• $9,2486
  • €10,8042
  • 530.764
  • 1432.8
1 Aralık 2010 Çarşamba

Böyle komploculuk mu olur

WikiLeaks'in yeni belgeleri açıklamasını bekleyeduralım, Türkiye'deki komplo teorisyenleri de hemen harekete geçti. WikiLeaks'in motivasyonunu sorgulamaya, işin altında başka hesaplar aramaya başladılar. Konuyu NATO'nun yeni stratejisine, füze kalkanına bağlayanlar var. Israrla sitenin kurucusu Julian Assange ve belgeleri sızdırdığı iddia edilen Bradley Manning'in bir yerlerden talimat aldıkları söyleniyor.
Hatta Amerika'nın bu belgeleri kendi kendine yayınlattıklarını iddia edenler bile var. 'Eminim, şüphe duymuyorum' gibi iddialı ifadelerle.

Öyle anlaşılıyor ki komplo teorisinde de kalite çıtası düştü. Zekayla tartılmadan, mantık süzgecinden geçirilmeden 'uçuş serbest' misali pek çok senaryo dillendiriliyor. Bir de WikiLeaks'in tek hedefi Türkiye ve Türk siyasetini yeniden tasarlamakmış gibi bir hava oluşturuluyor.
Komplo teorisi dediğiniz de biraz entelektüel olursa ciddiye alınır. Ama bizdekiler çok basit, çok hızlı ağızdan çıkmış, fazla üzerinde düşünülmemiş.

***
251 binden fazla belgenin sadece 11 bin civarı Türkiye'yle ilgili. En fazla ikinci belge sızdırılan yerin ABD'nin Ankara Büyükelçiliği olması bu gerçeği değiştirmiyor. Kısacası, belgelerin toplamının yüzde 10'unda bile değil Türkiye.

Belgeler arasında en fazla adı geçen ülke Irak. Diplomatların 'casual' dili Amerikan jargonunun samimiyetine uygun. Her ülkenin kültürü, geleneği farklıdır. Ama unutmamak gerekir ki her ülke konsolosluğu ve büyükelçiliği merkeze bu tip yorumlar geçer. Gündelik haberler yorumlanır, kaynaklarla görüşmenin özetleri aktarılır, elbette iddialar ve dedikodular da yer alır.
Dışişleri'nde bazı Türk büyükelçilerinin kendilerine mizahi bir stilinin olduğu, yolladıkları belgelerin bilgilendirici olduğu kadar eğlenceli bir tarafının da bulunduğu söylenir.

O yüzden, aman komplo teorisyenleri Amerikan büyükelçisinin diline bakıp 'Türkiye'ye özel bir tavır' anlamı da çıkarmasın.
Dikkat ettiğim bir husus da WikiLeaks'in sanki sadece Türkiye'yi hedef almak, Türkiye'ye ilişkin bu belgeleri sızdırmak için kurulduğuna dair söylenen sözler.

Oysa Assange bu siteyi kurduğunda ve başka konularda belgeler sızmaya başladığında dış politikada Türkiye'yle ilgili bir kriz yoktu. Ne NATO'nun yeni stratejisi, ne füze kalkanı meselesi gündemdeydi.

Günlerdir her gece yeni belge açıklanacak diye bekliyoruz ve görüyoruz ki illa ki her belge Türkiye'yle ilintili değil. Paris'ten, Brasilia'dan, Bişkek'ten; yani dünyanın farklı farklı ülkelerindeki büyükelçiliklerden belgeler açıklanıyor. Kim bilir, bir dahaki Türkiye dalgasına ne zaman sıra gelecek.
WikiLeaks, bu yazışmaları açıklamasının ardından önümüzdeki günlerde yeni bir belge daha açıklayacağını duyurdu. O da bir büyük Amerikan bankasını hedef alacak ve bankacılık sistemiyle ilgili 'sistemin değişmesi gerektiğine' dair bir veri sunacak. Söyler misiniz, bu da mı Türkiye'ye yönelik bir komplo?


***
Son olarak...
Amerikan dış politikası bu belgelerin sızmasından son derece rahatsız. Hillary Clinton'ın bunu dile getiren demeci bir 'danışıklı dövüşün' yansıması ya da planlı bir komplonun aşaması değil. Olsa olsa, bu belgeleri yazan kişilerin mahcubiyetinden söz edilebilir. Zira Amerikalı diplomatlar, bütün ülke diplomatları gibi, bu yazışmaların 'çok gizli' kalacağına inanarak çok rahat bir dil kullanıyor, başkasının okumayacağından emin oldukları için kendilerini filtrelemeden yazıyorlar. Şimdi çıplak kalmanın mahcubiyeti de anlaşılır.

Kaldı ki, bu bir Amerikan komplosu olsa bile... Sizce Amerika dediğimiz ülke tek parça mı: Yüzlerce kurumuyla, o kurumların kendi aralarındaki çatışmalarıyla, istihbarat servisleriyle, farklı görüşlerin devlet içinde yer almasıyla bir tane Amerika'dan söz edilebilir mi?
Belli ki devlet içinde bir çatışma var; her devlette olduğu gibi bu çatışmadan da birileri belge sızdırıyor işte.


İbrahim Tatlıses'i savunuyorum
Dans eden küçük bir kıza 'Vay küçük orospu' dediği için kıyamet kopuyor. Feministler ayaklanıyor, siyasal doğruculuk adına İbrahim Tatlıses kınanıyor ve bu iş giderek bir linç kampanyasına dönüşüyor.
İbrahim Tatlıses kendisini 'Zilli dedim' diye savunuyor ama bence 'Küçük orospu' deseydi bile bir şey fark etmezdi. Çünkü burada kasıt önemli ve herhalde İbrahim Tatlıses bu kelimeyi sözlük anlamına göre söylemiyor.
Türkiye'de sokak dilinde bazen hakaret olarak anlaşılacak kelimeler aslında övgü amacıyla kullanılır. Bunu bilmiyor olabilir miyiz?
'Hepsi pekiyi' bir karneyle gelen çocukları babaları 'Ulan eşekoğlueşek, ulan pezevenk' diye sevmez mi?
Birinin ne kadar zeki olduğunu vurgulamak ve övmek için 'Piç' denmez mi?
O kadar çok örnek var ki... Bu dil özellikle Güneydoğu'da daha da vulgardır, yaygındır, kabul görmüştür.
Gündelik konuşmanın bize has hali...
Peki Tatlıses'i eleştiren gazeteciler bunu bilmiyor mu? Bilmemeleri imkansız. Herhalde sokağa çıkıyorlardır, hatta bu kelimeleri kullanmışlardır bile...
Ama yazıya gelince sanki burası 'siyasal doğruculuğa' her konuda dikkat eden bir Batı toplumu... Bu yanılsamaya kaptırmışlar kendilerini, topluma etik-ahlak dersi veriyorlar.
Oysa ahlak kafadadır... İbrahim Tatlıses bir küçük kıza 'Vay küçük orospu' diye herhalde hakaret etmiyor; kendince övüyor.
Dilin erkekliğini, bu geleneğin çarpık bir tarafı olduğunu, hakaret kullanımının sıradanlaştırılmasını eleştirmek başka bir şey... Elbette eleştirilebilir... Ama bu ülkede konuşulan bir dil de tepeden bir baskıyla arındırılamaz.  Öte yandan, İbrahim Tatlıses'i 'Küçük kıza orospu dedi' diye itham etmek bambaşka bir şeydir.
Not: Bu yazıyı İbrahim Tatlıses'i defalarca eleştirmiş, davalık olmuş, kendisinden de pek hazzetmeyen, onun da pek hazzetmediğini bildiğim bir gazeteci olarak yazıyorum.


Medya eleştirmenine bak

Dün tesadüfen Alper Görmüş'ün Taraf'taki yazısını okudum. Cezaevi operasyonları döneminde medyanın tavrını eleştiriyor. Eski bir yazıdan alıntı yaparak. Hedefinde de Fatih Altaylı var.
Israrla Hürriyet'in manşetlerini Altaylı'nın üzerinden vuruyor... Bu manşetlerde 'yazı işleri müdürü' olarak Fatih Altaylı'nın sorumluluğuna dikkat çekiyor. Israrla 'yazı işleri müdürü' diyor Altaylı için.
Ne garip... Altaylı, yıllarca Hürriyet'te köşe yazarlığı yaptı ama hiç yazı işleri müdürü olmadı.

Hadi Fatih Altaylı medyada bilinmeyen, tanınmayan, sıradan bir gazeteci olsa 'Dikkatsizlik, hata' deyip geçelim... Oysa yıllardır göz önünde. Ne iş yaptığını, ne görevlerde bulunduğu bilmemek mümkün mü? Hele medya eleştirmeniysen...

Ah Alper Görmüş ah...
Bu kadar basit bir konuda bile doğru yazamadıktan, yazının temel direği bile böyle kolay çöktükten sonra neden ciddiye alınmadığını, habere en aç sitelerin bile kendisinden bahsetmediğini anladı mı acaba?

<p>Osman Kavala Davası'nı yakından takip ediyorlar. Hatta yargı üzerinde baskı oluşturmak için duruş

Osman Kavala'nın elçileri

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor