• $8,1207
  • €9,7113
  • 455.611
  • 1378.37
30 Mart 2011 Çarşamba

Bunun adı 'Çoğunluk' öyle mi

Türkiye'deki ana haber bültenleri 90'lı yıllarda neredeyse istinasız hep aynı haberle açıldı: Güneydoğu'da verdiğimiz şehitler. Hemen ardından da şehit cenazeleri. Özellikle Ankara'da Kocatepe Camii'nden kalkan cenazelere gelen bakanlara ağlayan şehit annelerinin kan donduran 'Bir oğlum olsun, onu da vatan için yollamaya hazırım' haykırışları...

Post travmatikstress'in, askerlik sonrası sokaklarda avare gezip en ufak bir gerginliği kavgaya döndüren delikanlıların 'Ben 18 ay Doğu'da askerlik yaptım, sen ne diyorsun lan' diye çıktığı günlerdi. Teröristin kulağının kesilip anahtarlık yapıldığı, bu aksesuarın özellikle sergilendiği, öldürülen insan ve yakılan köy sayısıyla gurur duyulduğu.
Erkeklikle askerliğin, askerlikle kahramanlığın bir sayıldığı, Türkiye'nin kendini kaybettiği, adam öldürmenin Meclis kürsüsünden kahramanlık diye onaylandığı yıllar.
Darbeyi üzerinden Özal'la atmış, mühendisler devrini kapatıp müteahhitler devrini açmış, yeni bir zengin sınıfı oluşmuş, yepyeni arabalar (özellikle de cipler) türemiş, tuhaf diskotekler, zevksiz müzikler, garip danslar, yeni bir şehirlilik anlayışı, Akmerkez'de, Galleria Ataköy'de saatlerce boş boş dolanma alışkanlıkları.
Seren Yüce'nin 'Çoğunluk' filmi işte bu insanların hikayesi. Oğlunun ismine 'kan' ekleyip özellikle 'Onun adı Mertkan' diye vurgulayan bir babayı ve adının iddiasına rağmen beklentilerin altında kalan ezik oğlu anlatıyor. Baskının, ataerkil ailenin, yeni zengin müteahhit sınıfın ve militarist dilin nasıl bir çocuğu zorla erkekleştirdiğinin filmi.
Önce 'Altın Portakal'da, geçen akşam da 'Yeşilçam Ödülleri'nde en iyi filmi aldı. Sinemasal açıdan başarılı, ama festivallerin bu filme ölüp bitmelerinin nedeni bu değil.
'Çoğunluk' fena halde mesaj veriyor, bu mesajları da anti-militarist bir söyleme oturtuyor ve bu yüzden de sol entelektüel kesimden alkış alıyor. Oysa bu filmin en zayıf tarafı.

Türkiye artık çocuklarının askere gitmesiyle, şehit olmasıyla gurur duyan insanların ülkesi değil. Geçen sene bir şehit babası hükümetin başsağlığı dileğini iletmek isteyen Cemil Çiçek'in telefonuna çıkmadı. Artık haber bültenlerinde şehit annelerinin 'Yeter artık, bu savaşa lanet olsun, oğlumuzu yollamayacağız' çığlıkları duyuluyor.
Bu değişim sadece milliyetçi ve militarist söyleme yansımış da değil. Türkiye son 10 yılda baştan aşağı yenilendi, değişti.

Özal zenginlerinin yerini Anadolu kaplanları, İslami sermayenin yıldızları aldı. Artık 'cip' yeni zengin gençlerin değil, türbanlı eşlerin altında. Müteahhitlerin çocukları da alışveriş merkezlerinde boş boş gezip kız peşinde koşmak yerine önce ailelerinin buldukları biriyle evleniyorlar, ardından da gidip AKP gençlik kollarına falan üye olup babalarının yanında erkek olmayı öğreniyorlar. Erkeklik ölçüsü 'Çoğunluk' için eskiden askerlik, kurşunken şimdi 'aynı mahallenin' üyelerinin birbirine verdiği ihaleler.
Böylesi iddialı bir film, böylesi bir hatayı nasıl göz göre göre yapar peki?
Bu konuda iki tahminim var.

Öncelikle yönetmen Seren Yüce biraz yüzeysel; tekniği var ama birikimi yok. 'Türkiye bence iyiye gidiyor, çünkü 10 sene önce böyle bir film yapamazdım' diyecek kadar şuursuz; tarihi kendiyle başlatıyor ve belli ki Yılmaz Güney'den tutun da devlet mekanizmasını eleştirdiği için yaptığı filmler yüzünden yargılanan, hapis yatan sinemacılardan habersiz.

