü' Hüseyin Gülerce ise Apo'nun avukatlarıyla buluşuyor.

Hiçbiri tesadüf değil...
Belli ki bir süredir Cemaat'in Güneydoğu'daki yol haritası belirleniyor. Bunu da her zaman olduğu gibi alıştığımız psikolojik savaş yöntemleriyle sürdürüyorlar: Dikkat edin Samanyolu ağırlıklı olarak asker ('Tek Türkiye' ve 'Şefkat Tepe') ve polis ('Kollama') temalı diziler yapıyor. Güneydoğu sorununa eğilmeye bayılıyorlar dizilerle.
Bunun altından ne çıkacağı ayrıca irdelenir.

***
Asıl meseleye dönelim:
Bu dizilerde de Yalçın Küçük'e benzeyen, Yalçın Küçük'ü andıran, tıpkı Yalçın Küçük gibi kalpak takıp boynuna kırmızı atkı dolayan bir 'deli profesör' karakteri yarattılar.
Geçenlerde bu dizilerden birini beklerken STV haber bültenine baktım, Prof. Küçük'ün katıldığı bir panelden 'görüntü' sızdırılmış. Altyazılarla, 'Bakın ne diyor, bakın halkı nasıl kışkırtıyor' diyen bir dış sesle itibarsızlaştırma kampanyası aynen sürüyor. Oysa Küçük sadece kendi görüşleriyle Cumhuriyet'e sahip çıkıyordu. Haberin sonuna o meşhur Apo görüntülerini eklemişler elbette.

Cemaat mensupları 28 Şubat sürecinde Fethullah Gülen'in ağladığı o 'kült' görüntüler sızdırıldı diye hala öfkeli. Ama aynı yöntemi kendileri kullanmaktan nedense hiç çekinmiyorlar.

Yalçın Küçük bu kasıtlı yayınlardan dolayı İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a bir dilekçe yazdı ve 'Can güvenliğim tehlikede' dedi.
Elbette bir yanıt alamadı.
Onun yerine sistematik propagandada yeni bir perde yaşandı ve Yalçın Küçük 'temsili' olarak idam edildi.
Bu işler böyle başlar zaten... Önce bir şakayla, bir skeçle...
Ya sonra?
Bu bir Yalçın Küçük meselesi değildir. Çok net söylüyorum ve korktuğumu itiraf ediyorum: Bu düzende hepimiz tehlikedeyiz.


Bu kadarı biraz fazla değil mi
Epey bir zamandır Türkçe roman okumuyordum. Lütfen bunu bir snobizm olarak algılamayın. Bir yazarı kendi dilinden okuma şansım varsa, 'çeviride kaybolmamayı' tercih ediyorum.

Ve epey zamandır 'hardcover' yani ciltli kitap da okumuyorum. Sürekli yolda olan biri için pratik değil çünkü.

Paul Auster'ın 'Sunset Park'ını da ya iPad'den okuyacaktım, ya da bekleyecektim. Ama Can Yayınları'ndan bir yılbaşı armağanı olarak hızlıca çevrilip yayımlandığını görüp, sevindim.

Dün 'Sunset Park'a başladım, öyle güzel ki bir anda 80 sayfa okudum. Ancak ufak bir sıkıntım var. Kitabı okurken sürekli dikkat dağıtan bazı dipnotlar konmuş. Çevirmen sık sık bazı açıklamalar yapmak zorunda kalmış. Ve bu açıklamalar bazen fazla teferruatlı, gereksiz.

Mesela 'Ivy League' ibaresi geçiyor, sayfanın altında hemen ne olduğu anlatılıyor. Karakterlerden biri Brown'a gidiyor, hemen bu üniversite hakkında kısa bir bilgi var. SAT sınavı, üç tekerlekli bisiklet nedir gibi bir sürü ayrıntı sayfanın altında. İster istemez takılıyorsunuz, dikkatiniz dağılıyor.

Üstelik bu açıklamalar kitabın orijinal metninde yok. İstese Paul Auster da bunları yazardı herhalde.
Herkes her şeyi bilmeye mecbur değil, ama her ayrıntıyı açıklamak da kitap okurunu küçümsemek. Hem kitaplardan gördüğümüzü araştırmak, keşfetmek de apayrı bir serüvendir. Ve bu bir roman, akademik bir çalışma da değil.
Can Yayınları bu politikasında ısrarcı olabilir; o zaman da bari notları sayfanın altına değil de 'endnote' olarak kitabın bitimine koysalar...
Not: Kitapta 'aşçı' kelimesi yaygın bir yanlışla 'ahçı' olarak çevrilmiş.


Olmadı Uğur Dündar

Doğan Grubu'nda zam oranları belli oldu... Yüzde yedi... Bütün medya kuruluşlarında olduğu gibi piramidin en altına bu zam oranı sadece sembolik. Zaten maaşlar düşük, onun yüzde yedisi de doğal olarak az.
Ve çok iyi biliyorum ki Star TV çalışanları, haber merkezi Doğan Grubu'nun neredeyse en düşük maaşlı elemanları. Haber merkezine 'üvey evlat' muamelesi çekiliyor, en az maaşlı çalışanlarla mucize yaratılması isteniyor.
Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil zaten az izlenen bir kanalda çok izlenen bir bülten hazırlayarak büyük bir iş yapıyorlardı.

Şimdi kendilerine yapılan zammı da almayıp çalışanlar arasında bölüştürmeye karar vermişler.

Büyük bir moral bu; çok düşük maaşla çalışan özverili gazeteciler içinse maddi olarak da anlamlı paylarına düşen miktar.
Peki olacak iş mi bu şimdi?
Aynı binada bazı tescilli dolandırıcılar oğlu üzerinden şirket kurarak hala türlü oyunlar çevirenler var. Şimdi bu isimler nasıl bakacak kendi personelinin yüzüne?
Niye kimilerinin kurduğu düzenin çarkına çomak sokup birilerini zor durumda bırakıyorlar!

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl ta

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı