• $8,2953
  • €10,0957
  • 489.706
  • 1444.87
11 Ekim 2010 Pazartesi

Antalya krizinin perde arkası

Ödül alamayacağını anlayınca Festival'den çekildi, çekilirken de bahanesi Emir Kusturica oldu. Bilindiği gibi Kaplanoğlu'nun 'Bal' filmi Adana Altın Koza Film Festivali'nde büyük ödülü kazanmıştı. Altın Portakal'da da yönetmelik gereği ulusal bir başka yarışmada yarışan bir filmin Antalya'da yarışma hakkı bulunamıyor. Dahası, bugün Kusturica'yla aynı festivalde filminin yarışma dışı dahi gösterilmesini kabul etmeyen Kaplanoğlu 2007'de benzer bir durumda sessiz kalmıştı: İkisinin de filmleri Cannes Film Festivali'nde gösterilmişti o sene hiç itiraz etmemişti. 


- Altın Portakal'da çıkan krizi bir 'CHP düşmanlığından' bağımsız yorumlamak ne yazık ki mümkün değil. Bilindiği gibi Antalya Belediyesi'nin CHP'ye geçmesi hem hükümette hem de hükümet güdümündeki medyada ciddi bir hüsran yaratmıştı. Altın Portakal adeta 'rövanş' fırsatı olarak seçildi ve sırf Antalya Belediyesi'ni cezalandırmak için Kusturica kurban edildi. Yerel seçimlerden beri medya her fırsatta Antalya Belediyesi'ne düşmanlık yapmak, küçük düşürmek için zaten fırsat kolluyor. Bu yüzden de Bursa'ya Kusturica'nın gelişine ses çıkarılmazken, söz konusu Antalya olduğu için ciddi bir kriz yaratılıyor.

- Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın Kusturica'ya yönelik açıklamaları gerçek bir skandaldır. Belli ki onun sineması hakkında pek fikir sahibi değil. Koskoca Kültür Bakanı sinemasını, ideolojisini ve duruşunu yeteri kadar bilmediği, hakkında yeteri kadar bilgilendirilmediği bir sanatçı hakkında böylesi yüzeysel sözler söyler, anlamak hakikaten mümkün değil.

- Emir Kusturica hala sosyalist köklerini koruyan, sosyalizme inanan ve anti-emperyalist çıkışlarıyla kendinden söz ettiren bir yönetmen. 'Underground' filminde bir ütopyayı anlatır: Yugoslavya'nın bir arada kalmasına dair özlemini... Nitekim, bugün onu 'Sırp kasabı' olarak göstermeye çalışanlar bu filmi bile izleseler ne demek istediğini çok iyi anlarlar... Kusturica, Yugoslavya'nın Amerika'nın Balkanlar'ı yeniden tasarlama politikası sonucu bölündüğüne inanıyor ve ilk günden beri buna karşı çıkıyor. Yarı Boşnak, yarı Sırp kökenlere sahip ve bugün Sırbistan vatandaşlığını seçen Kusturica'nın entelektüel bir zeminden yaptığı çıkışlar ve söz aldığı yer ucuz milliyetçi propagandaların ve şark kurnazlığının gölgesinde kayboluyor. Tam da Ortadoğu'nun yeniden tasarlanması sürecinde Türkiye'nin 'bölünmesi' açık açık konuşulurken Emir Kusturica'ya bu tepkilerin aksine bilakis sahip çıkılması gerekiyor.

- Bütün bu krizin sonunda da ciddi bir 'iletişim skandalı' ortaya çıkıyor: Antalya Belediye'sine bağlı AKSAV'ın tanıtım ve halkla ilişkiler işlerini yapan Mehmet Ali Birand ve oğlunun şirketi Bir İletişim bu krizi yönetemedi. Kimse kusura bakmasın ama el attıkları her Altın Portakal organizasyonu bir skandalla tartışılıyor. Daha evvel de organizatörlerle şirket yetkilileri arasında bir tokat skandalı yaşanmıştı. Şimdi de abartılan, yönetilemeyen, kontrol altına alınamayan bir Kusturica krizi... Ve zor duruma düşürülen bir belediye, belediye başkanı. Halkla İlişkiler derslerinde 'kriz nasıl yönetilmez' konusunda ders bile olabilir bu durum. Belediye resmen parasıyla rezil oldu! Tanıtım şirketi kendi müşterisini koruyacağına onu hedefe oturttu ve bu organizasyonu resmen yüzlerine gözlerine bulaştırdı. Birand'ın tek başarısı: Barışçıl mesajları vermesi gereken, sanatın kutsandığı, coşkuyla karşılanacak bir film festivalinden uluslararası kriz çıkarması oldu.

Önder Aytaç'a yanıt

Hep kendime 'Şaşırma' diyorum. Ama birileri çıkıp şaşırtıyor beni. Bunlardan biri Önder Aytaç. Ki bu kişi genç polis adaylarına öğretmenlik yapıyor. Kültür Bakanlığı danışmanı. Yazılar yazıyor; TV'de konuşuyor. Ve böyle bir adam sürekli belaltı, bacak arası göndermelerde bulunur.

