• $7,2807
  • €8,782
  • 405.496
  • 1527.45
01 Nisan 2011 Cuma

Asker kızından türbanlı aday

Yazgülü Aldoğan'ı tanıyorsunuz. Yıllarca üniversitelerde gazeteci yetiştiren, kendisi de medyada efsane olmuş isimlerden biri. Yazgülü'nün bir başka özelliği istikrarlı bir şekilde laik ve Kemalist çizgisinden ödün vermemesi. Hatta yıllarca solcu meslektaşları, aynı kurumlarda beraber çalıştığı isimler tarafından 'Aşırı Kemalist' olmakla eleştirildi.
Kim bilir, belki Fransız ekolünden yetiştiği için kanına işlemiştir Jakobenlik.
Belki de bir asker çocuğu olmasının etkisi vardır.
Ama aslında bunların hepsi yakıştırma. Çünkü o aslında hiçbir zaman kendisine yapıştırılan etiketler kadar Ortodoks olmadı.
Bakın, önceki gün Posta'da ne yazmış:
'Bu seçimde AKP, listelerine başı örtülü kadın adaylar alacak. (...) Başı örtülü adaylar yemin edecek ve bir olay da yaşanmayacak. Bu ülkede başı örtülü kadınların oranı yüzde ellinin üzerindeyse vekillerinin de mecliste olmasına itirazım yok.'
Tek bir çekincesi var: 'Benim itirazımın olduğu yer milleti değil, devleti temsil ettikleri yer. Karşıma hakim, vali, savcı olarak çıkmasınlar yeter!'
Doğrusu bu itirazında da haklılık payı olabilir, bütün bunlar tartışılıyor ve tartışılmalı da. Başörtülü hakim, başörtüsü yüzünden davalarda otomatik olarak taraf olarak algılanacak mı: Bu soru aşılmadan devlet kurumlarının açılması sakıncalar doğurur.
Ama konumuz milletvekilliği.
Ben de aynı Yazgülü Aldoğan gibi düşünüyorum. Neden bu ülkede başörtülü milletvekili olmasın, neden bu konu üzerinde hala bu kadar yaygara koparılıyor?
Ama Yazgülü'nün saydığım özelliklerinden ve kimliğinden dolayı bu konuya destek vermesi çok daha önemli.
Farkında değil misiniz, son zamanlarda Cumhuriyetçi aydınları canavarlaştırma çabası var bazı aydınlarda. Laik, Birinci Cumhuriyet'e inanmak, Atatürk'ü desteklemek olumsuz özelliklermiş gibi gösteriliyor. Buna kanıt olarak da bu kesimin kendi içinde katı olduğu, hatta Erbakan'ın deyimiyle 'laiklik faşizmi'ne kaydıkları söyleniyor.
Bu büyük bir önyargı değil mi? Hem Kemalist hem asker kızı Yazgülü Aldoğan bile Meclis'te başörtülü milletvekilini destekliyor.
Hatta daha bu konular tartışılmaya başlanmadan günler öncesinden CHP'nin de başörtülü milletvekili göstermesini dilemiş:
'Adayım Diyanet İşleri Kadın Kolu Kurucu Başkanı iken AKP tarafından görevden alınan Ayşe Sucu! Saçına başörtüsünü yakıştıran, aydın bir dindar kadın Ayşe Sucu. Zaten o yüzden de o görevde daha fazla tutulmadı, istenmedi, kendi kurduğu kadın kolundan, kolundan tutulup uzaklaştırıldı.'
Bu öneriyi çok tuttum, umarım CHP yöneticileri de dikkate
alır. Normalleşme yolunda, kutuplaşmayı engellemek CHP'nin görevidir.
Her şey bir yana, Anadolu'da muhafazakar seçmenin zihnindeki 'CHP dinsizdir' yargısını da üzerinden atmasına vesile olur. CHP, tıpkı Yazgülü Aldoğan gibi gerçek Atatürkçülüğün, gerçek demokrasinin herkesi sahiplenmek ve herkesi kabul etmek olduğunu seçmene anlatmalı.
Artık hepimiz için önyargılardan kurtulma zamanı.
Ben yıllardır Türkiye'de gerçek Cumhuriyetçilerin başörtüsüyle, insanların kılık kıyafetleriyle hiçbir sorunları olmadığına inanıyorum. Aynı şekilde Hidayet Şefkatli Tuksal gibi başörtülü isimlerin de 'İzmirli Laik Teyze' prototipinden çok daha demokrat, hoşgörülü olduğunu hiç tartışmam bile.
Meclis'in kadın milletvekili dendiğinde geçmişin kötü örnekleri Işılay Saygın, Ayseli Göksoy gibilerinden kurtulup Ayşe Sucu gibi isimlere kapılarını açmasının zamanı geldi.
CHP bu sınavı vermelidir.

E-yazar!
Ankara'da bir yayın yönetmeninin bir Ankara temsilcisine 'Abicim başımı ağrıtacak hiçbir şeyi birinci sayfaya koymuyorum' dediği duyulur. Fıkra değil bu, gerçek.
Böyle bir ortamda gazetecilik yapılıyor Türkiye'de.
Hürriyet Yazıişleri Müdürü Tufan Türenç bu ortamın kurban ettiği köşe yazarlarından biri. 'Okunmuyor' gerekçesiyle köşesinden oldu.
Ama tabii günümüzde bir yazarın köşesini kaldırmakla iş bitmiyor. Önce twitter'dan yorumlar yapmaya başladı, şimdi de gündelik yazılarını tufanturenc.com adresinde yayımlıyor.
Bilenler bilmeyenlere söylesin.
Bu gidişle Türkiye'de 'yazılı basının ölümü' bütün dünyadan daha hızlı gerçekleşecek galiba.

Ah o kravat
Geçenlerde odatv.com'da 'Oray Eğin bu yorumu kıskanacak' altbaşlığıyla bir Ahmet Kekeç analizi yayımlandı. Hem kendi adım yer aldığı, hem de yıllardır ilgiyle takip ettiğim Ahmet Kekeç hakkında olduğu için merakla okudum.
Kekeç'in birey olmadığını, otoriteye boyun eğdiğini iddia ediyordu analiz. Bu ağır ithamların da bir açıklaması vardı:

'Ahmet Kekeç'in Star'daki köşesinin fotoğrafı değişti. Ahmet Kekeç artık kravatlı, beyaz gömlekli, lacivert ceketli fotoğrafıyla köşesinden arz-ı endam ediyor! Ama biliyoruz ki Ahmet Kekeç ve kravat hiç yan yana gelemez. O köşedeki fotoğraf sahici Ahmet Kekeç değil, plastik imaj... Eğreti... Bunu Ahmet Kekeç bilmiyor mu? Biliyor. Ama karşı koyamıyor işte. 'Bir dakika arkadaşlar, ben buyum. Ben kravatlı yazar değilim' diyemiyor. İtaat ediyor hemen.'
Ne yalan söyleyeyim bu tespiti çok beğendim, hak verdim ve 'Neden ben düşünmedim' diye de hayıflandım.
Sonraki günlerde Ahmet Kekeç'in yazılarına bu gözle baktım.
Sanırım kendisi de takılmış bu yoruma. Belli ki kendisinin de canını sıkıyor kravatlı olmak; ona dokunmuş ve pek bir şey diyememiş. 'Biraz böyle devam edelim, sonra bakarız' gibilerinden bir şey yazıyordu geçenlerde.
Yapma Ahmet Kekeç... O kravatı çıkar at, olduğundan başkası gibi görünmen hiç gerekmiyor.

<p>Dünyaca ünlü bir markanın eski modeli Adriana Lima ve saltbea hareketi ile popüler olan Nusret Gö

Haftanın Magazin Başlıkları... Fahriye Evcen, Kuruluş Osman'da

Niğde'de kaçak kazı yapan 4 kişi suçüstü yakalandı

Akkuyu Santrali'nde ikinci ünitenin konsol kirişinin kurulumu tamamlandı

Adıyaman'da ''Gastropod'' nesline ait hayvan fosili bulundu