• $7,4294
  • €8,982
  • 412.302
  • 1471.39
18 Nisan 2011 Pazartesi

25 dolara prensimle bir gece

Los Angeles

Lakers'ın beş NBA şampiyonluğu kazandığı o büyülü 80'li yıllar... Tek kanallı televizyondan o maçları izlediğimi hatırlıyorum; hiç gitmediğim basketbol takımının taraftarı olmuştum. Lakers o maçları Forum'da oynardı.
Yıllar sonra Inglewood'dayım. O büyülü arenayı göreceğim. Lakers'ın evi çoktandır Staples Center. Forum da eski şaşaalı günlerinden epey uzakta. Bir AmericanIdol yarışmasının seçmelerine ev sahipliği yaptı, bir de yeni başlayan bir dizide kullanılıyor.
Şimdi birilerine 'Inglewood'a gidiyorum' dediğinizde yüzlerini ekşitiyorlar. Epey kötü bir semt, suç oranının yüksek olduğu bir Amerikan varoşu. Forum da modern zamanların bir tür hayalet binalarından.
Ama bu gece Forum'a doğru giden yolda trafik kalabalıktan ilerlemiyor. Bu gece Forum'un otoparkı 25 dolarlık ücrete rağmen sonuna kadar dolu. Bu gece aralarında Javier Bardem ve Penelope Cruz'un da olduğu binlerce insan Forum'a akın ediyor.
Bir gece önce Prince çıktığı televizyon programında Los Angeles'ta 21 gün sürecek bir konser serisine başlayacağını duyurdu.
Bu konserlerin birkaç ilginç özelliği var: Açılış grubu yok, her akşam bir başka konuk sanatçı sahneye çıkıyor, 21 konserin tamamı Forum'da ve en önemlisi biletlerin yüzde 85'i sadece 25 dolardan satılıyor. Ortalama bir konser biletinden kat be kat daha ucuz.
Çünkü Prince 'Zamanında biz konserlere giderdik ve bilet fiyatları 25 dolardı' diyor. Bütün hayranlarının kendisini canlı izlemesini istiyor.
Açılışı komedyen George Lopez yapıyor: 'Varoşa hoşgeldiniz' diyor defalarca.
52 yaşında, hala incecik, hala topuklu ayakkabılarının üstünde, parıldayan kıyafetleri ve o yaramaz çocuk bakışlarıyla hala aynı efsane Prince. Açılış konuşmasını 'Pop Life'ın arasına serpiştirirken 'Yıllar kimseye yaramıyor ama ben hala aynı görüyorum' diyor.
Daha ilk, sadece ilk şarkıda bile bütün Forum ayakta. 'Bakın biz her gece burada olacağız' diyor, 'Ama siz de geleceksiniz. Sabaha kadar eğleneceğiz ve hep beraber burayı yaşatabiliriz. Dünyanın en iyi grubu bende, en iyi parti de burada!'
Prince'in konser performansı bir anlamda Bob Dylan gibi: Şarkıları CD'de olduğu gibi kusursuz çalma gayreti yok. Dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden biri olarak stüdyodaki kaydın aynısını istese konser salonunda da yapar. Ama aksine konserde her şarkı kendine özgü bir havada yeniden yaratılıyor. Bazen çok iyi bildiğiniz bir şarkıyı tanımıyorsunuz, bazen bu yeni hali daha çekici olabiliyor.
Kirpiğindeki boyadan beden diline kadar her şeyi kusursuz Prince'in: Bir proje olarak 100 üzerinden 100 alabilecek kadar. Büyük yıldızların hepsinde böyle bir proje havası var, ama bu küçücük adamda çok az insanda olan bir başka meziyet var: Adına 'büyü' mü denir, 'aura' mı, 'karizma' mı bilmiyorum. Ama o 'şey' her neyse ona bol bol nasip olmuş. Bir kere samimi, kimseyi kandırmıyor, sadece profesyonel sebeplerden çalmıyor, kendisi de eğleniyor ve bunu hissettiriyor.
Eğlenmese üç buçuk saat sahnede kalır mı?
Evet, tam üç buçuk saat çaldı Inglewood'da.
'25 dolara bu kadarı da fazla' mı diyorsunuz? Şöyle söyleyeyim: Konser asıl bittikten sonra başladı. Finalde aralarında Mila Kunis, Eva Longoria, Toni Braxton gibi isimlerin olduğu izleyicilerden oluşan bir kalabalığı sahneye toplayıp dans ettirdi ve sonra gitti. 20 dakika sonra, salonun bir kısmı boşalmışken bu sefer Sheila E. sahnede göründü ve 'A Love Bizzare'ı söyledi.  Hemen ardından da asansörüyle Prince.
Sonra tekrar veda ettiler... Tam bitti derken, yeniden çıktılar. Ve bu bis seansı toplam altı kere devam etti. Bir seferinde 'Artık kesin gelmez' diye merdivenlerden dönerken birden ışıklar yine söndü, yine sahneye çıktı. O an anladım ki o salondan son kişi ayrılana kadar bekleyeceğiz...
'Siz hiç eve gitmek bilmez misiniz' dedi Prince gitarını çalmaya devam etti.
Prince'i Forum'da perşembe akşamı izledim. O gün bugündür o konserden başka bir şey konuşmaz oldum. Bugüne kadar izlediğim en iyi konser, dersem abartmış sayılmam. Fena olmayan bir konser katılımım da vardır bu arada...
Prince'in 'Inglewood benimdir' diye bağırışı hala kulağımda yankılanıyor. Los Angeles'tan ayrılırken 'Acaba tekrar buraya gelir miyim' diye merak ediyorum, 'Geriye kalan 20 konserden bir tanesini daha yakalayabilir miyim...'
Evet, o kadar...

İstikamet İzmir
Egosu ve karakteri Başbakan Erdoğan kadar kuvvetli, kendine abartılı derecede güvenen birinin bazı konuları hiç umursamayacağını düşünürüm. Oysa o ego bazen onu öylesine zorluyor ki başarmak, kazanmak için ne yaparsa yapıyor.
Şu İzmir de öyle.
Ağzıyla kuş tutsa İzmir'e yaranamıyor. 8 yıldır iktidarda, Cumhuriyet tarihinin en kuvvetli liderlerinden biri ama yok olmuyor, bir türlü İzmir'e kendisini kabul ettiremiyor.
Dün, seçim beyannamesinde İzmir'e vaatlerini okudum. Büyük bir liman yapılacak, kentsel dönüşüm projeleri başlatılacak diye. Umarım vaatte kalmaz, hayata geçer. İzmir'in daha da gelişmesi için iyi adımlar bunlar.
Ama bütün bunlar AKP'ye oy olarak döner mi, Ertuğrul Günay gibi 'beyaz' adaylarla İzmir kazanılır mı; zor. Başbakan Erdoğan'ın sahillere girmek, o monoblok muhalefet bölgesini bozmak için talimat verdiği biliniyor. Ama İzmir de direndikçe direniyor. Bu karşılıklı inatlaşmayı izledikçe de 'Vay be ne İzmir'miş' diyorum.

Şimdi Meksika Cola'sı moda
MeĞerse bir süredir devam ediyormuş, ben farkında değilim. Önceki gün 'hip' bir hamburgercide sipariş verirken Coca Cola konusunda uzun bir konuşma geçti garsonla aramızda. Alternatif, sağlıklı yiyecek sunma iddiasında bir yerdi. O yüzden de 'Cola var mı' diye sorduk.
'Evet var ama bizdeki şekerle yapılıyor, mısır şurubuyla değil, yani daha sağlıklı' dedi.
Son yıllarda kimi küçük markaların daha pahalıya alternatif gazlı içecekler ürettiğini biliyordum; organik, daha sağlıklı maddelerle yapılan. Öyle bir şey zannettim.
Önümüze bildiğimiz şişe Coca Cola geldi. Artık Türkiye'de bile olmayan o eski ince uzun cam şişede. Kırmızı logosuyla Coca Cola işte. Hiç de öyle alternatif falan değil.
'Bunun bildiğimiz cola'dan ne farkı var' diye düşünürken anladık ki bu Meksika'da satılan Coca Cola'ymış. Ve Coca Cola dünyanın farklı yerlerinde tatlandırıcı olarak başka malzemeler kullanıyormuş. Meksika'daki cola'da da mısır şurubu yokmuş.
Amerika'da da böyle bir moda başlamış, insanlar kasa kasa Meksika cola'sı sipariş ediyormuş, bazı marketlerde de bulunuyormuş...
Çok uzun zamandır gazlı içeceklerden uzak duruyorum, bu konuda başarılı oldum. O yüzden de çok merak etmeme rağmen Meksika cola'sını denemedim. Çünkü bir başlasam bir yıllık oruç sona erecekti.
Ama arkadaşım denedi ve tadının çok daha güzel olduğunu söyledi. Coca Cola kabul etmiyor ama o tatlar ülkesine göre farklılık gösteriyor.

<p>Peki, koronavirüste son durum ne? Aşılarla ilgili yapılan araştırmalar  bize ne söylüyor? Sürü ba

Aşı araştırmaları bize ne söylüyor?

Öğretmenlere koronavirüs aşısının yapılmaya başlandı

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar A-400M hangarını ziyaret etti

Balıkçı ağlarına bin yıllık tekne parçaları ile 13 amfora takıldı