Şaşkınlığım işte buna; cinsellikle ilgili çözemedikleri bir sorunları mı var acaba diye düşünüyorum.

Babası Aysal Aytaç'ın mesleğiyle ilgili kafa karışıklığımdan bir hata yapmışım. Babasının Milli Eğitim Bakanlığı'nda neler yaptığı, ne soruşturmalar geçirdiğini iyi biliyorum. Hatta milletvekili adaylığını bile hatırlıyorum. Ancak hata yapıp avukat demişim.

Bu insan beyni tuhaf işte; aslında Ali Özgür Aytaç'ın hakimliğini yazacaktım. Hukuk meselesini düşünürken birden Aysal Aytaç'ın avukat olduğunu yazmışım. Manisa'da hakimlik, Danıştay'da  Tetkik Hakimliği, Başbakanlık Personel ve Prensipler Müdür Vekilliği vs diye düşünürken, kırk yıllık eğitimci (bunun 10 yılını MEB Yurtdışı Eğitim-Öğrenim Genel Müdürlüğünü yapan) Aysal Aytaç'ı avukat yapıverdim.

Aysal Aytaç'ı çok iyi biliyordum. Keza 'Eğitime Adanmış Bir Ömür' adlı kitabını bile biliyorum.. Fethullah Gülen'in sitesinde çok övüldü bu kitap! Neyse... Cumhuriyet gazetesi arşivlerinde Aysal Aytaç hakkında çok bilgi var. Buralara girmeyeyim...

Demem o ki...
Ağzından köpükler saçarak konuşan Önder Aytaç da büyük bir açık bulmuş gibi koskoca bir sayfa yazı yazması ve sürekli belaltına gönderme yapması tuhafıma gitti.
Bu adamlar ailelerinden hiç mi terbiye almamışlar?
Ayrıca madem ailesi hakkında bilgi vermeyi seviyor; üçüncü kardeşin nerede, ne yaptığını da yazsa da öğrensek.


Ferhat Boratav'ı unutmadım
Bİr aile düşünün... 1940'larda üniversite aydınları için mücadele veren Pertev Naili Boratav, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nden kovuldu... İş bulamadı... Yurtdışına gitmek zorunda kaldı... Uzun yıllar Paris'te kaldı, orada hayatını kaybetti... Bir mücadele adamıydı, dünyanın en önemli sosyal antropologlarından biri oldu...

Korkat Boratav da Siyasal Bilgiler'in medarı iftiharı, hocaların hocası, dünyada hatırı sayılır iktisatçılardan biri... O da babası Pertev Naili Boratav gibi işsizlikle karşılaştı, üniversiteden kovuldu... O da bir mücadele adamıydı...

Ve Müeyyet Boratav... Nam-ı diğer 'Sakıncalı Doktor.' Pertev Naili Boratav'ın erkek kardeşi... 1944'te iki yıl hapis yattı... İki yıl Sivas-Zara'da 'sakıncalı piyade' oldu... 6-7 Eylül 1955 olaylarında üç ay cezaevine attılar... 12 Mart'ta da yattı, 12 Eylül'de baskı gördü ama hep onurlu bir mücadele verdi... 83 yaşında emekli oldu, geçen ay hayata gözlerini yumdu...

Ve Can Boratav... O da doktor... O da ağabeyi Müeyyet Boratav gibi aynı acılardan, aynı baskılardan, aynı sürgünlerden, aynı cezaevlerinden geçti...
Boratav Ailesi Türkiye'nin aydınlanma mücadelesinde hep ön saflardaydı, hiç yılmadılar, geri adım atmadılar, el-etek öpmediler...

Gericiliğe karşı aydınlanmanın yanında yer aldılar...
Şimdi bunlardan ikinci kuşak Ferhat Boratav var... Kartvizitinde gazeteci yazıyor ama hiçbir üretimi yok... Yıllardır yöneticilik yapıyor... CNN Türk danışmanı... Bir Genel Yayın Yönetmeni oluyor, bir danışman oluyor... 10 yıldır borsa gibi iniyor-çıkıyor...

Neden bu görevlerde biliyor musunuz?
Çünkü bir işi çok iyi yapıyor: Çok kurnaz... Kiminle nasıl geçineceğini, kimin gidip çayını içip içmeyeceğini, kiminle arasını iyi tutacağını biliyor. El öpeceği şahıs Okyanus Ötesi'nde olmasına rağmen, görüşmek için hiçbir sebebi yokken kalkıp Pensilvanya'ya kadar gidiyor.
Aklıma takılıyor... Neden amcalarının, babasının, kuzeninin o direnci kendisinde yok...
Bu soruyu Boratav Ailesi'ne duyduğum saygıdan dolayı yöneltiyorum, benim için Ferhat Boratav'ın bir önemi yoktur: Ama Ferhat Boratav söyle bakalım bu Pensilvanya gezisinin parasını kim ödedi?