Bu filmi yıllardır çekmeye çalışıyordu; 'Yeni Sinemacılar'la tanıştı hayali gerçek oldu. Yönetmenin entelektüel açığını da onlar kapadı diye tahmin ediyorum.
Hemen hemen bütün Cihangir solcuları gibi 'Yeni Sinemacılar'ın da bu devletle, bu devletin yaptıklarıyla, askerle bitmek bilmeyen bir hesabı var. Her fırsatı da bu hesabı görmek ve rövanş için kullanıyorlar.

Vicdanı ve aklı olan her Türk vatandaşının bu devletle, geçmişi pek çok karanlık işle dolu bu orduyla illa ki görülecek bir hesabı vardır; buna bir şey demiyorum.
Ama o Türkiye'yi televizyondan izleyen sabit fikirli Türk aydını hastalığı (ya da yanılsaması) yok mu... Bir kez daha 'Çoğunluk'ta da ortaya çıkıyor. Geçmişin hesaplaşmasına o kadar takıntılılar ki bugünkü okuyamıyorlar: Savaş açılan, hedefe oturtulan o büyük 'heyula' artık yok... Bu Cumhuriyet de, bu ordu da aynı değil artık. İyisiyle kötüsüyle bambaşka bir Cumhuriyet, bambaşka bir ülke ve bambaşka bir 'Çoğunluk' var artık.

Rüyamda görsem inanmazdım
- Reha Muhtar'ın bir gün gazete köşesinde yazarlık dersi vereceğini, 'Yazarlık böyle olur, böyle davranmayı gerektirir' diye ahkam keseceğini...
- Süpermarketlerden alışveriş yaparken içinde 'mısır şurubu' ya da 'mısır nişastası var mı' diye paket okuduğumu, 'mısır' adını gördüğüm ürünleri otomatikman elimden bıraktığımı... 
- Bir Paul Auster hayranı olacağımı, 'Bir gün bir kitap okudum hayatım değişti' cümlesinin karşılığını 'Sunset Park'ta bulacağımı...
- BDP lideri Selahattin Demirtaş'ın söylemiyle, çıkışlarıyla, sistemi kilitleme girişimleriyle iktidarın en çok canını yakan muhalefet lideri olarak parlayacağını...
- Yıllarca dünyada en çok nefret edilen yiyeceklerden biri olan Brüksel lahanasının moda olacağını, dünyaca ünlü şeflerin bu sebzeyi kullanarak çok yenilikçi tarifler uygulayacağını...
- Antipatik ve yeteneksiz bulduğum Matthew McConaughey'i 'Lincoln Lawyer'da izledikten sonra 'İyi oyuncuymuş' diyeceğimi... 
- İnternet'te haber almak için baktığım ilk yerin Vatan gazetesinin İnternet sitesi gazetevatan.com olduğunu... Gazete ne kadar boşsa, site o kadar dolu...
- Mehmet Y. Yılmaz'ın Hürriyet'teki yazılarını kaçırmadan okuduğumu, hatta giderek göbekteki o geleneksel parçalı köşeyi çok iyi doldurduğunu...

CHP bu öneriye kulak versin
Ben Serdar Turgut'un köşesinde okudum. Eminim, başka insanların da aklından geçmiştir. Birkaç gündür ben de düşünüyordum, ama ne yalan söyleyeyim dillendirmeye cesaret edemiyordum.
Ah o mahalle baskısı yok mu...
Turgut, çok basit bir şey söylüyor: 'Türbanlı adayı CHP göstersin.'
Türkiye, artık Merve Kavakçı'nın Meclis sıralarına vurularak dışarı atıldığı yıllardaki o utanç görüntüsünü silmeli. Bu ülkede türbanlılar varsa, bu Meclis de bu ülkenin bir aynasıyla o kürsülerde türbanlı vekiller de olmalı.
Artık önyargılardan kurtulmanın, laik azınlığın baskısını kaldırıp atmanın vakti değil mi? Sürekli 'Türkiye hazır değil' deyip bu ülkeyi bir statükoya teslim ettiler; bu bağnazlık da yüzde 20'de tıkandı kaldı.
CHP'nin artık üzerindeki 'Orta Yaşlı İzmirli Cumhuriyet Kadınları' yükünden, Halkevleri projesinin tek tip saçlı teyzelerinin baskından kurtulması ve Türkiye'ye açılması gerekmiyor mu?
Serdar Turgut'un da dediği gibi Türkiye'nin acilen normalleşmesi gerek.
CHP, başörtülü bir adayı seçileceği yerden aday göstererek bu konuda çok büyük bir adım atabilir, ezber bozabilir.
Madem değişim, yenilik deniyordu, bunu yapacak 'sakin güç' var mı bu partide?

<p>Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe konuk ettiği Gaziantep FK'yi 3-1 mağlup ederek şampiyonluk yarı

Fenerbahçe-Gaziantep FK Maç Yorumu

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler