• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
02 Şubat 2011 Çarşamba

Ben size söyleyeyim: Balyoz bitti

Arkadaşımız Barış Terkoğlu epey zamandır odatv.com'da Ergenekon süreciyle ilgili çok çarpıcı haberlere imza atıyor. Davanın başlangıcından bu yana, mahkemeye nüfuz eden türlü ilişkileri deşifre ediyor. Ayrıca, bir savcı titizliğiyle iddianamedeki çarpıklıkları deşifre ediyor.

Bakıyorum, bu aralar Balyoz davasıyla da ilgili çok sarsıcı haberler patlatıyor. Bütün mesaisini de galiba Cemaat gazetelerinin yaydığı yalan haberi düzeltmek, gerçeği yansıtma arzusu dolduruyor.

İddianameyi inceleyip bunu basında çıkan haberlerle karşılaştırdığınızda her gün yeni bir skandala, yeni bir çarpıklığa rastlamamak mümkün değil.
Ama bu tür haberler artık bana çok da fazla bir şey ifade etmemeye başladı: Bazılarını ne yazık ki tıklamadan geçiyorum bile.

Geçen gün Fatih Çekirge'yle konuştum, o da Balyoz haberlerinin hiç tıklanmadığını söyledi. Çekirge, Türkiye'nin en büyük sitelerinden hurriyet.com.tr'yi yönetiyor. Ve bir anlamda Türkiye'nin 'ruhunun' rakamlarını elinde tutuyor.
Demek ki Balyoz davasına yönelik genel bir ilgisizlik söz konusu.

Bu duruma da şaşırmamak gerek, çünkü artık Balyoz inandırıcılığını yitirdi. Davanın dayandığı temel direklerin fabrikasyon olduğunun ortaya çıkması, bu davaya körü körüne inanan gazetecilerin bile 'Acaba mı' demesi Balyoz algısını neredeyse tamamen yok etti. Bu yüzden de Balyoz gelişmelerini merak etmez olduk.

Balyoz'a balyozu Dani Rodrik ve Pınar Doğan indirdi. Detaylı çalışmalarıyla Balyoz davasını darmadağın ettiler. Buldukları açıklara karşı hiç kimse de bir şey diyemedi; bu davaya ömrünü adamış gibi davrananların bile ağızları açık kaldı.

Rodrik çifti, cdogangercekler.wordpress.com adresli blog'larında yılmadan, bıkmadan yalan haber yapanlarla mücadeleyi sürdürüyor. Bu davaya olan ilgileri Pınar Doğan'ın babasının birinci sanık olmasının ötesine geçmiş durumda; kişisel bir mücadele değil, evrensel ve demokratik hukuk için uğraşıyorlar.

Geçenlerde blog'larında gördüm, Today's Zaman bir Balyoz haberi yapmış ve bir cümleye 10 tane yalanı sıkıştırmayı başarmışlar. Rodrikler de bu cümledeki bütün yanlışları teker teker düzeltmiş. Böyle daha neler bulmuşlar, ne utanç verici haberleri düzeltmişler.

Ne ilginç ki Rodrik çiftinin Balyoz'un bütün inandırıcılığını yerlebir ettiği günlerde Gölcük'ten çuvalla belge çıktı. Ancak farkındaysanız, bu habere de çok fazla ilgi gösterilmedi. Bir-iki sene önce olsa koca basın marjinal bir gazetenin peşine takılır, onun açtığı yoldan habercilik yapardı.

Oysa şimdi Balyoz gibi Gölcük çuvalları da pek ilgi çekmiyor.
Yandaş medyanın ya da Cemaat'in fabrikasyonları da artık kanıksandı galiba. Pek kimseyi şaşırtmadığı gibi, kimse bu haberleri de takip edip dezenformasyona ortak olmak istemiyor olmalı. Nitelikli seçmenin algısında Balyoz haberleriyle ne yapılmak istendiğinin yanıtı çok net.

Balyoz'un artık ciddiye alınır tarafı kalmadı. Bu dava de facto bitmiştir; devam eden siyasi bir prosedürdür artık. Ne yazık ki, siyasi mücadele sürdükçe de Balyoz sanıkları yaşamaya devam edecek bu süreci.

Bu davaya yönelik ilgisizliğin, gündemden düşmesinin, arkasındaki kamuoyunu kaybetmesinin sakıncalı bir tarafı da var ama: Balyoz inandırıcılığını kaybettikçe, arkasındaki kamuoyu ilgisi azaldıkça bu davadaki hukuksuzluklar, iddianamedeki açıklar da unutulacak, hesabı sorulmayacak ve 'zaman aşımına' mı uğrayacak?
Hukuktaki çürüme, tıpkı yandaş medyadaki haberleri gibi kanıksanacak mı; bir süre sonra 'Zaten adamların ne yaptığı belli, neye şaşırıyorsunuz' denerek üzerinin örtülme süreci mi başlayacak?

Türkiye'nin çok kolay sıkılan, bıkan bir toplum olduğunu biliyoruz.
Normal şartlarda Rodrikler'in bulduğu çarpıklıkların yeri göğü inletmesi gerekirdi.
Yeri gelmişken Rodrikler'den bir haber ileteyim...
Duyduğuma göre Balyoz'u dağıtan çift şimdi de Kafes'i incelemeye hazırlanıyormuş.
Üzgünüm Memo!


Bu ankette bir çarpıklık yok mu

Geçenlerde Adil Gür'ün yaptığı bir araştırmanın sonuçları açıklandı. Galatasaray'ın yeni stadında Başbakan'ın ıslıklanması üzerine insanların ne düşündüğü de bu açıklamayla ortaya çıktı.

Yüzde 48.3'ü Başbakan'ın ıslıklanmasının 'ayıp ve yanlış' olduğunu düşünüyor.
Yüzde 41.4 de 'Kızacak bir şey yok, demokratik bir tepkidir, statlarda böyle şeyler olur' diyor.
Yüzde 10.3 kararsız var.
Peki sizce de bu ankette sosyolojik olarak yanlış bir durum yok mu?
Ne yazık ki ankette sorulan soru yanlış: 'Bu konudaki görüşlerden hangisine katılıyorsunuz' diye tuzak kurulmuş adeta ve seçenek olarak da 'Demokratik hak' ve 'Ayıp' konmuş. Oysa ikisine birden yanıt vermek de mümkün. Biri kolaylıkla ıslıklamanın ayıp olduğunu ama bunun demokratik hak olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünebilir.
Zaten, ıslıklamanın ardından pek çok köşe yazarı da buna benzer görüş bildirmişti.
Bu ankete bakıp da yüzde '48.3 ayıp dedi' demek, toplumun hissiyatını tam yansıtmıyor doğrusu: O yüzde 48'in içinde 'Ayıp ama hak' diyenlerin oranı kaç, asıl onu sormak gerek.


Sıfır ego, star CEO

Mark Zuckerberg'e kim akıl veriyorsa, onun bilgisayar dahisi kafasının ilk zamanlarda bir türlü kabul etmediği star imajını kim yönetiyorsa helal olsun. Birkaç yıl önce asosyal, hiç kimseyle görüşmeyen, utangaç, çekingen ve kendini beğenmiş bir mucitti Zuckerberg. Medyaya çıkmıyor, nadiren söyleşi veriyor, kendisine soru sorulduğunda da uzun uzun kameraya bakıyordu.
Facebook'un kuruluş öyküsünü anlatan 'The Social Network' filmine Zuck'ın bozulduğu, asla izlemeyeceği haberleri yapılıp durdu Amerikan basınında.
Ancak vizyona girdiği ilk cuma, ilk seansa Zuckerberg bütün Facebook ofisini götürmüş ve hep beraber izlemişler. Bunun ardından, PR çalışmaları hızlandı. Medyaya çıkmayan dahi bir anda söyleşi vermeye, kendini daha görünür kılmaya başladı.
Geçtiğimiz cumartesi gecesi NBC'nin klasik komedi programı 'Saturday Night Live'ın açılışındaydı: Daha önce hiç tanışmadığı, filmde kendisini oynayan Jesse Eisenberg'le. Yüzü kızarmış, mahcup ve donuktu. Asla profesyonel bir oyuncu değil ama kesinlikle komplekssiz bir adam. Kendisiyle dalga geçilmesini gülerek izledi.
Birkaç sene önce olsa herhalde bozulurdu.

***
Bütün dünyada şirketler, artık karizmatik yöneticileriyle ön planda. Facebook, 'arkadaş listesi' kavramını şirket politikası haline de getirdi. ABD'de bir mağazada alışveriş yapıyorsunuz, kasiyer kız mutlaka 'Bizi Facebook'ta beğenin' diyor.
Zuckerberg de 500 milyon insanın 'arkadaşı' bir anlamda.

Apple'ın başarısının altında Steve Jobs'ın karizması ve kişiliği üzerine oluşturulan 'mit' yatmıyor mu sanki? Jobs'a e-mail atıp, şikayet bildirip, yanıt bile alabiliyorsunuz mesela.

Dev CEO'lar çok daha ulaşılabilir, çok daha görünür artık. Ve bu şirketlerine olumlu dönüyor. Ancak, geçici de olsa ayrıldıklarında tıpkı Apple'da olduğu gibi hisseleri değer kaybedebiliyor.
Bildiğimiz haliyle dünya böyle gözümüzün önünde değişiyor.

<p>Gelişen piyasalara para akımının devam ettiği sürece Türkiye'nin önde olacağını söyleyen  Ekonomi

Merkez Bankası'nın faiz kararı piyasalara nasıl yansıyacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

1 milyon kibritle öyle bir şey yaptı ki

Amasya'da mamutlara ait olduğu değerlendirilen fosiller bulundu