CEVAP VE DÜZELTME METNİ

www.aksam.com.tr internet sitesinin 18 Haziran 2010 tarihli yayınında "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla Oray Eğin'in Müvekkilim Balçiçek Pamir hakkındaki kötüniyetli karalama kampanyasına devam ettiği görülmektedir. Öyle ki, bu yazının, Oray Eğin'in bir gün önce köşesinde Müvekkil'e ait cevap ve düzeltme metnini mahkeme kararı nedeniyle yayınlamak zorunda kalmasının yarattığı tahammül edemezlik duygusu ve gerçek dışı haberciliğin deşifre olmasının yarattığı kızgınlık sonucu yazıldığı meydandadır.
Oray Eğin, hakkında tekzip yayınlamak zorunda kaldığı 24.03.2010 tarihli yazısında Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiğini söyleyerek alenen yalan söylemiş iken, bu kere 18 Haziran tarihli yazısında yalnızca MİT'e "görüşme"den bahsetmek suretiyle kendii fadelerini kısmen düzeltmektedir. Bu durum kendisiyle ilgili olumlu bir gelişme olmakla birlikte, iyi niyetle yapılmadığı da ortadadır. Zira; Sayın Yazarımız, 18 Haziran 2010 tarihli "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla yine sapla samanı birbirine karıştırmış ve okuyucusuna yalan/yanlış bilgiler vermeye devam etmiştir. Bahsi geçen yazıda, mahkeme kararı fotoğrafı da yayınlanmak suretiyle inandırıcılık katılmaya çalışılan iddialar ile kararın hiçbir bağlantısı yoktur. Sözkonusu karar, Müvekkil Balçiçek Pamir'in bir yazısında Fikri Sağlar hakkında sarf ettiği ve mahkemece hakaret teşkil ettiği tespit edilen beyanlar nedeniyle tazminata hükmedilmesi hakkındadır. Yoksa, Oray Eğin'in iddia ettiği gibi Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiği yönündeki iddiayı ispatlayan bir belge olması hukuken ve mantıken olanaklı değildir.
Oray Eğin, Müvekkil'in Fikri Sağlar'a yönelik sarf ettiği ve hakaret teşkil ettiği gerekçesiyle tazminat ödemek zorunda kaldığı beyanlarına ilişkin bir tazminat davası Müvekkil'in MİT'e röportaj kasedi teslim ettiği yönündeki iddiasının ispatı gibi sunmaya çalışmakla, kendi okuyucularına alenen gerçeğe aykırı malumat vermiş ve bu durumu da gazetecilik anlayışıyla bağdaştırabilmiştir. Bu durumun etik ve ahlak kurallarıyla ne derece örtüştüğü hususunu okuycuların takdirine bırakıyoruz.
Ayrıca ifade etmek gerekir ki; Müvekkilim Balçiçek Pamir uzun yıllar gerek yazılı gerekse görsel basında bilfiil çalışmış, yıllarını bu işe vermiş saygın bir gazetecidir. Notre Dame De Sion Lisesi mezunu olan müvekkil, eğitim kariyerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olarak tamamlamıştır. Gazetecilik kariyerine henüz yirmili yaşlarda Cosmopolitan Dergisi'nde muhabir olarak başlamış, AKTÜEL Dergisinde editörlük, 1 Numara Hearst Yayıncılık A.Ş'nde Haber Müdürlüğü ve Ankara Temsilciliği görevlerinde bulunmuştur. 1999 yılında İstanbul'da Sabah Grubu'nda Grup Koordinatörü, 2002'de yine aynı bünyede Yazı İşleri Müdürlüğü görevi yapmıştır. Müvekkil bu dönemde Sabah Gazetesinde köşe yazarı olmakla beraber, yaptığı röportajlar "Pazartesi Söyleşileri" adı altında marka haline gelmiştir. Müvekkil 2007'den bu yana www.haberturk.com isimli internet sitesinde ve 2009 yılından bu yana da Habertürk Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca halihazırda ülkenin en çok izlenen haber kanalı olan Haberturk logolu televizyon kanalında hafta içi her gün canlı olarak yayınlanan "BALÇİÇEK PAMİRLE SÖZ SENDE" isimli programı hazırlayıp sunmakta ve yine aynı kanalda yayınlanan "Karşıt Görüş" programı, farklı fikirlerin demokratik tartışma platformu olma fonksiyonunu ifa etmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Saygılarımızla

Balçiçek PAMİR
Vekili
Av. Emel GÖÇMEN BOZOĞLU

<p>Astrolog Özlem Recep, 'Kadro bekleyenler alanları ile ilgili olumlu olan süreçlerin içerisindeyiz

11 Mayıs Boğa Burcu Yeniayı'nın burçlara etkisi

Demir yoluyla taşınan bor, seramik ve mermer miktarı arttı

Bakan Karaismailoğlu, Trabzon'da inceleme ve ziyaretlerde bulundu

Osmaniye'de tarlada bulunan yaban kedisi yavruları bakıma alındı