• $ 5,7133
  • € 6,3108
  • 270.698
  • 106588
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Bunun adı provokasyon


Ben ister istemez Orhan Pamuk'un Türkiye aleyhtarı çıkışlarıyla Naipaul'un durumu arasında paralellik kuruyorum. Henüz Pamuk çok tartışılan 'Bir milyon Ermeni'yi öldürdük' açıklamasını yapmamış. Nobel'i daha almamış.
'Naipaul'a Türkiye'de Siyasal İslamcıların çok dar ve milliyetçi bir tepki verdiklerini düşünüyorum' diyor, 'Yazarın işi ülkesini yağlamak değil, eleştirmektir. Turizm Bakanlığı'nın işidir ülkeye yağ çekmek.'
Kendisiyle Naipaul arasında bağlantı kuruyor mu?

'Naipaul'unki radikal olabilir, kendi ülkesine yukarıdan buruk kıvırarak eleştiriyor olabilir. Orada bir snobizm varsa kendi ülkesinde sevilmez. Ama ben 15 yıldır Türkiye'nin en çok sevilen yazarlarından biriyim.'
Nereden nereye...

Orhan Pamuk hala Türkiye'nin en sevilen yazarlarından biri mi, emin değilim. Elbette kitapları çok satıyor. Ancak politik demeçleri Türkiye'deki çoğunluk okurun onu kolay affetmeyeceği bir noktaya oturttu.
Ne garip ki bir zamanlar onu aforoz eden bir cenah, bugün aynı siyasi kayıkta olduklarından Orhan Pamuk'a bulaşmıyor.

Kendi ülkesine 'Şerefsiz' diyen, kendi ülkesinin çocuklarını öldüren 'dağa' ağıt yakan Ahmet Kaya bugün kahraman yapılıyor...

Şimdi hedefte Naipaul var. Eskiden bir 'entelektüel tartışma' düzeyinde konuşulanlar, bugün bir sokak kavgasına, açık bir provokasyona, cehalet yansımasına dönüşüyor. Sebebi 'Onur konuğu' olarak Türkiye'ye gelecek oluşu...

'İkinci Sivas' için düğmeye basılıyor. Adını açık ve net koyalım. Madımak'ın yakılmasına varan sürecin Salman Rushdie'nin romanıyla başladığını belleklerimizden silmemişken, ölenlerin acısını unutmamışken...
Yine din kaşınıyor... Yine cahil İslamcılar gaza getiriliyor...

'Hoşgörü ve diyalog' balonuyla yıllardır kandırabildiğini kandıran Cemaat'in gazetesi bu provokasyonun fitilini ateşliyor...

 'Bunuyorum, yaşlanıyorum, kimse beni ciddiye almadan bir ömrü tamamlamak üzereyim, bari bunlar bana ölene kadar baksın' diye kaygılanan bir Cemaat yalakası 'fikri altyapıyı' hazırlıyor.
Avam üzerine atlıyor... Kıyamet kopmak üzere...

Sivas acısını daha saramamış Türkiye'de bu provokasyonun hesabını kim verecek?


AHMET KAYA TARTIŞMASI
Ben o kadar emin değilim
Ahmet Kaya için 'Yaşasaydı yetmez ama evet'çi olurdu' diye yazdım... Ahmet Hakan itiraz ediyor. Diyor ki 'Ahmet Kaya aykırı bir adamdı, bugün herkesin AKP'li olduğunu görse tepki duyardı.'
Belki de... Keşke öyle olsaydı...

Ama bildiğimiz Ahmet Kaya'nın fena halde kendisini bir kulübe üye yapma derdi vardı. Bir de 'entelektüel' görünmek...

90'lı yıllarda kankası Sinan Çetin'le çektiği klipleri, ekran ekran gezmesini hatırlıyorum da... Bir de o zamanki yol arkadaşlarına bakıyorum. Doğrusu, yaşasa da Ahmet Kaya'nın yolunu onlarla ayıracağını zannetmiyorum. Lale Mansur neredeyse bugün Ahmet Kaya da orada olurdu diye geliyor. Her şey bir yana 'liberal mahalle baskısına' boyun eğerdi gibime geliyor...
Açıkçası yaşadıkları, başına gelenler de 'Yetmez ama evet' için ideolojik altyapıyı oluşturmaya yeterdi.

Tabii hayatını kaybetmiş biri üzerine ne söylesek varsayım kalır... Ama geçmişi yeteri kadar ipucu veriyor bana kalırsa.


Artık e-kitap'tan geri dönüş yok

Eskİden kütüphaneler bacaklarla, kollarla ve ekstra valiz paralarıyla kurulurdu. Şimdi tek bir tıkla koca bir kütüphane oluşturmak mümkün. Elektronik okuyucular sağ olsun bütün harfler dijitalleşiyor.
Bir iPad sahibi olmama rağmen ekrandan kitap okuma işine direniyordum. Her şeye tek tıkla ulaşma, indirme ve arşivleme fikri hoşuma gitse de kendi kendime 'Kitabın kapağı, kokusu, kağıdı' diyordum.

Önceki gece son tabumu da yıktım.
ABD'deyken Jonathan Franzen'ın epey gürültü koparan 'Freedom' romanında gözüm kaldı. Tuğla gibi kalın bir kitap. Bir de 'hardcover', okuması zor.

O sırada Londra'daki bir arkadaşıma rica ettim, sadece havaalanlarına özel büyük boy paperback baskısını Heathrow'da bulacağına emindim. Yanılmadım. Kitabı bana teslim ettiğinde boyutundan dolayı ürktüm ve
'Galiba okuyamayacağım' dedim.

Geçen gece okumaya başladım. 600 sayfa civarında. Bir kere ağır, pratik değil. Nereye koyacağınızı, nasıl tutacağınızı şaşırıyorsunuz.
Kitabı bırakmak üzereyken iPad'den e-kitabını indirdim. Birkaç sayfa buradan okuyayım derken bayağı bayağı sayfaları çevirmeye başladım. Baktım ki kitabın kendisini taşımaktan, onu okuma pozisyonu bulacağım diye kıvranmaktan çok daha iyi.
Bu işten artık geri dönüş yok belli ki.
Not: Apple dün merakla beklenen iOS 4.2 güncellemesini yayınladı. Hemen indirdim ve yükledim. iPad yeniden yaratılmış gibi oldu. 'Multitasking' ve 'Airplay' gibi asıl öne çıkan özelliklerinin yanı sıra, app.'leri bir klasör içinde organize edebileceğiniz 'folders' da iPad'e geldi. Henüz bütün app.'ler 'multitasking' uyumlu değil ama zamanla bu açık kapatılacak. Kullandıkça daha da pratikleşiyor iPad. Mutlaka yükleyin.


Babam ve oğlum

Büyük bir ismin oğlu olmak, onun gölgesini üzerinde taşımak çok ağır bir sorumluluktur. Büyük bir yazarın yazarlık yapma iddiasındaki oğlu olmanın kuşkusuz ağırlığı daha da fazladır; ya babanın altında ezilirsin, ya babanı aşarsın.
Ya Martin Amis olursun... Ya da Ahmet Altan...
Ama o gölge hayatın boyunca seni bırakmaz.
Uğur Mumcu'nun oğlu da bunun sancılarını çekiyor belli ki... Babası gibi gazetecilikte ilerliyor, ama babasının savunduğu ne varsa aksini savunarak. Neredeyse babasının anti-tezi... Olabilir elbette... Babalar ve oğullar farklı düşünebilir...
Ama eğer tek varlık sebebi, tek itibar kaynağı, bugün medyada yer almasının tek nedeni babasından miras soyadıysa... O zaman oğlundan da en azından babasının gazeteciliğine saygı göstermesini bekleyebiliriz.
Önceki gün Habertürk'te Nilay Örnek bu yaşanan dramayı / komediyi öyle güzel anlatmış ki...
'Türkiye'nin en büyük araştırmacı gazetecisinin oğlu' geçenlerde ilk saha görevine çıkmış...
Ve görev yeri de... Sıkı durun...
Cevahir Alışveriş Merkezi!
Aman ne yaratıcı, ne yenilikçi...
Yazık mı desem... 'Babasının kemikleri' klişesine mi başvursam bilemedim... Yok yok... Soyadı 'Mumcu' olmasaydı da herhangi birinin bu fotoromana alet olmasına itiraz ederdim. Her şey bir yana 90'lı yıllarda çiğnene çiğnene tüketilmiş bir gazeteciliğe malzeme olduğu için...
Tabii eğer soyadı 'Mumcu'ysa hiç çekinmeden 'Utan babandan' da demekten geri kalmam.

<p>Bulut, Falcao´nun yüksek maliyetle Galatasaray´a gelmediğini söylerken Falcao buraya gelirken fed

Ahmet Bulut: Para İçin Geldi Ama...

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Afyonkarahisar'da ortaya çıkan yılkı atları görüntülendi

En garip mühendislik çalışmaları